Tecritten ölüme: Sincan Cezaevi’nde neler yaşanıyor?
- 09:01 25 Haziran 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Sincan Kadın Cezaevi'nde LGBTİ+ların ayrı koğuşlarda toplandığı, sürgün sevklerle tecridin derinleştirildiği ve son altı ayda iki intihara sürüklenme ile dört şüpheli ölüm yaşandığı belirtildi. Avukat Senem Doğanoğlu, cezaevinde yeni bir infaz rejiminin inşa edildiğini söyledi.
Son altı ayda intihara sürüklendiği belirtilen tutsaklar, şüpheli ölümler, tecrit uygulamaları ve cinsiyet temelli ayrıştırma iddiaları... Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nden son dönemde yansıyan bilgiler, cezaevinde yeni bir infaz rejiminin hayata geçirildiğine ilişkin tartışmaları gündeme taşıyor. Özellikle LGBTİ+ tutsakların ayrı koğuşlarda toplandığı, sürgün sevklerle bu koğuşların doldurulduğu ve tutsakların yoğun denetim altında tutulduğu öne sürülüyor. Son altı ay içinde iki tutsağın yaşamına son verdiği belirtilirken, dört şüpheli ölümün de yaşandı.
Avukat ve aktivist Senem Doğanoğlu, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde yaşandığı belirtilen hak ihlalleri ve uygulamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Koğuş G3
Sincan Kadın Cezaevi’nde Ağustos 2025’te Candaş O.A. adlı yeni bir müdürün görevlendirilmesi sonrası, cezaevinde kalan müvekkillerden aldıkları bilgilerle yeni bir düzenin tesis edilmeye çalışıldığının açığa çıktığını ifade eden Senem Doğanoğlu, “Bunu söyleyen hem yıllardır görüşçüsü olduğumuz müvekkillerimiz. Aynı zamanda müvekkillerimiz vasıtasıyla ve onların sayesinde adli tutsaklar açısından bir şiddet ve baskı dalgasının oluştuğu bilgisini almıştık. Bunun en önemli kaynağı özellikle Aralık ayında trans tutsak Poyraz'ın yaşamını yitirmesiydi. Bir trans koğuşu kurulduğunu da yine bu yaşamını yitirme durumu sonrası öğrenmiş olduk. Yeni gelen müdürün görevlendirilmesinin ardından, 20 Kasım 2025 tarihinde, yani nefret suçuna kurban giden transları anma gününde, Adalet Bakanlığı'nın da dahil olduğu bir karar alınıyor. İdare ve Gözlem Kurulu kararı denilen o kurulun kararıyla translar için bir koğuş inşa ediliyor. Bu koğuş, siyasi tutsakların bulunduğu koridorda yer alan ve G3 adı verilen bir koğuş. Bu koğuşa önce İskenderun'dan sürgün olarak bir trans erkek getiriliyor. Daha sonra Sincan Hapishanesi'nde karma ve diğer kadınlarla, adli kadınlarla kaldıkları koğuşlarda kalıyor olmalarına rağmen iki arkadaş bu koğuşa getiriliyor. Ardından başka bir kentten sürgün edilen bir trans erkek daha getiriliyor” diye belirtti.
‘Bu koğuşta neler oluyor: Cinsiyet kodlarıyla ayrıştırma’
Cezaevi Müdürlüğünün, ilk başta bu koğuşu kurma gerekçesi olarak cinsiyet uyum süreci, hormon ilaçları tedavisi gibi gerekçeleri öne sürdüğünü iddia ettiğini söyleyen Senem Doğanoğlu, koğuş kurulduktan sonra Kasım 2025’te sadece 3 kişinin cinsiyet uyum süreci beyanlarının gündeme geldiğini, ondan öncesinde böyle bir durumun gündeme gelmediğine dikkat çekti.
“Peki bu koğuşta neler oluyor?” diye bakmak gerektiğini ifade eden Senem Doğanoğlu, fiziksel görüntü ve cinsiyet kodları esas alınarak bir ayrıma gidildiğini ve bu koğuşun bu şekilde doldurulduğunu kaydetti.
