Êzidî Toplumu Koordinasyonu'ndan çözüm süreçlerine ilişkin açıklama

  • 13:37 2 Kasım 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ – Avrupa Êzidî Toplumu Koordinasyonu, Şengal’de Irak hükümetiyle yapılan anlaşmanın Kürt halkına karşı bir girişim olarak gösterilmesine tepki göstererek, Türkiye ve Suriye’de yürütülen süreçlerde Êzidîlerin özgür iradesinin ve meşru temsiliyetinin esas alınması çağrısında bulundu.
 
Avrupa Êzidî Toplumu Koordinasyonu, Şengal’de Irak merkezi hükümetiyle yapılan anlaşma, Türkiye’de Êzidîler adına yürütülen görüşmeler ve Suriye’deki entegrasyon sürecine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Şengal anlaşmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Koordinasyon, anlaşmanın Kürt halkına ve Kürdistan’a karşı bir girişim olarak gösterilmesine tepki gösterdi. 
 
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:  
 
“Ortadoğu’daki siyasi değişimler ve demokratik çözüm arayışları, Êzidî toplumu açısından hem yeni fırsatlar hem de önemli sorumluluklar ortaya çıkarıyor. Tarih boyunca inançları, kültürleri ve özgün kimlikleri nedeniyle baskılara, dışlanmaya ve fermanlara (katliamlara) maruz kalan Êzidîlerin temel talebi; güvenliklerinin sağlanması, haklarının güvence altına alınması ve geleceklerinin kendi özgür iradeleriyle belirlenmesidir.
 
Şengal (Irak), Türkiye ve Suriye’de yaşayan Êzidîlerin sorunlarının çözümüne yönelik her girişimin, her ülkenin kendine özgü koşullarını dikkate alması ve demokratik ilkeler çerçevesinde tartışılması gerektiğine inanıyoruz. İnanç ve kimlik özgürlüğü, güvenlik, kolektif haklar, eşit yurttaşlık ve Êzidîlerin demokratik temsiliyeti, bütün bu süreçlerin temelini oluşturmalıdır.
 
Devlet kurumları ve siyasi aktörlerle diyalog kurulmasını, müzakerelerin yürütülmesini ve sorunların barışçıl yollarla çözülmesini destekliyoruz. Ancak toplum adına gerçekleştirilen herhangi bir görüşmenin meşruiyeti, yalnızca ilişkilerin kurulması veya anlaşmaların yapılmasıyla sınırlı değildir. Meşruiyetin temelinde Êzidî toplumunun özgür iradesi, açık yetkilendirme, çoğulcu katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik bulunmalıdır.
 
İlkesel tutumumuz açıktır: Demokratik diyalog ve müzakereleri destekliyoruz. Ancak Êzidî toplumunun iradesini ve meşru temsil hakkını dışlayan ya da yok sayan yöntemleri hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu yaklaşım, Irak, Türkiye ve Suriye’deki bütün çözüm süreçleri için aynı şekilde geçerlidir.
 
Şengal’deki durum ve Irak hükümetiyle yapılan anlaşma 
 
DAİŞ’in 2014 yılında Şengal’deki Êzidî toplumuna karşı gerçekleştirdiği soykırım, güvenlik, zorunlu göç, toplumsal örgütlenme ve siyasi statü sorunlarını son derece kritik ve yaşamsal bir boyuta taşıdı. Soykırım sonrasında verilen mücadele, yalnızca Êzidîlerin varlığını korumayı değil, aynı zamanda kendi kimlikleriyle özgürce yaşamalarını ve gelecekleri hakkında söz sahibi olmalarını amaçlıyor.
 
Bu çerçevede, Irak merkezi hükümetiyle gerçekleştirilen görüşmeleri ve yapılan anlaşmayı, Şengal’in sorunlarının çözümü açısından olumlu ve önemli bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Anlaşmanın güvenliğe, yaşam koşullarına, yerleşim sorunlarının çözümüne ve Êzidîlerin haklarının güvence altına alınmasına katkı sağlayabilecek yönleri olumlu biçimde ele alınmalıdır.
 
Buna karşılık, söz konusu anlaşmanın Kürt halkına veya Kürdistan’a karşı bir girişim olarak gösterilmesini doğru bulmuyoruz. Bu tür yorumlar, meselenin özünü ve Şengal’in siyasi koşullarını göz ardı ederek çözüm arayışlarını farklı aidiyet tartışmaları üzerinden tersyüz ediyor. Olumlu gelişmelerin hedef gösterilmesi ve bunların sabote edici bir meseleye dönüştürülmesi, Êzidî toplumunun çıkarlarına hizmet etmiyor.
 
