Yüksel Genç: Toplum bilinçli şekilde sürecin dışında tutuluyor
- 14:48 14 Haziran 2026
- Güncel
İSTANBUL- İstanbul’daki konferansta konuşan Yüksel Genç, sürecin devlet ve iktidar tarafından "siyasetsizleştirme, toplumsuzlaştırma ve güvensizleştirme" ekseninde yürütüldüğünü belirterek, toplumun bilinçli şekilde sürecin dışında tutulduğunu kaydetti.
İstanbul’da düzenlenen "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” ikinci gününde devam ediyor.Moderatörlüğünü Şebnem Korur Fincancı'nın yaptığı “Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması” ana başlıklı oturumda, Ahmet Faruk Ünsal, "Toplumsal Barışın İnşasında 2013–2015 ve 2024 Deneyimleri", Yüksel Genç, "Barışın Toplumsal Zemini: Güvensizleştirme Politikalarını Aşmak ve Demokrasiyi Birlikte İnşa Etmek", Cemal Salman, "İdealden Gerçekliğe İkinci Yüzyılında Cumhuriyet ve Aleviler", Vahap Coşkun, "Demokratikleşme ve Toplumsal Mutabakat", Ahmet Türk ise "Demokratik Siyaset ve Toplumun Gücü: Yerelden Demokratik Cumhuriyete" başlığında sunum yaptı. “Güvensizlik Politikalarını Aşmak, Topluma Alan Açmak” başlıklı konuşmalar gerçekleştirildi.
‘Affetme ve helalleşme ile hesap verebilirlikle demokratik ortam sağlanır’
Şebnem Korur Fincancı, toplumun özne olarak fark edip yer aldığı daha geniş toplantıların daha gerekli olduğunu ifade ederek, sözüne başladı. Bir eğitim çalışması vesilesiyle gittiği Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bir beyaz kadının tecavüze maruz bırakılarak katledildiği haberi nedeniyle gezisini iptal etmek zorunda kaldığını anlatan Şebnem Korur Fincancı, “Apartheid rejimi bitmişti, Nelson Mandela devlet başkanıydı. Ancak o da yüksek duvarlı beyazların evlerinde oturuyordu. Duvarlar elektrik verilmiş dikenli tellerle sarılıydı. Çünkü hesap verebilirlik ilkesi ortadan kaldırılmıştı. Affetme ve helalleşme ile bir arada yaşama, demokratik bir ortamın sağlanması mümkün değil. Birbirimizle bu konuları istişare etmeliyiz. Özgürlüğümüz güvenliğe feda ediliyor. Cumhuriyetin birinci yüzyılı, baskının ve devlet terörünün yoğun olduğu koşullarda yaşandı. Bir yüzyıl daha böyle mi yaşanmalı, yoksa umudu taşıyabilir miyiz? Bu umudun herkese düşen sorumlulukları var. Bazı adımları atmamız gerekiyor. Bir arada yaşayabilme pratikleri için çabalar sergilenebilir” şeklinde dile getirdi.
‘Kalıcı barış toplumun özneleşmesiyle gerçekleşir’
“Barışın Toplumsal Zemini: Güvensizleştirme Politikalarını Aşmak ve İnşa Etmek” başlıklı sunumunu gerçekleştiren siyaset bilimci Yüksel Genç, Türkiye’de iki yıla yaklaşan süreçte hükümetin uyguladığı "siyasetsizleştirme, güvensizleştirme ve toplumsuzlaştırma" politikalarını çatışma çözümü üzerinden değerlendirdi. Devlet kanadının attığı adımların yetersizliği ve kronikleşen güvensizlik ortamına dikkat çeken Yüksel Genç, “Bu güvensizliğin sürecin başlangıcında geçmişe ait tecrübelerden beslendiğini, süreç ilerledikçe ise bu bariyerlerin aşılabilme ihtimallerinin yapısallaşmaya başladığını gördük. Sürecin başındaki iktidarın kullandığı parametreler yeni bir güvensizlik alanı oluşturdu. Devlet, ‘Terörsüz Türkiye’ kavramının içinde kalarak bir nevi soruna sürecin yönetilmesi gibi bir içerik kazandırmaya çalıştı. PKK ise silahsız demokratik mücadele perspektifi ile partiyi feshetti” şeklinde ifade etti.
‘Silahların yakılması tek başına güvenlik sağlamaz’
PKK’nin silahları yakmasının önemli bir adım olduğunu ancak bunun tek başına toplumsal güven oluşturmadığını belirten Yüksel Genç, sürecin ilerleyişinde yaşanan tek taraflılığın toplumdaki güvensizliği artırdığını ifade etti. “Yakılan silahların bir daha hiçbir zaman kullanılmaması açısından önemli bir adım atıldı. Ancak adımların tek taraflılığı, devlet ve iktidar kanadının ya da sürecin devlet nezdindeki siyasal iradesinin benzer güçte pratik sonuçlar üretmiyor olması, toplumun güvensizleşmesinde önemli bir parametre olarak karşımıza çıktı” sözlerini kullandı.
‘Kutuplaştırıcı dil ve hedef gösterme sürdü’
Sürecin başlamasının ardından beklenen demokratikleşme adımlarının gelmediğini ifade eden Yüksel Genç, “Sadece yasa ve kanunların çıkarılmaması meselesi değil. Süreç başladıktan sonra kutuplaştırıcı dilin aşılmıyor olması, hedef göstericiliğin sürüyor olması o güvensizlik bariyerini daha da sağlamlaştırdı” dedi.
