‘Yüz yıllık inkâr son bulmalı, demokratik yaşam inşa edilmeli’

  • 09:03 15 Haziran 2026
  • Güncel
Devrim Fındık 
 
İSTANBUL - Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'nda konuşan Asiye Kolçak ve Burcu Çelik, yüz yıllık inkâr ve asimilasyon politikalarının terk edilmesi gerektiğini belirterek, demokratik yaşamın eşit yurttaşlık, anayasal güvence ve toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla inşa edilebileceğini vurguladı.
 
Türkiye'de 27 Şubat'ta yapılan çağrının ardından demokratikleşme, toplumsal barış ve yeni bir toplumsal sözleşmeye dair tartışmalar yeniden ülke gündeminin merkezine yerleşti. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında nasıl bir birlikte yaşamın inşa edileceği, Kürt meselesinin demokratik çözümü, eşit yurttaşlık, kadın özgürlüğü ve toplumsal barış başlıkları etrafında yürütülen tartışmalar sürerken, gözler 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul'da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”na çevrildi. Cem Karaca Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen konferans, yalnızca bir fikir alışverişi zemini olmanın ötesinde, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik dönüşümün nasıl sağlanacağına dair farklı toplumsal kesimlerin sözünü bir araya getirdi. 
 
İki gün süren konferansa çok sayıda aydın, yazar, sanatçı, akademisyen, siyasetçi, kadın aktivist ve sivil toplum temsilcisi katılırken; demokratikleşme, toplumsal barış, hakikatle yüzleşme, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşamın imkanları çok yönlü biçimde ele alındı.
 
Konferansa katılan; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)  PM üyesi Asiye Kolçak ile Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi Eşsözcüsü Burcu Çelik, değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Yüz yıllık inkardan çıkılmalı’
 
Bütün toplumsal kesimlerin barışa ve Kürt meselesinin çözümüne dair sözünü söylemesi ve barış sürecinde elini taşın altına koyması gerektiğini dile getiren Asiye Kolçak, geçtiğimiz yüz yılda Türkiye’de başta Kürt halkı olmak üzere bütün etnik grupların antidemokratik uygulamalar sonucu ötekileştirildiklerini de vurguladı. Asiye Kolçak, “Bir yüzyıl daha asimilasyon politikalarıyla yürünemez ve bu yüz yıllık inkârdan çıkılması gerekir. Bütün kimliklerin tanınması ve anayasal güvenceye kavuşturulması gerekir. ‘Kürtler bizim kardeşlerimizdir’ sözü ise barışı ilerletmez” dedi.
 
‘Yeni bir eşiğin başlangıcı olmasını temenni ediyoruz’
 
Asiye Kolçak, kadın hakları, ekonomi, hayvan hakları gibi alanlardaki sorunların da barış sürecinde çözüme kavuşturulması gerektiğini belirterek, “Aksi takdirde bu yüzyılın bir Afganistan, Lübnan, Suriye olması kaçınılmaz olacaktır. Biz de bu konferansa paylaşılacak olan ciddi mesajların kamuoyuna ulaştırılması için geldik. Bu konferansın Türkiye’nin demokratikleşmesine, imha, inkâr ve asimilasyon siyasetine son veren yeni bir eşiğin başlangıcı olmasını temenni ediyoruz” diye belirtti.  
 
‘Sokakta sosyal patlama yaşanıyor’
 
Asiye Kolçak, sokağın dilinin iktidarın muhalefeti dizayn etme krizinin somut göstergesi olduğunu kaydederek, sokakta bir sosyal patlamanın yaşandığını söyledi. Asiye Kolçak, bu sosyal patlamanın önüne geçebilmenin tek yolunun ise iktidarın yüz yıllık inkârcı anlayıştan vazgeçmesi olduğunu dile getirdi.
 
‘Kürtler ve yok sayılan kimlikler ülkenin kurucu unsurlarıdır’
 
Kürtlerin ve diğer yok sayılan bütün kimliklerin ülkenin temel kurucu unsurları olduğunu ifade eden Asiye Kolçak, “Ben kendimi kendi ülkemde özgür ve güvende hissetmek istiyorum. Bunu yapılacak olan yasal ve anayasal değişimlerin yanı sıra zihniyet değişimleri sağlayacaktır. Önümüzde yeni bir anayasadan bahsediliyor, oysaki şu anki anayasaya bile uymayan bir siyasal devlet aklıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla biz Kürtler, Aleviler, kadınlar, kendisini bu ülkede ürkek birer güvercin gibi hisseden bütün toplumsal kesimler, demokratik ve eşit bir yurttaş olma bilinciyle ülkesinde yaşamalıdır” sözlerini kullandı.  
 
