Kadının özerk örgütlülüğü Rojava’da yaşam buldu

  • 09:01 16 Temmuz 2024
  • Dosya
 
Melek Avcı 
 
ANKARA - Fransa’dan Lola Estaque PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kadın özerk örgütlülüğünü ele alarak, bunun kadın özgürleşmesinde önemli bir araç olduğunu belirterek, Rojava’da yaşam bulduğuna işaret ediyor. 
 
Bu dosyaya başlarken; uluslararası komplocu güçlerin, bu dünyada ayak basacak bir karış toprak bile bırakmadıkları bir liderin Asya’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Amerika’dan Antartika’ya tecrit demirlerini aşarak insanların zihinlerinde ve yaşamlarında nasıl ev sahibi olduğunu bu anlatımları okurken görmesini istedik.
 
Tek bir soru yönelttik ve tüm paradigmasını harmanlayıp akıllarında olan “Onu” 21.yüzyılın ve gelecek diğer yüzyılların deneyimiyle anlattılar: PKK Lideri Abdullah Öcalan zamanında ne demişti, neyi anlatmıştı ve şimdi ne oldu, gerçekleşen ne?
 
Öncelikle Fransa’da Jineloji ile birlikte “Onunla” tanışan Lola Estaque’dan okuyoruz. 
 
Kadın özerkliği ve öz örgütlülük
 
"Araştırmalarınızı, kendinize güveninizi, toplumla birleşmesini istediğiniz dünyayı ancak öz savunma ve öz örgütlülüğünüzle geliştirebilirsiniz. (Rêber Apo'dan YJA-Star kadınlarına)”
 
“Bu soruya yanıt verirken düşüncelerime Sayın Abdullah Öcalan'ın yukarıdaki sözüyle başlayarak yazmak istiyorum, çünkü bu söz bize sonsuz bir olasılık alanı açıyor. Daha spesifik olarak, öz-örgütlenme fikriyatı hakkında konuşmayı tercih ettim.  Örgütlenme, yani kadınların özerkliği, Kürt Kadın Kurtuluş Hareketi'nin ideolojisinin temellerinden biridir ve Abdullah Öcalan tarafından tasarlanmış, önerilmiş ve desteklenmiştir. Bu temelin ortaya çıktığı tarihsel bağlama geri gitmeye gerek duymadan Fransız solunun mevcut örgütsel durumuyla bir paralellik kurmak istiyorum. Kısaca PKK'nin yaşam ve mücadele deneyimi sayesinde Sayın Abdullah Öcalan'ın sömürgeleştirilecek ilk toplumsal grubun kadınlar olduğu tespitinin ardından militanlar ve Kürt kadınları, 1990'larda halkların kurtuluşu için bir strateji olarak kadınların özerk örgütlenmesini önerdi. Artık mesele toplumun özgürleşmesini beklemek ve sonra kadınların kaderi üzerine düşünmek değildi, yeni olan, toplumun özgürleşmesinin kadınların mücadelesi ve öz örgütlenmeleriyle mümkün olacağını düşünmekti.
 
Rojava’da fikir hayat buldu
 
Bu nedenle kadınların özerkliği, Kürdistan'ın çeşitli bölgelerinde ve Kürt diasporasında uygulanmaya başlanan uzun vadeli bir strateji haline geliyor. Rojava örneği muhtemelen en anlamlısı ve aynı zamanda dünya tarafından en iyi bilineni. Sağlık, eğitim, ekonomi, ekoloji, adalet, öz savunma gibi toplumun düzgün işlemesini sağlayan yaşamın her alanında kadınlar, erkekler kadar siyasi alana ve karar verici bir ağırlık taşımalarını sağlayan kendilerine ait bir yapıya sahipler.  Bu yapılarda baskın erkeğin varlığı olmadan içsel bir tartışma süreci başlatırlar, pasif değil aktif özneler haline gelirler ve kararları "biz" etrafında kolektif olarak alır ve nadiren bireyselleştirirler. Pek çok kişinin düşündüğünün aksine, bu tam bir ayrılıkçılık veya pozitif ayrımcılık vakası değildir, çünkü kadın yapıları sürekli olarak karma yapılarla bağlantılı ve doğrudan tartışma halinde, kadın ve erkekleri bir araya getiriyorlar. Bu sistem tamamen demokratik güçleri birleştirmekle ilgilidir. Bu özerklik sayesinde, Abdullah Öcalan'ın da belirttiği gibi, kadınlar kendi örgütsel güvenlerini geliştirebilir, kimliklerini savunmak için gerçek bir araca sahip olabilir, değerlerini, kültürlerini ve bilgilerini koruyabilirler.
 
