Kadınlar barışın inşasında söz sahibi olmak için komisyon kuruyor

  • 09:09 8 Kasım 2026
  • Güncel
İSTANBUL- Bağımsız Kadın İzleme Komisyonu’nun deklarasyonunu önümüzdeki günlerde duyuracaklarını belirten TJA aktivisti Dilek Başalan, “Kadınların geleceğinin bir grup erkeğin masasında kararlaştırılmasını istemiyoruz” dedi.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kadınların doğrudan söz ve karar sahibi olması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin barışın inşasında esas alınması ve somut adımların atılması talepleri öne çıkıyor. Bu kapsamda oluşturulan Bağımsız Kadın İzleme Komisyonu, cezaevinden çıkacak kadın tutsakların ve barış inşasına katılacak kadınların karşılaşabileceği sorunları izlemeyi, ihtiyaçlar doğrultusunda alt komisyonlar kurarak çözüm mekanizmalarının oluşturulmasına katkı sunmayı hedefliyor. Komisyonun deklarasyonunun önümüzdeki günlerde kamuoyuna duyurulması planlanıyor.
 
Kurulacak olan Bağımsız Kadın İzleme Komisyonu’na ilişkin Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Dilek Başalan değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Kadınların geleceğinin bir grup erkeğin masasında kararlaştırılmasını istemiyoruz’
 
27 Şubat’ta başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen sürecin uzamasının ve belirsizliklerin toplumsal güvensizliği artırdığını belirten Dilek Başalan, ilerleme sağlanabilmesi için şeffaflığın sağlanması, somut adımların atılması ve toplumdaki güvensizlik duvarının bir an önce aşılması gerektiğini vurguladı. Kadınların çatışmalı süreçlerin başından itibaren pasif kalmadığını ve barış inşasında özne olma kararlılığını sürdürdüğünü ifade eden Dilek Başalan, önümüzdeki günlerde Bağımsız Kadın İzleme Komisyonu’nun deklarasyonunu duyuracaklarını belirterek şöyle konuştu: “Biz kadın hareketi olarak hiçbir zaman bekleyen taraf olmadık. Barışa İhtiyacım Var inisiyatifiyle çatışma sonrası süreçlerde özne olmak, tıkanıklık yaşanan yerlerde kadınların sözüyle bir dinamik oluşturmak istedik. Şimdi ise inisiyatif dışındaki kadınların da yer alacağı, daha geniş ve bağımsız bir izleme komisyonu oluşturuyoruz. Önümüzdeki günlerde bunun basın toplantısını gerçekleştireceğiz. Gelecek kadınların, cezaevinden çıkacak kadın tutsakların ve barış inşasında yer alacak kadınların tüm süreçlerini takip edeceğiz. Kadınların geleceğinin bir grup erkeğin masasında kararlaştırılmasını istemiyoruz. Meclis’te de bazı çalışmalar yürütüldüğünü biliyoruz. Fakat bu çalışmalarda toplumsal cinsiyet odaklı bir yaklaşım var mı? Gerçekten kadın özgürlüğünü esas alan bir yaklaşım sergileniyor mu? Alt komisyonların kurulmasında bu yüzden çok ısrarcıyız.”
 
‘Barışı akademik konferansların ötesinde mahallede yaşamsallaştırmalıyız’
 
Ankara’da düzenlenen “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansının toplumsal barış açısından yarattığı umuda değinen Dilek Başalan, erkek egemen siyaset diline karşı kadınların birbirini dinleyerek özneleştiğini belirtti. Barışın hayatın her alanında toplumsallaşmasının önemine dikkat çeken Dilek Başalan, “Barışı toplumsallaştırmak, akademik konferansların ötesinde, mahalledeki komşumuzun da barışı hayatında yaşamsallaştırmasıyla mümkündür. Herkesin kendini bulabileceği bir barışı inşa etmek zorundayız. Geçtiğimiz hafta Ankara’daydık. ‘Kadınlar Yan Yana’ adlı bir konferans yapıldı. İki gün boyunca salonda 500’ü aşkın kadın vardı. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her yerinden, farklı kültürlerden ve disiplinlerden gelmişlerdi. Oradan çok umutla çıktık. Çünkü şunu çok net gördük: Bu coğrafyada, hatta dünyada kadınların birlikte konuştuğu, yan yana olduğu ve birbirine omuz verdiği yerde her şeyi çok açık bir şekilde konuşabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
 
Ziyaretler raporlaştırılacak 
 
Çatışmalı süreçlerin kadınların sosyoekonomik yaşamını ve gündelik hayatını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dilek Başalan, saha çalışmalarının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Çatışma dönemlerinin ekonomiyi nasıl etkilediğini, özel savaş politikalarını ve yoksulluğu nasıl derinleştirdiğini hepimiz biliyoruz. Bunu her hanede, gittiğimiz her yerde anlatmak ve buna karşı örgütlenmek gibi bir derdimiz var. Özel savaş politikalarına ve kayyım politikalarına karşı Kürdistan’da saha ziyaretleri yapıldı. Bu ziyaretler raporlaştırılacak. Diğer taraftan dönen kadınlar, dönen gerillalar ve cezaevinden çıkışlar olacak. Kadın tutsakların cezaevinden çıktıktan sonraki süreçlerini takip etmek, kadınların kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı ve yaşayabileceği sorunları gözlemlemek ve tıkanıklık yaşanan yerlerde kadınların sözünü görünür kılmak gibi bir çabamız var.”
 