‘Mevcut ihtiyaçlar konuşulmalı’
 
Konferansın bugün neden ihtiyaç haline geldiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Burcu Çelik, özellikle 2015 sonrası gerçekleşen gelişmelere değindi. Dokunulmazlıkların kaldırılması, siyasetçilerin tutuklanması, belediyelere kayyım atanması, kadın ve gençlik örgütlerine yönelik baskı politikalarının toplum üzerinde derin etkiler bıraktığını belirten Burcu Çelik, “Bugün gelinen aşamada yeni bir dönemin tartışıldığı görülüyor. Ancak bu klasik anlamda bir barış süreci olarak tanımlanamaz. Yıllardır asimilasyon politikaları, Kürt sorunu ve kimliklere dönük baskılar tartışılıyor. Artık geçmiş deneyimlerin ötesine geçerek mevcut ihtiyaçların konuşulması gerekiyor. Toplumun farklı kesimlerinin ortak beklentisi eşit ve demokratik bir yaşam. İnsanların duymak istediği en güçlü mesaj birlikte yaşayabileceğimiz gerçeğidir. Ancak bunun yolu tanınmaktan, eşit yurttaşlıktan ve demokratik bir zeminin oluşturulmasından geçiyor. Bu nedenle anayasa ve hukuk tartışmaları da bu sürecin önemli başlıkları arasında yer alıyor” diye konuştu.
 
‘Hakların elde edilmesi için ağır bedeller ödendi’
 
Kadınların, gençlerin, sivil toplum örgütlerinin ve toplumun tüm farklı kesimlerinin dönüşüm sürecinin öznesi olması gerektiğini söyleyen Burcu Çelik, mevcut sorunların aşılabilmesi için güçlü ve kararlı adımların atılması gerektiğini kaydetti. Amaçlarının birlikte yaşamı örmek ve demokratik bir cumhuriyet perspektifini güçlendirmek olduğunu dile getiren Burcu Çelik, Türkiye halklarının demokrasi ve özgürlüklerle buluşmayı çoktan hak ettiğini ifade etti. Bu hakların elde edilmesi için ağır bedeller ödendiğini belirten Burcu Çelik, “İnsanlar tutuklandı, sürgün edildi, yerlerinden edildi. Dilleri, inançları ve kimlikleri baskı altına alındı. Bugün yürütülen bütün bu tartışmalar aslında özgürlüklerin ve hakların güvence altına alınması içindir” dedi.
 
‘Tartışmalar daha fazla toplumsallaşmalı’
 
Türkiye'nin kuruluş kodlarının da yeniden tartışılması gerektiğini ifade eden Burcu Çelik, demokratik dönüşümün toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla ve şeffaf bir biçimde ele alınmasının önemine dikkat çekti. Demokratik Cumhuriyet fikrinin bir tehdit değil, ortak yaşamı güçlendirecek bir zemin olarak görülmesi gerektiğini belirten Burcu Çelik, bu tartışmaların daha fazla toplumsallaştırılması gerektiğini söyledi.
 
‘Demokratik bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz’
 
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi olarak yürüttükleri çalışmalara da değinen Burcu Çelik, kalıcı barışın en önemli unsurlarından birinin yüzleşme ve tanıklık olduğunu vurguladı. Geçmişle yüzleşmeden kalıcı bir demokrasi ve barışın inşa edilemeyeceğini belirten Burcu Çelik, “Kurucu tarihin halkların gerçek tarihiyle yüzleşmesi gerekiyor. Yaşananları görmezden gelerek demokratik bir gelecek kurulamaz” ifadelerini kullandı. Süreçlerin uzun ve sabır gerektiren süreçler olduğuna işaret eden Burcu Çelik, sabrın mücadeleden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek demokratik bir gelecek için çalışmaya devam edeceklerini söyledi.
 
‘Mücadeleye devam edeceğiz’
 
Konferans boyunca en çok öne çıkan kavramların barış ve kadın olduğunu ifade eden Burcu Çelik, farklı halkların, inançların ve kimliklerin bu coğrafyanın en önemli zenginliği olduğunu belirtti. Yapılan tartışmaların tarihsel birikimi görünür kıldığını söyleyen Burcu Çelik, demokratik bir ülke, yeni bir toplumsal sözleşme ve herkesin kendisini içinde görebileceği bir düzen kurmanın mümkün olduğunu dile getirdi. Burcu Çelik, “Kimsenin kendisini yabancı hissetmediği, herkesin eşit yurttaş olarak yer aldığı bir yaşam mümkündür. Bu coğrafyada bütün halkların, inançların ve kimliklerin eşit ve özgür biçimde bir arada yaşayabileceğine inanıyoruz. Bu umudu büyütmeye ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.