Gözde Şeker: İsimlere ve kurumlara bakmadan yan yana durmalıyız

  • 09:22 22 Ekim 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Kürt basını ve siyasetinin geçmişte yalnız bırakılmasının bugün özgürlük alanlarının daralmasına neden olduğunu belirten gazeteci Gözde Şeker, “Yayın çizgilerini ya da isimleri bahane ederek geri durmak bize hiçbir şey kazandırmıyor; aksine iktidarın elini rahatlatıyor” dedi.
 
Türkiye ve Kürdistan’da Kürt basını ve muhalif medya kuruluşlarına yönelik baskılar, sansür uygulamaları, erişim engelleri ve kayyım müdahaleleri devam ediyor. Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar, yayın organlarına verilen cezalar ve erişim engelleri halkın haber alma hakkını doğrudan hedef alıyor. JINNEWS, Ajansa Welat, Mezopotamya Ajansı (MA) ve T24 başta olmak üzere birçok yayın organına erişim engelleri getirilirken, Halk TV’ye de kayyım atıldı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) açıkladığı son verilere göre, 4 Ekim itibarıyla Türkiye ve Kürdistan’da 29 gazeteci, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunuyor.
 
Basına yönelik baskı ve engellemeler sürerken Halk TV Ana Haber Sunucusu Gözde Şeker, yaşanan gelişmeleri ve basın özgürlüğüne yönelik saldırılara karşı ortak mücadele ihtiyacını değerlendirdi.
 
‘Yumuşama beklemiyoruz, baskılar daha da sertleşecek’
 
Basına yönelik baskıların giderek arttığını belirten Gözde Şeker, Halk TV’nin yayınının durdurulmasının önemli bir eşik olduğunu söyledi. Basın kuruluşlarına yönelik sansür, erişim engelleri ve gazetecilerin tutuklanmasının halkın haber alma hakkını hedef aldığını ifade eden Gözde Şeker, şunları söyledi: “Bizlerin de bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın da içi sıkışıyor. Elbette bunlar yeni değil ancak Halk TV’nin yayınının durdurulmasıyla önemli bir eşik aşıldı. Halk TV, iktidarın kendine benzettiği onlarca kanalın toplamından daha çok izlenen, son derece etkili bir kanaldı. Maalesef bu eşik de kırıldı. Mezopotamya Ajansı 44’üncü kez erişim engeliyle karşılaştı, Yeni Yaşam’ın X hesabına engel getirildi. T24 konuyu AYM’ye taşıdı. TELE1’e kayyım atanmasının üzerinden bir yıl geçti. Daha önce İMC TV, Hayat TV, Olay TV gibi sayısız örnek yaşandı. Toplumun sadece bir kesimi tepki gösterdiğinde iktidar baskıyı artırarak, yıkıp dökerek ilerliyor. Yumuşama beklemiyoruz; aksine, iktidarın daha da sertleşerek ilerleyeceğini görebiliyoruz.”
 
‘Halkın haber alma hakkı gasp edilecek’
 
Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların halkın doğru bilgiye ulaşmasını engellemeyi amaçladığına dikkat çeken Gözde Şeker, basın üzerindeki baskıların her geçen gün arttığını vurguladı. Gözde Şeker, şöyle devam etti: “Bugün cezaevinde 11 gazeteci var. Önce Bahadır Özgür gözaltına alındı, ardından serbest bırakıldı. Murat Ağırel, yapmadığı bir haberden dolayı tutuklandı. Yine dün İsmail Arı’nın tutuklama talebiyle sevk edildiği haberini gördüm. Her gün böyle bir haberle karşılaşacağız demek ki. Haber alma hakkımız gasp edilecek. Dolayısıyla çok karanlık bir döneme girdik. Daha aydınlık bir dönemden gelerek girmedik bu döneme, bunu söylemek lazım. Süreç giderek karardı ve bu şekilde devam etti. Bundan sonrasını da daha aydınlık görmüyorum. Atılan bu adımları da böyle değerlendiriyorum.”
 
