Bin haftalık soluksuz mücadele (5)

  • 09:01 25 Mayıs 2024
  • Dosya
 
Gözlerdeki ısrar mücadeleyi kuşaktan kuşağa taşıyor…
 
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - “Cumartesi Anneleri Türkiye’nin tarihi bir gerçeğidir, bu tarihten kopmayacağız” diyen üçüncü kuşak Cumartesi İnsanları’ndan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı, “Koşullar ne olursa olsun 1000’inci haftaya kadar nasıl mücadele ettiysek, 1000’inci haftadan sonra da yine Galatasaray Meydanı’nda olacağız. Kaç bin hafta geçerse geçsin vazgeçmeyeceğiz” dedi. 
 
28 yıl önce Cumartesi Anneleri / İnsanları, devletin çeşitli gözaltı ve işkence yöntemleriyle hak ihlallerine maruz bırakılarak kaybettirilen binlerce kişi için mücadele başlattı. Gözaltında kaybedilenlerin yakınları tarafından başlatılan mücadele, 28 yıldır sürüyor. İstanbul İstiklal Caddesi’nde bulunan Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemine başlayan kayıp yakınları, soluksuz bir şekilde büyük bir ısrar ve kararlılıkla adalet taleplerini haykırıyor. Cumartesi Anneleri’nin eylemi, 27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12.00’de gerçekleştirilen ilk oturma eylemiyle başladı. Emine Ocak’ın oğlu Hasan Ocak’ın 21 Mart 1995’te gözaltına alınması ve 58 gün sonra işkence ile katledilen bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasıyla bu eylem başlatıldı. O günden sonra her Cumartesi aynı saatte tüm kayıp yakınları, acılarını ve mücadelelerini hafıza mekânları olan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek sürdürüyor. 
 
Dosyamızın son bölümünde gözaltında kaybettirilen Hayrettin Eren’in faillerini sormak için her hafta Galatasaray Meydanı’ndaki Cumartesi Anneleri /İnsanları’nın eyleminde yer alan Hayrettin’in yeğeni üçüncü kuşaktan Setenay Yarıcı, JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu. 
 
Cumartesi Anneleri’nin eyleminin ilk gününden bu yana kuşaktan kuşağa miras bırakılan mücadeleye dair Setenay, “Ben üçüncü kuşak olarak bu eylemde yer alıyorum. Bu mücadele eğer ki üçüncü kuşağa dahi ulaştıysa, bu failleri koruyan mekanizmanın en büyük ayıbıdır” dedi. 
 
‘Cumartesi Anneleri yalnız değil’
 
Gözaltında kaybedilenlerin yakınları tarafından mücadelenin Galatasaray Meydanı’nda başladığını söyleyen Setenay, Galatasaray Meydanı’nın hafıza mekânına dönüştüğünü dile getirdi. Bütün kayıp yakınlarının ortak mücadele alanlarında bir araya geldiğini belirten Setenay, “Cumartesi Anneleri’ni ilk duyduğumuzda demek ki biz tek değiliz. Bizim gibi yüzlerce hatta binlerce kişi var diyerek bu yolda yürüdük. Cumartesi İnsanları ile aynı taleple bir araya geldik ve birbirimizden güç aldık. Cumartesi Anneleri yalnız değil diyerek birbirimizi destekledik ve mücadelemizi birlikte büyüttük. Bütün kayıplar ve bütün hak ihlalleri için faillerden hesap sormak ve yakınlarımızı bulmak için sürekli mücadele ettik. Anneannem ve annem ilk günden bu yana bu mücadelede yer aldı. Anneannem yaşamını yitirdikten sonra da annem anneannemden devraldığı mirası kesintisiz bir şekilde sürdürdü. Ben de annemle birlikte faillerin yargılanması için mücadele edeceğim” şeklinde konuştu.
 
Mücadele üçüncü kuşağa ulaştı
 
Cumartesi Anneleri’ne dönük saldırı, işkence, baskı ve gözaltıların artması sonucu 13 Mart 1999 tarihinde eylemlerine verilen arayı hatırlatan Setenay, şiddet ve hak ihlalleri giderek artmış olsa da Cumartesi Anneleri’nin sürdürdüğü mücadelenin günden güne büyüdüğünü ve tüm dünyaya yayıldığını vurguladı. “10 yıllık bir aranın ardından ise ben de üçüncü kuşak olarak Cumartesi İnsanları’na katıldım ve çalışmalarda yer aldım” diyen Setenay, “Bunca yıldır bu mücadele sürdürülüyor. Bu mücadele üçüncü kuşağa kadar bile geldiyse utanç verici. Bu onların ayıbıdır. Annelerimizi kaybediyoruz. Artık ikinci ve üçüncü kuşak olarak biz mücadeleyi sürdürüyoruz. Bir parça eksik, bir parça yaralı bu mücadeleye devam ediyoruz. Çünkü bütün anneler çocuklarının akıbetine ulaşamadan yaşamını yitirdi. Yola eksik devam ediyor olmamızın getirdiği hüznü tarif edemeyiz. Yaşamını yitiren annelerin gözleri açık gitti” dedi.
 