Yüksel Genç, Türkiye’de siyaset alanına yönelik müdahalelerin de sürece olan inancı zayıflattığını belirtti. Yüksel Genç, “19 Mart’tan bu yana CHP’ye yönelik operasyonları ve son olarak butlan kararını görüyorsunuz. Siyaset alanının şekillendirilmesi ve biçimlendirilmesi meselesi de toplumdaki güvensizliği büyüttü” sözlerini kullandı.
‘Tutsakların serbest bırakılması konusu motivasyon üretmek için kullanıldı’
Kürt toplumunun süreçten beklentilerinin karşılanmadığını söyleyen Yüksel Genç, “Süreç ilk başladığında Kürdistan’da insanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest bırakılacağını düşündü. Siyasal tutukluların, tutsaklarımızın özgür kalacağına dair bir beklenti oluştu” dedi.
Bu beklentilerin yalnızca hukuki değil, toplumsal iklim açısından da önemli olduğunu belirten Yüksel Genç, “Otuz yıl yatıp cezası bittiği halde tahliye edilmeyen insanların çıkacağı düşünüldü. Çünkü bu işin bir havaya, bir iklime, bir duyguya ve motivasyona ihtiyacı vardı. Ama bunların hiçbiri yaşanmadı. Hep birlikte gördük” diye belirtti.
‘Güven bariyeri kısmen düştü ama yeniden yükseldi’
Sahada yaptıkları gözlemleri aktaran Yüksel Genç, süreç boyunca güven düzeyinin birkaç kez yükseldiğini ancak bunun kalıcı hale gelmediğini belirtti. Yüksel Genç, “Bu süreçler içerisinde bir iki kez güven bariyerinin kısmen aşağıya çekildiğini gördük. Bunlardan biri Meclis’te süreç komisyonunun oluşturulmasıydı. Ancak kısa süre sonra yaşanan gelişmeler güven ortamını yeniden zedeledi. Annelerin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesi gibi olaylarla o bariyer yeniden yükseldi. Bu kadar kırılgan ve tedirgin bir koşuldan söz ediyoruz” şeklinde belirtti.
‘Süreç üç parametre üzerinden yürüyor’
Sürecin devlet ve iktidar tarafından üç temel eksende yürütüldüğünü dile getiren Yüksel Genç, bunları “siyasetsizleştirme”, “toplumsuzlaştırma” ve “güvensizleştirme” olarak sıraladı. Yüksel Genç, “Aslında süreç iktidar ve devlet nezdinde üç parametre üzerinden yürüyor görünüyor. Bir tanesi siyasetsizleştirme. Oysa PKK, silah bırakma kararıyla mücadele sahasını demokratik siyasete tahvil etmişti” dedi.
Yüksel Genç, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın politik bir program olduğunu vurgulayarak, “Bu bir retorik değil. Aynı zamanda bir politik programdır. Bir dönüşüm ve birlikte yaşam stratejisidir. Ama süreç toplumsuzlaştırılıyor” şeklinde konuştu.
‘Toplum sürecin dışında tutuluyor’
Toplumun bilinçli biçimde sürecin dışında bırakıldığını belirten Yüksel Genç, Newroz sonrasında yapılan siyasi açıklamaları örnek gösterdi. Yüksel Genç, “Güvensizleştirerek toplum sadece süreçten uzak tutulmadı. Kaygılarla çevrelendi. Toplumun harekete geçeceği anlar genellikle sopanın gösterildiği zamanlara denk geldi. Newroz kutlamalarının hemen ardından Cumhurbaşkanı’nın tehdit eden, hedef gösteren konuşmaları geldi. Zaten sokağa çıkmaya ve sürecin parçası olmaya kaygı duyan toplumun işin içinde olması istenmiyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
‘Dünyada ilk kez yaşanmıyor’
Tüm bu olumsuzluklara rağmen sürecin başarıya ulaşma ihtimalinin bulunduğunu belirten Yüksel Genç, “Çatışma deneyimleri bu konuya yabancı değil. Bu bizim başımıza ilk kez gelmiyor. Dünya literatüründe otoriter çatışma çözümü, tepeden merkezi çözüm ya da çatışma yönetimi denen süreçler uzun zamandır tartışılıyor. Devletler bu tür süreçleri kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. İktidarlar bu tip süreçlerin kendi lehlerine sonuç vermesini isterler. Sürecin siyasal sonuçlarını kullanmak ve oluşacak yeni dünyanın karakterini kendileri belirlemek isterler” diye belirtti.
‘Kalıcı barış toplumsal meşruiyetle sağlanır’
Barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini, toplumsal katılımın belirleyici olduğunu dile getiren Yüksel Genç, “Toplumun katılamadığı, güven duyamadığı ve dahil olamadığı bir süreçten barış çıkmaz. Çünkü artık dünyanın hiçbir yerinde barış sadece silahların sustuğu an olarak tarif edilmiyor. Barış; toplumsal meşruiyetin güçlendiği, katılımın aşağıdan yukarıya sağlandığı ve dönüşümün toplum tarafından gerçekleştirildiği anlarda sürdürülebilir hale geliyor” dedi.
‘Toplumsallaştıracağız, güveni yeniden inşa edeceğiz’
Konuşmasının sonunda kadınlara, gençlere, emekçilere ve sivil topluma önemli görevler düştüğünü belirten Yüksel Genç, “Ortaya çıkmış olan sürecin toplumsal meşruiyetini güçlendirmek zorundayız. Dayatılan siyasetsizleştirme, güvensizleştirme ve toplumsuzlaştırmaya karşı toplum dinamikleri olarak kendi aramızda güven inşa etmeliyiz. Buna kapasitemiz de var, deneyimimiz de var” sözlerini kullandı.
Konferans, aranın ardından 6’ncı oturumla devam etti.