‘Toplumsal barış, şiddet devam ederken inşa edilemez’
 
Çatışmalı dönemlerde kadın katliamlarının, şüpheli kadın ölümlerinin ve kadına yönelik şiddetin arttığına dikkat çeken Dilek Başalan, savaş politikaları ile erkek egemen sistemin birbirinden bağımsız olmadığını belirtti. Demokratik toplumun inşasının kadın özgürlüğü mücadelesinin temel ayaklarından biri olduğunu vurgulayan Dilek Başalan, “Bir yerde savaş çığırtkanlığı varsa, erkek egemen iktidar sürekli savaş politikaları yürütüyorsa kadınlar da savaştan en çok etkilenenler oluyor. Çatışmalı dönemlerde kadına yönelik şiddetin, çocuk istismarının ve erkeklere yönelik cezasızlık politikalarının ne kadar arttığına dikkat etmek gerekiyor. Demokratik toplumu inşa etme çabamız yalnızca siyasi bir çalışma değildir. Kadına yönelik şiddet de bu sürecin en önemli başlıklarından biridir. Gülistan Doku’yu 2020’de kaybettik. Altı yıl boyunca kadın hareketi olarak eylemlerdeydik, söz kurduk. Fakat bu süre boyunca bir kadına ulaşamadık. Birileri ölürken, birileri şiddete uğrarken toplumsal barış gerçekleşmez. Şiddeti her anlamda önlemek ve engellemek gibi bir gayemiz olmalı” sözlerini kullandı.  
 
‘İzleme komisyonu ihtiyaçlar doğrultusunda genişleyecek’
 
Dilek Başalan, Bağımsız Kadın İzleme Komisyonu’nun ve oluşturulacak alt komisyonların öncelikle kadınları doğrudan ilgilendiren sorunlara odaklanacağını belirtti. Çalışmaların ihtiyaçlar doğrultusunda genişletileceğini ifade eden Dilek Başalan, “Elimizde Türkiye’deki ve Orta Doğu’daki bütün sorunları izleyebilecek, hepsinin savunuculuğunu yapabilecek sihirli bir değnek yok. Gerçekçi olmak gerekiyor. Kadınları ilgilendiren, en çok takip etmemiz ve savunuculuğunu yapmamız gereken başlıklara odaklanacağız. İzleme komisyonu bunları kendi içerisinde tartışacak. Daha sonra ihtiyaçlar temelinde alt komisyonlar oluşturulacak. Bu uzun soluklu bir mücadele. Her gün yeni sorunlarla ve taleplerle karşılaşabiliriz. Komisyon zaman içerisinde genişleyecek. Basın toplantısının ardından dahil olmak isteyen kadınlar da kendi iç tartışmalarımız doğrultusunda çalışmalara katılabilecek” şeklinde konuştu.
 
‘Meclis’te alınan kararlar pratikte karşılık bulmuyor’
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şeffaf yürütülmesi gerektiğini belirten Dilek Başalan, devlet ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan arasındaki diyalogda muhataplık koşullarının eşitlenmesinin önemine dikkat çekti. Kamuoyuna sürecin ilerlediği yönünde mesajlar verilmesine rağmen uygulamada somut adımların geciktiğini söyleyen Dilek Başalan, şöyle devam etti: “Bu süreçte en sık şunu dile getirdik: Tüm süreç çok şeffaf ilerlemeli ve devletle İmralı, Sayın Abdullah Öcalan arasındaki bütün diyaloglarda muhataplık koşulları eşitlenmeli. Devlet Bahçeli, bir açıklamasında herhangi bir tıkanıklık olmadığını ve bu süreçten asla geri dönüş olmayacağını söyledi. Fakat sözde kalan bazı şeyler var. Mesela 28 Ağustos’ta bir çerçeve yasa Meclis’e geldi. Bu kadar süre geçmesine rağmen hâlâ Resmî Gazete’de yayımlanmadı. Kadınlar olarak söz ile uygulama arasındaki farkı çok net görüyoruz. Kadınları koruyan, şiddeti önleyen mekanizmalarımız var. İstanbul Sözleşmemiz vardı, elimizden alındı. Ancak 6284 sayılı Kanun var. Kadınlar, 6284’ten yararlanmalarına, koruma ve uzaklaştırma kararları bulunmasına rağmen evlerinde ya da sokakta, çocuklarının önünde katledildi. Meclis’te bazı şeyler konuşuluyor, karar altına alınıyor fakat pratikte karşılık bulmuyor. Bu yüzden sürecin şeffaf yürütülmesi ve alınan kararların hayata geçirilmesi gerekiyor.”
 
‘Abdullah Öcalan’ın statüsü hayata geçirilmeli’
 
Gazetecilerin farklı bölgelere giderek görüşmeler gerçekleştirebildiğini ancak sürecin asıl muhatabı olan Abdullah Öcalan ile İmralı’da henüz görüşemediğini belirten Dilek Başalan, görüşme ve iletişim olanaklarının genişletilmesi talebini yineledi. Dilek Başalan, “İmralı’da yeni bir ev inşa edildiği ve Sayın Abdullah Öcalan’ın bu eve geçtiği söylendi. Elbette bunu olumlu karşılamalıyız. Fakat bize ve topluma yansıyan nedir? Görüşmeler hâlâ kısıtlı. Gazetecilerin Kandil’e gittiğini, röportajlar yaptığını görüyoruz ama asıl muhatabın bulunduğu İmralı’ya henüz gidilemedi. Biz gerçekten bir muhataplık bekliyoruz. Statü meselesinin hayata geçip geçmediğini hâlâ bilmiyoruz. Fiziki koşullar önemli, özgürlüğünü de talep ediyoruz. Ancak herkesin özgürce konuşabilmesi, tartışabilmesi ve mesajlarını iletebilmesi bizim için çok daha kıymetli. Daha şeffaf bir süreç ve statünün bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz” dedi.