İGK kararına ulaşılamıyor
Sanem Doğanoğlu şöyle ekledi: “Aslında trans varoluşla ilgili bir tasarrufta bulunuyor ve bu iddianın dışında gerçek parametre şu; kimin ki hapishanede saçı kısa, kim ki sürekli eşofman altıyla geziyor, kim ki toplumsal cinsiyet normlarına uygun bir şekilde oje ya da çeşitli makyaj araçlarını istemiyor, bütün toplumsal cinsiyet klişelerinde kadınlara yüklenenleri yapmıyorsa, o zaman 'bu koğuşa geçeceksiniz' deniliyor. Bu koğuşla ilgili bir İdare ve Gözlem Kurulu kararı bilgimiz var ama bu karara asla erişemiyoruz. Savcılık üzerinden de talep edildi ancak erişilemedi. Bu karara erişemediğimiz gibi, bu koğuşa Sincan Hapishanesi'nde zaten bulunan iki arkadaşın geçiş süreci de şu şekilde; İdare ve Gözlem Kurulu nasıl ki siyasi tutsak arkadaşlarımıza yıllardır ‘pişmanlık’ dayatmasını yapıyor, benzerini onları çağırarak 'saçını uzatacak mısın, vazgeçecek misin?' diyerek yapıyor. Ama bunu büyük bir manipülatif marifetle yapıyor ki; ‘hormon istiyor musun, sen kimleri seviyorsun?’ gibi sorularla, müthiş bir duygusal, erotik, romantik, ne ilgisi varsa ona dair beyanda bulunmaya zorluyor. Ve bu beyana, söz gelimi hormona dair, 'hormon terapisi konusundaki süreci dışarıda da sürdürüyordum, içeride de devam ettirmek istiyorum' diyenin imzasını alıyor ve aslında o koğuşa geçmek konusunda da irade beyanında bulunduğunu iddia ediyorlar. Böylece, içeriğini bilmedikleri bir tutanağa imza attırılmış olunuyor.”
‘Türkiye’nin her yerinden sürgünlerin olduğu bir kamp’
“Bu koğuş tamamıyla izole bir koğuş, tecrit amaçlı” diyen Senem Doğanoğlu, bu koğuştakilerin sosyal faaliyetlere çıkarılmadığını söyledi. Senem Doğanoğlu, spora çıkma hakkını dahi açlık grevine girerek elde ettiklerini ancak bunun da sürekli bahanelerle engellendiğini belirterek, “Hak yoksunluğu açısından yıllardır siyasi tutuklular için nasıl bir rejim öngörüldüyse, doğal olarak onunla birleştiriyorlar. Ama aynı zamanda adlilere uyguladıkları rejimi de uyguluyorlar. Nedir? Mesela, kontrollü mahkûm denen durumun çok yoğun bir şekilde kötüye kullanıldığı kanaatine vardığımız görüşmeler yaptık. İlaç tedavisi ve bütün yaşattığı, kurduğu şiddet rejimi ile uyumsuz olan herkesin patolojikleştirildiği, ruhsal olarak başka bir torbaya konulduğu bir rejim kurmuş durumda. Bu koğuş şu anda 8 kişi ve Türkiye'nin her yerinden peyderpey buraya sürgünler oluyor. Sincan nasıl ki bir pilot uygulama merkezi olduysa, özellikle İdare ve Gözlem Kurulları kurulduktan sonra halen devam eden tahliyelerin yakılması ve şartlı tahliye konusunda pişmanlık dayatması uygulamalarının en merkezi yeri olarak görünüyorsa; trans mahpuslar açısından da, trans erkek mahpuslar açısından da Sincan Kadın Hapishanesi yeni bir rejim inşa ediyor. Yine trans kadınlar için Sincan'da L4 Cezaevi'nde bu uygulama zaten var ve bu da yine Türkiye'ye yaygınlaştırılması planlanan ya da Türkiye'de bir çeşit, yanlış bir terim kullanmak istemem ama bir kampa dönüşecek, bir depo yerine dönüşecek bir inşa sürecinden bahsedebiliriz” diye konuştu.