‘İlkeler etrafında kenetlenmek artık bir mecburiyettir’
 
Basına ve muhalefete yönelik saldırılar karşısında ortak mücadele hattının yetersiz kaldığına işaret eden Gözde Şeker, anayasal ve demokratik haklar temelinde daha kararlı bir toplumsal mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini belirtti. Siyaset ile toplumun birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çeken Gözde Şeker, şunları ifade etti: “Bu tablo bugüne kadar yaptıklarımızın yeterli olmadığını gösteriyor. Artık anayasa çerçevesinde demokratik haklarımızı kullanmak açısından daha radikal mücadele biçimlerine başvurmalıyız. Bugüne kadar denemediğimiz, belki korktuğumuz ya da bize dokunmadığı için kalkışmadığımız pek çok şeye adım atmanın vaktidir. Yurttaş siyasetten alan açmasını bekliyor, siyaset ise yurttaştan tepki. Halbuki ikisinin omuz omuza ilerlemesi gerekir. Siyaset alan açar ama yurttaş da talep ederek siyaseti dönüştürür. Vakit kaybetmeden bunu yapmalıyız. İkincisi; ortak hedefi demokrasi ve özgürlük olan kesimlerin ayrışmak yerine bugün yan yana durması gerekiyor. İsimlere ve kurumlara bakmadan, ilkeler etrafında kenetlenmek artık bir mecburiyettir.”
 
‘Yayın çizgilerini bahane etmek iktidarın elini rahatlatıyor’
 
Özgür basının uzun yıllardır ağır bedeller ödeyerek gazetecilik faaliyetlerini sürdürdüğünü, muhalif basının ise bugün benzer baskılarla karşı karşıya kaldığını belirten Gözde Şeker, anayasal ve demokratik hakların ayrım gözetilmeksizin savunulması gerektiğini vurguladı. Gazeteciler ve yayın organları arasında ayrım yapılmasının iktidarın baskı politikalarına alan açtığını ifade eden Gözde Şeker, “Anayasa’nın 30’uncu maddesi, basın araçlarının zapt edilmesini kesin olarak yasaklıyor. Yani bir soruşturma olsa dahi Halk TV yayınının durdurulması kanuna aykırıdır. Bugün sokağa çıktığımızda Halk TV için tepki gösteriyorsak T24, TELE1, Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam için de tepki göstermeliyiz. İsmail Arı tutuklanmasın, Murat Ağırel serbest bırakılsın derken Nadiye Gürbüz de serbest bırakılsın demeliyiz. Bunları ayırarak devam ettiğimiz sürece tam da iktidarın istediği tabloyu yaratıyoruz. Bunun farkına varıp bu eksende örgütlenmemiz gerekiyor. ‘İktidar kanalları kapattığında, gazetecileri hapsettiğinde sen ne yaptın?’ diye sorulduğunda, yayın çizgilerini ya da isimleri bahane ederek geri durmak bize hiçbir şey kazandırmıyor; aksine iktidarın elini rahatlatıyor” sözlerini kullandı. 
 
‘Kürt basını ve siyasetinin yalnız bırakılması bugün alanları daralttı’
 
Kürt basını ve siyasetinin geçmişte ağır baskılarla karşı karşıya kaldığında yalnız bırakıldığını hatırlatan Gözde Şeker, dayanışmanın ilkesel bir tutum olarak geliştirilmemesinin bugün ağır sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Kürt basınına yönelik baskılar karşısında sessiz kalan kesimlerin bugün benzer uygulamalarla karşılaştığını belirten Gözde Şeker, şunları söyledi: “Kürt basını bugün bu baskılara ilk kez maruz kalan pek çok isimden ve kuruluştan çok daha önce bu baskılara maruz kaldı. Susturuldu, hapsedildi, kriminalize edildi, terörize edildi ve maalesef yalnız bırakıldı. Gerçekten başına bunlar gelirken bu arkadaşlarımıza hep çok uzaktan baktı meslektaşları da toplumun diğer kesimleri de. Hep dediler ki: ‘Ya bir şey vardır demek ki, soruşturma varsa bu kadar operasyon yapılıyorsa demek ki bir şey vardır.’ Bakınız geldiğimiz noktada o ‘bir şey vardır’ diyenler kendilerine bu iş döndüğünde aslında bir şey olmadığını gördüler. Bunu siyasette de gördük. 
 