‘İsmini koyamadığımız bir eksiklik var’
 
 
“Evde hep ağır bir hava var. İsmini koyamadığımız bir eksiklik var” sözlerine yer veren Setenay, çocuk yaşta faili meçhullerin gerçekliği ile tanıştığını paylaştı. Devletin imha ve inkâr politikaları sonucu “Bir insan nasıl kaybediliyor?” sorusuyla karşı karşıya kaldığını paylaşan Setenay, “Ölümden daha farklı bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz” ifadesini kullandı. Setenay, yıllardır Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini “Cumartesi Anneleri’nin 1000’inci haftaya kadar ulaşabilmesi her ne kadar annelerin istikrarı olsa da sorumluluk almayanların da ayıbıdır” diye kaydetti. Setenay, “İstikrarlı mücadele karşısında sorumlular görevini yerine getirmiyor. Dayım 1980’de kaybediliyor. Aradan 44 yıl geçmiş. Yani o gün doğan bir çocuk şu an 44 yaşında. Ve biz bu süreç içerisinde birçok yol arkadaşımızı kaybettik. Kayıplarımızın akıbetini sorma ve faillerden hesap sorma azmimizden hiçbir şey götürmüyor. Benim üçüncü kuşak olarak bu eylemde yer almam, eğer ki failleri koruyan bir mekanizma varsa bu onların en büyük ayıbıdır” sözlerine yer verdi.
 
'Galatasaray Meydanı'nda olacağız'
 
Yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri’nin gözlerindeki ısrarın mücadeleyi kuşaktan kuşağa taşıdığını ifade eden Setenay, devamında şöyle dedi: “Cumartesi Anneleri, yaşanan katliam, şiddet ve hak ihlallerine karşı sessiz kalmadı. Ve mücadelesini de bu doğrultuda yürütüyor. Biz sadece dayımın değil, bütün kayıplarımızın akıbetini istiyoruz. Onların başına ne geldiğini bilmek istiyoruz. Sürecin nasıl olduğunu bilmek istiyoruz. Faillerden hesap sormak ve yüzleşmek istiyoruz. Cumartesi Anneleri’nin sesini ve çığlığını tüm toplumun duyması gerekiyor. ‘Bu coğrafyada ne oldu?’ sorusunu istikrarlı bir şekilde sormak gerekiyor. Cumartesi Anneleri neden Galatasaray Meydanı’nda oturuyor, bunu herkes sorgulamalı. Biz Cumartesi İnsanları olarak yakınlarımızın akıbetini istiyoruz. Faillerden hesap soracağız. Bu ülkede gözaltında birilerinin kaybedildiği gerçeğini bilmek gerekiyor. Cumartesi Anneleri Türkiye’nin tarihi bir gerçeğidir, bu tarihten kopmayacağız. Koşullar ne olursa olsun 1000’inci haftamızda da yine Galatasaray Meydanı’nda olacağız. Kaç bin hafta geçerse geçsin vazgeçmeyeceğiz.”
 
Hayrettin Eren kimdir?
 
1954 doğumlu Hayrettin Eren 21 Kasım 1980 tarihinde Saraçhane Haşim İşcan Geçidinde aracıyla birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çalışan polisler tarafından gözaltına alındı. Karagümrük Karakolu’na götürülen Hayrettin, ertesi gün arkadaşı aracılığı ile gözaltına alındığına dair aileye haber verilir. Hayrettin Eren’in gözaltına alındığını öğrenen anne ve babası, Karagümrük Karakoluna giderek, çocuklarının sorarlar. Karakoldakiler tarafından aralarında Hayrettin Eren’in de olduğu gözaltına alınan toplamda 7 kişinin İstanbul Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü bilgisi verilir. Aile Gayrettepe’ye gittiklerinde Hayrettin’in gözaltına alınmadığı iddia edilerek, aileyi geri gönderir. Ancak ailenin tüm çabalarına rağmen Hayrettin’in izine rastlanılmadı. Hayrettin’in ailesi, tarafından yapılan suç duyurusu üzerine ise Savcılık tarafından başlatılan soruşturma Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. 
 
Mücadelede ısrar!
 
Hayrettin’in annesi Elmas Eren, emniyetin kapısında beklerken kendisine “Gözaltında böyle biri yok!” denilir. Emniyetin bahçesinde duran otomobili gösterip, “Oğlumun arabası burada, kendisi nasıl yok?” diyerek tepki gösteren anne Elmas, polisler tarafından darp edilerek uzaklaştırılır. Hayrettin’in hem gözaltına alındığını hem de gözaltındayken işkence edildiğine dair çok sayıda kişi tanık olsa da, Hayrettin’in gözaltına alındığı inkâr edilir. Ailenin tüm çabalarına rağmen ne Hayrettin’e ne de aracına bir daha izine rastlanmaz. Devletin imha ve inkâr politikaları sonucu binlerce yurttaş gibi Hayrettin Eren de gözaltında kaybedilir. Ailenin tüm girişimleri ve hukuki mücadelelerine rağmen 44 yıldır Hayrettin Eren’in akıbeti bulunamamıştır. Hayrettin Eren’in ailesi, üç kuşaktır ısrarla ne Hayrettin’den ne de adalet mücadelesinden vazgeçmedi. 
 
Bitti.