Irak merkezi hükümetiyle müzakerelerin yürütülmesi ve bir anlaşmaya varılması, Êzidîlerin Kürt halkı ve Kürdistan coğrafyasıyla olan tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlarının reddedilmesi veya inkâr edilmesi anlamına hiçbir şekilde gelmez. Irak devletiyle görüşmeler yapılması ile Êzidîlerin Kürt halkının ve Kürdistan’ın tarihsel gerçekliğinin bir parçası olduğunun kabul edilmesi arasında herhangi bir çelişki bulunmuyor. Bu iki konunun birbirine karşıt olarak konumlandırılması, çözüm sürecini yanlış bir zemine sürüklüyor.
 
Şengal’deki mevcut siyasi ve hukuki koşulların, bölgesel güç dengelerinin ve güvenlik ihtiyaçlarının doğru biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. İlkeli bir tutum, sahadaki koşulları görmezden gelmek değil, bu koşullar içerisinde Êzidîlerin haklarını ve kazanımlarını güçlendirecek çözümleri geliştirmektir.
 
Kuşkusuz anlaşmanın içeriği, sonuçları ve Êzidîlerin haklarını güvence altına alma düzeyi eleştirilebilir ve demokratik biçimde denetlenebilir. Ancak eleştirilerin amacı, anlaşmanın eksikliklerini gidermek ve kazanımları geliştirmek olmalıdır. Eleştiriler, anlaşmayı Kürt halkına ve Kürdistan’a karşı bir girişim olarak göstermek amacıyla kullanılmamalıdır.
 
Şengal anlaşmasının olumlu yönlerini kabul etmek, eksikliklerinin tartışılmasına engel değildir. Aynı şekilde, eksiklikleri eleştirmek de hiç kimseye anlaşmayı manipüle etme veya çarpıtma hakkı vermez.
 
Türkiye: Sürecin değerlendirilmesi ve temsiliyet sorunu
 
Türkiye’de Êzidîlerin inanç ve kimlik özgürlüğünün tanınması, köylerine güvenli ve onurlu biçimde geri dönmeleri, mülkiyet ve yerleşim sorunlarının çözülmesi, ayrımcılığın önlenmesi ve eşit yurttaşlık haklarının güvence altına alınması amacıyla yürütülen her samimi girişimi olumlu karşılıyoruz. Ancak son dönemde Êzidîler adına yürütülen görüşmelerin yöntem, hazırlık, toplumsal katılım ve meşruiyet açısından ciddi sorunlar barındırdığına inanıyoruz. Bu süreçler sistematik ve kapsayıcı bir biçimde yürütülmedi. Êzidî toplumunun farklı kesimlerinin iradesi, örgütlü kurumları ve yerel dinamikleri dikkate alınmadı. Sınırlı bazı olumlu adımların atılmış olması, sürecin bir bütün olarak sağlam ve meşru bir zemine oturduğu anlamına gelmiyor.
 
Bu eleştirel değerlendirmelerimiz diyalog veya müzakerelere karşı değildir. İtirazımız görüşmelerin yapılmasına değil, yeterli hazırlık, toplumsal yetkilendirme ve demokratik denetim olmadan bütün Êzidî toplumu adına hareket edilmesinedir. Hiç kimse, devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmeleri veya bazı siyasi çevrelerle kurduğu ilişkileri, kendiliğinden bütün Êzidî toplumu adına konuşma ve karar verme yetkisi olarak göremez. Meşru temsiliyet; toplumsal katılım, açık yetkilendirme, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde inşa edilir. Bu nedenle yöntem ve temsiliyet alanındaki eksikliklerin mutlaka giderilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Êzidî kurumları, köy meclisleri, Êzidî evleri, yerel temsilciler, aydınlar, toplumun ileri gelenleri ve toplum içerisinde etkili olan kişiler, özellikle de Êzidî kadınlar, bu süreçlerde aktif biçimde yer almalıdır.
 
Talepler, müzakere gündemi ve elde edilen sonuçlar toplumla paylaşılmalı; süreç ortak iradeye ve demokratik denetime açık olmalıdır.
 
Suriye’de entegrasyon ve çözüm süreci
 
Suriye’deki Êzidîlerin hakları ve geleceği de bu demokratik ilkeler çerçevesinde ele alınmalıdır. Suriye’de yürütülen siyasi çözüm ve entegrasyon süreçlerinde Êzidîlerin inanç kimliği, toplumsal varlığı, güvenlik ihtiyaçları ve kolektif hakları tanınmalıdır. Êzidîlerin kendilerini doğrudan ilgilendiren kararların dışında bırakılmasına izin verilmemelidir. Bu süreçlerde Êzidîler yalnızca alınan kararları uygulayan veya gelişmeleri takip eden bir toplum olarak görülmemelidir. Aksine, kendi taleplerini dile getiren, müzakerelere katılan ve geleceğinin şekillendirilmesinde söz sahibi olan meşru bir toplumsal bileşen olarak yer almalıdır.
 