Pek çok kentte son 10-20 yılda belediyelere kayyım atanırken ‘terör örgütü’ bağı gerekçe gösterilerek herkes bunun olabileceğine inandı ve sesini çıkarmadı. Ama İstanbul’a, Ekrem İmamoğlu’na geldiğinde buna inanmayanların ve bu suçlamaları sorgulayanların sayısı çok fazlaydı. Çünkü isimlere göre tavır alınması söz konusu. İlkelere, değişmeyecek değerlere göre değil. Yani 10 yıl önce, hep söylüyoruz, 10 yıl önce Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Kürt siyasetçiler cezaevine gönderildiğinde bu tepki verilebilseydi, bugün bambaşka bir tablo konuşulabilirdi. Bizim bu bilinç düzeyine ve örgütlenmeye ulaşmak için bir 10 yılımız daha yok. Süreç çok hızlı ilerliyor. 10 yıl önce yapmadığımızı bugün yapmazsak, önümüzde haber alabileceğimiz hiçbir mecra kalmayacak.”
 
‘Kadınlar bu karanlık süreçte yol açıcı ve öncü olabilir’
 
Kadınların yaşamları boyunca karşılaştıkları engellere karşı geliştirdikleri mücadele deneyimine dikkat çeken Gözde Şeker, basın özgürlüğü mücadelesinde de kadınların öncü rol oynayabileceğini belirtti. Genç gazetecilerin bütün baskılara rağmen mesleklerini sürdürmekte ısrar etmesinin umut verici olduğunu ifade eden Gözde Şeker, şöyle konuştu: “Biz kadınlar büyürken de mesleğe atılırken de sürekli engellerle karşılaşıyoruz. Kadınların içinde doğal bir mücadele etme ve yol bulma yeteneği var. Hayatımız zaten önümüze konulan barikatları aşmakla geçti. Apolitik olan kadınlar bile hayatlarına baktıklarında ne kadar büyük bir mücadele tecrübeleri olduğunu görecektir. Bu yüzden kadınlar bu karanlık süreçte yol açıcı ve öncü olabilirler. Basın üzerindeki daralmaya rağmen gazetecilik yapmakta ısrar eden genç meslektaşlarımın varlığı da son derece umut verici. Biz başka bir iş bilmiyoruz ve suç işlemiyoruz. Gazetecilikte ve özgür yarınlar mücadelesinde ısrar etmek zorundayız.”
 
‘Tüm yurttaşları bu meşru mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum’
 
Aralarında Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş ve Gazeteciler Cemiyeti’nin de bulunduğu çok sayıda basın meslek örgütü, “Sansüre hayır! Habere özgürlük” şiarıyla 24 Ekim’de Türkiye ve Kürdistan genelinde ortak eylem çağrısında bulunan Gözde Şeker, ortak eyleme katılım çağrısını yineleyerek, “Mecralarımız elimizden alındıkça yenilerini bulacağız. Ya kolektif bir arada duracağız ya da her alana yayılarak iktidarın bizi susturmasını zorlaştıracağız. Bu noktada örgütlü hareket etmek, basın meslek örgütlerinin ve sendikaların çağrılarına ses vermek hayati önem taşıyor. Ne kadar çok olursak sesimiz o kadar gür çıkar. Anayasa’nın 34’üncü maddesi bize toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı tanıyor; hukuksuz bir şey yapmıyoruz. Bir yurttaş ve gazeteci olarak Cumartesi günü ben de alanda olacağım. Tüm yurttaşları yanımızda durmaya ve bu meşru mücadeleyi birlikte büyütmeye çağırıyorum.”