Yeni alternatifle tanışma
 
İçinde büyüdüğüm ve aktivizme başladığım bağlam olan Fransız devletinde, kadınların özerkliğine atıfta bulunmak için 'non-mixité' veya 'mixité-chosen'den bahsediyoruz.  Uzun bir süre toplumsal cinsiyet ayrımcılığı düşüncesinin en etkili çözüm olduğunu düşündüm, ta ki ben ve hemcinslerim, kız kardeşlerim ve arkadaşlarımın bu toplumun bir parçası olduğumuzu fark edene kadar. Bu toplumla herhangi bir temasımız olmadan, kalıcı bir alternatif ya da devrim umamazdık. Ne toplumda ne de kendi içimizde. Benim için tüm karmaşıklık, sosyal bağların, mücadele bağlarının ve karma alanlar ile cinsiyet ayrımcılığından kaynaklananlar arasındaki farklılıklarımızın gerçek bir tanıma ve kabulünün nasıl yaratılacağını anlamaya çalışmaktı. Bugün Fransa'da bile, kadınların özerkliğinde kendi dallarını ve benzerini yaratan sisteme alternatif yapılar görmek çok nadirdir.
 
Feminizmi tüm mücadele tarihinden soyutladılar
 
Örgütlerin, partilerin, sendikaların, derneklerin, kolektiflerin ve meclislerin çoğunda her zaman özerk bir şube olmadığını görmekten üzüntü duyuyorum. Bu bir ihtiyaç olarak görülmüyor. Öte yandan ataerkilliğe ve toplumsal cinsiyet normlarına karşı mücadele etmek isteyenler için sadece feminist ve erkeklerden bağımsız ayrılıkçı alanlar yaratmak çözüm gibi ele alınıyor. Elbette özerk kadın yapılarının olmadığını ya da böyle bir girişimde bulunulmadığını söyleyerek genelleme yapmak istemiyorum. Yorumlarımın anlaşılması gerekiyor nüanslarıyla. Ancak gözlemlerimiz oldukça açık, kendi özerk kadın kollarını yaratan sisteme alternatif yapılara nadiren rastlanıyor ve bu nedenle Fransa'da kadınların aşağıdan gelen siyasi ağırlığı hala çok zayıf. Bu anlamda, iktidar kurumlarında oturan kadınların feminizm terimini yeniden sahiplenerek, bireyselleştirerek, liberalleştirerek ve pasifize ederek kadınların iradesini çarpıtmayı başarması da şaşırtıcı değildir. Feminizmi tüm mücadele tarihinden, isyanından ve devrimci potansiyelinden soyutlayarak bunu yapıyorlar. 
 
Özerk örgütlülük tarihin bir parçası
 
Kadınların bu özerk örgütlenme pratiği de yeni bir şey değil. Aksine, Fransa'daki kadınların, özellikle de işçi sınıfı kadınlarının tarihinin bir parçası; Fransa'nın güneyindeki tekstil işçilerinin 1906'daki grevlerinden 1924'te Britanya’daki Penn Sardin kadın grevine kadar. Geçmişle günümüz arasında bağlantı kurmak için Fransa'daki oda hizmetçilerinin mücadelesinden bahsetmek istiyorum çünkü bu mücadele ırk, toplumsal cinsiyet ve sınıfla bağlantılı baskıları bir araya getiriyor. Son yıllarda birçok otel oda hizmetçisi, işverenlerin ellerinde maruz kaldıkları sömürüyü kınamak için birbiri ardına greve gitti.  Bakım, onarım ve emlak sektörleri görünmezdir, toplum için gereklidir ve büyük ölçüde kadınsılaştırılmıştır. Bunlar, daha önce hiçbir örgütte ya da dernekte örgütlenmemiş olan, ancak büyük grevciler haline gelen kadınlar, sadece kadınlar. Sendikalarla bağlantılar kuruyor, yeni bir grev başlatanlara destek sağlıyorlar. Grev hatları yaratıcı ve mücadeleci. Ve genellikle kazanıyorlar. Bunu anlamanın pek çok yolu var ama özerk kadınlar olarak örgütlenmelerini sorgulamamak ve bunun önemli anahtarlardan biri olduğunu düşünmemek saflık olur. Ama Kürt kadın hareketinin bir benzerini görmek çok zor. Fransa'da gerçek ve sistematik bir örgütlenme, özerk bir örgütlenme gerçekten eksik ama  örgütlendikleri bazı mücadeleler olduğunda oldukça iyi çalışıyorlar. Burada örgütlenmenin önemini görmüş oluyorsunuz.”
 
Yarın: 92 yaşında insan hakları aktivisti anlatıyor… Ne Platon ne Aristo