Bu katılım, tek bir grubun temsiliyetinin ötesine geçmeli; toplumun farklı kesimlerini, yerel kurumlarını ve kadınları bütünüyle kapsamalıdır. Suriye’deki entegrasyon sürecinin demokratik, kapsayıcı ve temel hakları esas alan bir zeminde yürütülmesi; Êzidîlerin inanç ve kimlik özgürlüğünün, güvenliğinin ve eşit katılımının güvence altına alınmasına bağlıdır.
 
Temel talepler
 
Irak, Türkiye ve Suriye’deki koşullar birbirinden farklı olsa da Êzidî toplumunun hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması için ortak ilkeler doğrultusunda hareket edilmelidir.
 
Bu çerçevede taleplerimiz şunlardır:
 
‘*Êzidîlerin dininin, inanç kimliğinin ve kültürel özerkliğinin resmî olarak tanınması.
 
*Güvenliğin, yaşam hakkının ve her türlü ayrımcılığa karşı hukuki güvencelerin sağlanması.
 
*Yerinden edilmiş Êzidîlerin köylerine güvenli ve onurlu biçimde geri dönüşlerinin desteklenmesi, mülkiyet ve yerleşim sorunlarının çözülmesi.
 
*Êzidîlerin eşit yurttaşlık ve kolektif haklarının güvence altına alınması.
 
*Êzidîler adına gerçekleştirilen bütün görüşmelerin meşru, çoğulcu, şeffaf ve hesap verebilir bir temsiliyet mekanizması temelinde yürütülmesi.
 
*Kadınların karar alma ve müzakere süreçlerine eşit ve aktif katılımının sağlanması.
 
*Êzidîlerin Suriye’deki entegrasyon ve siyasi çözüm süreçlerinde aktif bir bileşen olarak yer alması.
 
*Şengal’de elde edilen kazanımların manipülasyona başvurulmadan değerlendirilmesi ve anlaşmanın uygulanmasının Êzidîlerin hakları temelinde takip edilmesi.’
 
Êzidîlerin Kürt halkı ve Kürdistan coğrafyasıyla olan tarihsel, toplumsal ve kültürel bağları ile yaşadıkları ülkelerdeki hakları ve ilişkileri birbirine karşıt meseleler olarak gösterilmemelidir. Bu iki boyut, dışarıdan dayatılan tanımlamalar veya siyasi hesaplar üzerinden değil, Êzidîlerin özgür iradesi temelinde ele alınmalıdır.
 
Avrupa Êzidî Toplumu Koordinasyonu olarak, Êzidî toplumunun sorunlarının çözümüne yönelik samimi girişimleri ve demokratik müzakereleri desteklediğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Şengal’de Irak merkezi hükümetiyle yapılan anlaşmanın olumlu yönlerinin kabul edilmesini, Türkiye’deki görüşmelerin meşru, kapsayıcı ve sistematik bir zemine taşınmasını ve Suriye’deki Êzidîlerin entegrasyon ve çözüm süreçlerine aktif katılımının güvence altına alınmasını gerekli adımlar olarak görüyoruz.
 
Kalıcı çözüm, ne gerçekçi olmayan beklentilerle ne de mevcut siyasi koşullar gerekçe gösterilerek temel haklardan vazgeçilmesiyle mümkündür. İhtiyaç duyduğumuz şey; tarihsel gerçekliği ve güncel koşulları birlikte değerlendiren, toplumsal iradeyi esas alan, demokratik katılımı güvence altına alan ve somut sonuçlar ortaya çıkaran bir yaklaşımdır. İlgili bütün taraflara, Êzidî toplumunun sorunlarının çözümü için samimi çaba göstermeleri, müzakereleri meşru ve kapsayıcı bir zeminde yürütmeleri ve kültürel ve toplumsal farklılıkları ayrışma gerekçesine dönüştürmekten kaçınmaları çağrısında bulunuyoruz.
 
Biz diyalogdan yanayız. Ancak Êzidî toplumunun iradesinin tanınmamasını, haklarının siyasi çıkarlar uğruna feda edilmesini ve bireysel girişimler yoluyla meşru temsiliyetin ihlal edilmesini kabul etmiyoruz. Êzidîlerin geleceği, bizzat Êzidîlerin özgür iradesiyle şekillendirilmelidir. Bu ilke Şengal, Türkiye ve Suriye için aynı şekilde geçerlidir.”