Hücre cezaları…
11-12. Yargı paketlerinde getirilmek istenen “doğal cinsiyetiyle uyumsuz davranışlar” başlığı altındaki düzenlemelerin bugün fiili olarak Sincan Cezaevi'nde uygulandığını söyleyen Senem Doğanoğlu, psikolojik bir baskı rejiminin olduğunu ve bunun Poyraz Esen’in yaşamına son vermesi sonucunu doğurduğuna dikkat çekerek şöyle anlattı: “Bedenin çok hapsedildiği bir yer olması itibarıyla insanlar, kadınlar ve translar kendilerini ifade edebilmek için kendilerine zarar vermeyi bir yöntem olarak kullanmaya zorlanıyorlar. Başka türlü kendilerini ifade ettiklerinde hiçbir şikâyetin dinlenmediği, çoğu şikâyet dilekçesinin boşlukta kaybolduğu, dışarıya sesin ulaştırılamadığı bir yapı var. Özellikle adli tutuklular açısından da bunu söylüyorum ki siyasi tutuklular açısından da bu zorluklar her zaman gündemdedir. Poyraz'ın süreci çok temsili. Poyraz yaklaşık Temmuz ayında Sincan Hapishanesi'ne geliyor ve ablasının ifadesiyle, Ağustos ayında ilk konuştuklarında, 'yeni bir müdür geldi ve nefes aldırmıyor' diyor. 20 Kasım'da bu G3 koğuşu, trans koğuşu, artık pembe üçgen koğuş da diyebiliriz; çünkü bir toplama kampı gibi. Bu koğuş kurulduktan yaklaşık 8 gün sonra mevcut bulunduğu koğuşta bir adli vaka oluyor ve hücreye atılıyor. Bu hücreye atılmasına dair hiçbir belge yok. Sadece hücreye atıldığını biliyoruz.”
‘Götürüldüğü koğuşta ne olacağı belirsiz’
Poyraz Esen hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ve bir süreç işletilmediğine vurgu yapan Sanem Doğanoğlu, “O 3 gün belirsizliğini koruyor ve 3 gün boyunca kaldığı hücrenin, bu hapishanede genel olarak kendilerince ‘uyumsuz’ olarak görülen kişilerin fiilen cezalandırıldığı yer olduğunu öğrendik. Mesela buraya yataklı revir ismi veriyorlar ama burası bir hücre. 'Süngerli oda yok' dediler. Süngerli odalar var. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası infaz edilen arkadaşlardan bildiğimiz kadarıyla, C bölgesi koridorlarında da bu fiili cezalandırmanın, hiçbir hukuki rejimi olmayan 'kendine gel, uyumsuz davranma' şeklindeki cezalandırmanın mekânı olarak kullanılan bu tip hücreler var. Poyraz çıktığında hemen İdare ve Gözlem Kurulu'nun önüne alınıyor. Ve 'senin koğuşunu değiştireceğiz' diyorlar. Poyraz'ı o gün asıl koğuşuna götürmeden doğrudan o hücreden G3 koğuşuna koyuyorlar. G3 koğuşuna konduğunda ablasıyla görüşüyor. Üç görüşme yapabiliyor ve sadece ağlıyor: 'Beni buradan çıkartın, beni buraya erkek tiplilerin olduğu söylenilen koğuşa koydular. Beni buradan çıkartın.' O koğuşta olmanın bütün kaygısını, endişesini ve olası sonuçlarını aslında Poyraz çok erken dönemde anlıyor. O sırada o koğuşta bulunan dört kişinin hepsinin psikiyatra götürüldüğü söyleniyor. Yalnız Poyraz değil, herkes. O koğuşta ne olacağı belirsiz. O koğuşa geçince insanlara, 'gerekirse bu hormon sürecinizden, uyum sürecinizden vazgeçin, burası tecrit, gelmeyin' dediler. O süreçte vazgeçenler olduğunu da biliyoruz. Ama ne yazık ki bu onları kurtarmadı. Çok kısa süre sonra yeniden geldiler. 8 kişinin bir kısmı da böyle yapmış olsa da hayatta kalma refleksiyle hareket ediyor. Saçının kısa olması münasebetiyle zaten uygun görülmüyor. Sonuç olarak da Poyraz ablasıyla konuşuyor ve bir aşamada yaşamına son veriyor. Ama sadece bir yöntem olarak bunu söylüyorum. Yaşadığı bütün süreç ve ardından o koğuşta, o belirsizlik içinde tek başına bırakılması, intihara sürüklenme açısından bütün yapısal koşulları yaratıyor” sözlerini kullandı.
