Manşetlerde çocuklar hedefte, şiddetin kaynağı görünmez
- 09:05 11 Ekim 2026
- Medya Kritik
Beritan Tunç
HABER MERKEZİ- Okullarda yaşanan saldırıların ardından çocukları hedef gösteren medya dili, şiddetin nedenlerini anlamak yerine çocukları başlı başına birer tehdit olarak sunarak toplumsal ve kurumsal sorumlulukların görünmezleşmesine yol açıyor.
Okullarda yaşanan saldırıların ardından ana akım medyanın kurduğu dil, yalnızca yaşanan olayların nasıl aktarıldığını değil, toplumun bu olayları nasıl anlamlandırmaya yönlendirildiğini de gösteriyor. Bir okulun şiddetin yaşandığı bir yere dönüşmesi, çocukların eğitim ve yaşam haklarının nasıl korunacağı sorusunu bütün ağırlığıyla gündeme getiriyor.
14 Nisan’da Riha’nın (Urfa) Sewreg (Siverek) ilçesindeki bir liseye yönelik silahlı saldırıda 16 kişi yaralanırken, bir gün sonra Mereş’te (Maraş) bir ortaokula yönelik saldırıda 9 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı. 22 Eylül’de ise Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin yakınlarına yönelik silahlı saldırı düzenlendi. Son olarak İstanbul’un Başakşehir ilçesinde bıçaklı saldırı düzenlendi.
Ana akım medya toplumsal öfkeyi çocuklara yönlendiriyor
Bu saldırıların ardından ana akım medyada yayımlanan haberler, yaşanan şiddetin nasıl ele alındığına ilişkin önemli soruları da beraberinde getirdi: Saldırıların ardından kurulan medya dili, bu sorumluluğu ne ölçüde taşıyor? Saldırının sonuçları kadar, bu sonuçların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan koşullar da araştırılıyor mu? Bir yıl boyunca okullardaki saldırılara ilişkin haberleri incelemek, tam da bu çelişkiyi açığa çıkarmak açısından önemli. Çünkü sorun, saldırıların haberleştirilmesi değil; haberin şiddetin hangi boyutlarını görünür kıldığı, hangilerini arka plana ittiği ve toplumsal öfkeyi hangi yöne yönlendirdiği.
Ana akım medyanın çocukları damgalayan dili, saldırıların bütün boyutlarını ortaya çıkarmak yerine toplumsal öfkeyi tek bir hedef üzerinde yoğunlaştırabilir. Bu durumda şiddet kınanmış olsa bile, onu önlemek için gereken kurumsal ve toplumsal sorgulama eksik kalır.
Eril akıl ve nesneleştiren medya dili
Başakşehir’de yaşanan saldırıya ilişkin Euronews’in “Başakşehir saldırısının faili, kız öğrenci: Okul saldırılarında kızların konumu ne?” başlığı, cinsiyetçi ve hedef gösteren medyacılık anlayışının açık bir örneğini oluşturuyor. Haber içeriğinde şiddetin arkasındaki toplumsal, psikolojik ve sistemsel nedenler tartışılmak yerine, cinsiyet üzerinden kadınlar ve kız çocukları kriminalize edilerek odağın kaydırıldığı görülüyor.
Yeni Şafak’ın “Bir seri katil gibi soğukkanlıydı” başlığıyla servis ettiği haber, ana akım medyanın çocukları hedef haline getiren dilini bir kez daha ortaya koyuyor. Böylece saldırının nedenleri ve çocuğu bu noktaya getiren koşullar sorgulanmak yerine, çocuk korku ve öfkenin odağına yerleştiriliyor. Failin eylemini haberleştirmek ile çocuğu tek bir kimliğe indirgemek arasındaki sınır, kullanılan bu ifadelerle aşınıyor.
Demokrat Haber’in saldırılara yönelik “Okul saldırıları bulaşıcı mı? 13 günlük risk tartışması” başlığı da şiddeti toplumsal koşullarıyla birlikte ele almak yerine, saldırıların yayılma ihtimalini merkeze alıyor. Ana akım medyada failin kimliği, yaşı ve cinsiyeti üzerinden kurulan bu dil, çocukları birer tehdit unsuru olarak kodlarken şiddetin ortaya çıkış koşullarını ve kurumların sorumluluğunu geri plana itiyor.
Kadın özgürlükçü ve hak odaklı habercilik
Medyanın görevi, korkuyu yeniden üretmek veya toplumsal öfkeyi manşetler aracılığıyla büyütmek değil; yaşam hakkını merkeze alan, sorumluları sorgulayan ve şiddetin önlenmesine katkı sunan bir habercilik yürütmektir.
Çocukları yaşlarından, toplumsal koşullardan ve içinde bulundukları sistemden bağımsız biçimde yalnızca birer tehdit olarak sunmak, onları şiddete sürükleyen mekanizmaların sorgulanmasının önüne geçiyor. Oysa çocukların yaşam hakkını korumak, yalnızca saldırıları kınamakla değil; eğitim sisteminden aileye, toplumsal ilişkilerden devletin sorumluluklarına kadar şiddeti besleyen koşulları açığa çıkarmakla mümkün. Kadın özgürlükçü ve hak odaklı bir habercilik, çocukları damgalayan ve toplumsal cinsiyet kalıplarını yeniden üreten dili sorgularken, şiddetin üzerini örten değil, nedenlerini görünür kılan bir yaklaşımı esas almalı. Çünkü çocukları hedef göstermek kolay; onları şiddetin nesnesi haline getiren düzeni sorgulamak ise gerçek bir yüzleşme gerektiriyor.