Bir intihara sürüklenme, 4 şüpheli ölüm
Poyraz Esen’in ardından yeni bir intihara sürüklenme durumunun haberini tesadüfen öğrendiklerini söyleyen Senem Doğanoğlu şöyle devam etti: “Bir müvekkilimiz kendi duruşmasında yine bir intihar olduğunu ifade etti. Bu, son altı ayda bildiğimiz ikinci intihar. Yeni müdürün gelmesiyle birlikte dört ölümün daha olduğu söyleniyor. Ölümün altını çiziyorum. Nedenleri konusunda malumatımız yok. Kamuoyuyla hiçbir zaman paylaşılmış bilgiler değil. Ancak hapishanede ölüm her zaman şüpheli ölümdür. Hapishanede eğer kötü koşullarda yaşamaya mahkûm ediyor, sağlık hizmetine erişimini engelliyorsan bu süreci ağırlaştırıyorsundur. Büyük ölçüde dışarıyla ilişkisi oldukça zayıf olan adliler açısından söylüyorum; kadınları ve trans erkekleri sürekli sınayan bir sistem varsa, bunun adı hapishanede şüpheli ölümdür. İntihardır, değildir tartışmasının dışında; devletin iktidarı altında, tamamıyla dışarıya kapalı ve şiddetin birçok görünümüyle mekanizma olarak uygulandığı bir yerde ölüm yaşanıyorsa, bu üzerinde durulması gereken bir durumdur. Yine çok genç bir kadın olan Bilge Nurten Demirci'nin intihar ettiği ifade edildi duruşmada. Yaklaşık bir aydır cezaevinde olduğuna dair bilgimiz var. Tutuklu olduğunu öğrenmiş olduk. Her hâlükârda altı ayda iki intihar; bir intihar bile çoktur ama iki intihar kabul edilemez niteliktedir. Türkiye'nin birçok cezaevinden trans erkekleri getirmeye başlamalarıyla öğrendiğimiz bir başka durum da şu; trans erkekler hücrelerde tutuluyor. Oradaki tecrit, ayrıca tek başına bırakmak şeklinde işliyor. Bunun Sincan'da olup olmadığı konusunda yaptığımız görüşmelerde, Ağustos öncesinde Sincan Kadın Hapishanesi'ndeki trans erkeklerin de benzer şekilde hücrede tutulduğunu öğrenmiş olduk. Bir trans erkek, yaklaşık bir yıl boyunca hücrede tutulduğunu söyledi.”
Gözetim altında yürütülen süreç
“Bir tekli hücre ya da sizi toplayacağız ama başka hiç kimseyle ilişki kurmayacaksını” şeklinde bir uygulamanın olduğunu dile getiren Sanem Doğanoğlu, “Sonuçta mutlak izolasyona dayalı bir rejimin inşası, tek olsun çok olsun, kendi şiddetiyle beraber yeniden üretiliyor. Özellikle hücre cezası olan kişiler de var bu koğuşta ve hücre cezalarının infazı açısından şöyle bir yöntem uygulanmaya başlanmış. Aynı koğuşta kendi odasına kilitleniyor ve böylece hücre disiplin cezasının infaz edildiği bölgelere götürülürken birisiyle iletişim kurmasının önüne geçiliyor. Kendi ifadeleriyle şöyle: 'Siz orada kadınlarla konuşuyorsunuz.' O hücrede merhabalaşmayı dahi denetim altında tutup izliyorlar ve buradan bir mesele çıkarıyorlar. Aynı koğuş içinde kendi odasına kilitlenmiş bir hücre cezası; tecrittin içinde başka bir hücre cezası gibi, son iki haftadır çok daha yeni bir yöntemle karşı karşıyayız. Odasından örneğin buzdolabını alıyor, tam bir hücreye çeviriyor ve böylece kimseyle karşılaşmasına da engel olmuş oluyor. Büyük ölçüde zaten revire giderken, hastaneye giderken kimseyle karşılaştırmıyorlar. Görüşe çıkarırken de artık kimseyi kimseyle karşılaştırmıyorlar. Burada azami bir dikkat ve sürekli bir gözetim altında olunan bir süreç yürütülüyor. Bu inşa sürecinin Adalet Bakanlığı'ndan gelen bir yazıyla, yani 20 Kasım 2025 tarihinde başladığı söyleniyor. 11'inci ve şimdi de 12'nci Yargı Paketi'nde getirmeyi düşündükleri, şimdilik geri çektiklerini söyledikleri; aile yılı ilanından bu yana bütün bir varoluşun cezalandırılması ve cezanın konusu hâline getirilmesi meselesi, şu anda zaten Sincan Kadın Hapishanesi'nde uygulanan rejimin ismidir” dedi.







