Adalet ve hafıza için nöbet başlıyor

  • 09:41 5 Ekim 2026
  • Güncel
AMED - Kadın katliamlarının kadın kırımı boyutuna ulaştığına dikkat çeken Rosa Kadın Derneği üyesi Ruşen Yakut, erkek egemen zihniyete karşı yarın başlatacakları adalet ve hafıza nöbetine katılım çağrısı yaptı.
 
Kadın katliamları ve erkek şiddeti kadın kırımı boyutuna ulaşırken, kadın örgütleri mücadele ve dayanışma ağlarını büyütmeye devam ediyor. Amed’de Şiddetle Mücadele Ağı, kadın katliamlarının münferit vakalar olarak ele alınamayacağını belirterek, erkek egemen sistemin ürettiği şiddet mekanizmalarına karşı adalet ve hafıza nöbeti başlatacaklarını söyledi. 6 Ekim’de başlayacak ve 10 hafta boyunca her Salı günü Amed Adliyesi önünde saat 12.30’da gerçekleştirilecek nöbette, katledilen kadınların yalnızca ölümleriyle değil, isimleri, yaşamları ve hikâyeleriyle hatırlanması hedefleniyor.
 
Rosa Kadın Derneği üyesi Ruşen Yakut, gerçekleştirecekleri nöbete ilişkin konuştu.
 
Kadın katliamları kadın kırımı boyutuna ulaştı
 
Kadın katliamlarının münferit vakalar olarak ele alınamayacağını belirten Ruşen Yakut, “Artan kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları artık bir kadın kırımı boyutuna ulaşmış durumda. Bu katliamların kaynağını yalnızca tek bir yere dayandırmak mümkün değil. Erkek egemen sistemin beslediği ulus-devlet militarizmi, milliyetçi ve güvenlikçi politikalar, ekonomik ve siyasi politikalar birbirleriyle ilişkili ve bütün bunlar erkek egemen zihniyetten besleniyor. Bu tamamen bir zihniyet meselesi. Kadın hareketinin ilk günden beri söylediği gibi, bu zihniyetin değişmesi gerekiyor. Yaşananları yalnızca cezasızlık politikalarına bağlamak da eksik kalır. Cezasızlığı besleyen temel unsur da erkek egemen zihniyet. Bu nedenle kadın cinayetlerini münferit olayların toplamı olarak değerlendirmemek gerekiyor” dedi.
 
‘Erkek egemen sistem kadınların yaşamını denetliyor’
 
Ruşen Yakut, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel sorunlarla sınırlı olmadığını aktararak, “Patriyarkanın kadınların ayrılma ve boşanma iradesini tanımamasını, baskı ve şiddeti önleyecek denetim mekanizmalarının eksikliğini, ev içi şiddeti, silaha erişimin bu kadar kolay olmasını ve koruma kararlarının uygulanmamasını da bu bütünün içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Aynı zamanda birçok davada etkin soruşturma yürütülmüyor. Kadına yönelik şiddet çoğu zaman en yakından geliyor. Ancak şiddete maruz kalan kadınla sınırlı kalmıyor; bütün topluma sirayet ediyor ve tüm kadınlar açısından bir korku iklimi yaratıyor. Bu şiddet ve katliamlar, kadınların nasıl yaşayacağına, nereye gideceğine, nasıl çalışacağına, çalışıp çalışmayacağına ve özel hayatına kadar müdahale eden bir denetim mekanizmasına dönüşüyor. Erkek egemen sistem de bu mekanizmayı sürekli besliyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadın mücadelesini sürekliliği olan bir hatta dönüştürmeliyiz’
 
Erkek egemen zihniyetin örgütlü dayanışmasına karşı kadın kurumlarının ortak mücadele hattı oluşturması gerektiğini dile getiren Ruşen Yakut, “Erkek egemen zihniyet çok hızlı bir şekilde örgütlenebiliyor, dayanışma kurabiliyor; birbirini koruyan, birbirini besleyen ve birbirinin arkasında duran bir yapı oluşturabiliyor. Bu eylem aynı zamanda bu dayanışmayı kıran bir mücadele hattı oluşturması açısından önemli. Bu nedenle kişisel olarak çok değerli ve önemli buluyorum ve daha fazla büyümesini umut ediyorum. Bu program ve nöbet fikri, şiddetle mücadele alanında çalışan kadın kurumlarının bir araya gelmesinden doğdu. Katledilen bir kadın için açıklamalar yapılıyor, yürüyüşler gerçekleştiriliyor ancak çoğu zaman bunlar günübirlik eylemlerle sınırlı kalıyor. Bizim bunu daha farklı ve sürekliliği olan bir mücadele hattına dönüştürmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda kadınların yaşadıklarının bir hafızasını oluşturmamız gerekiyor” diye belirtti.
 
‘Katledilen kadınları istatistik olmaktan çıkaracağız’
 
Ruşen Yakut, adalet talebinin yalnızca faillerin cezalandırılmasıyla sınırlı olmadığını söyleyerek, “Buradaki temel itirazımız erkek egemen sisteme ve bu sistemin yarattığı şiddet mekanizmalarına yönelik. Bu itirazı bir nöbet sistemine dönüştürerek, hafızasını oluşturarak ve mücadele hattını geliştirerek sürdürmek istiyoruz. Nöbet, 10 hafta boyunca her Salı günü saat 12.30’da adliye önünde gerçekleştirilecek ve 6 Ekim Salı günü başlayacak. Her hafta bir kadının hikâyesini anlatarak o kadının bir özne olduğunu hatırlatmayı hedefliyoruz. Çünkü bir noktadan sonra katledilen ya da şiddete uğrayan kadınlar yalnızca istatistiksel sayılara dönüşüyor. O kadının adı, yaşamı, gelecek hayalleri ve hangi şiddet geçmişinin içerisinden o güne geldiği çoğu zaman görünmez hale geliyor. Bizim adalet talebimiz yalnızca failin cezalandırılmasıyla sınırlı değil. Bir kadın daha önce şiddet görmüş mü, tehdit edilmiş mi, korunmak için herhangi bir yere başvurmuş mu, başvurmuşsa neden korunamamış? Bu soruların da sorulması ve cevaplarının ortaya çıkarılması gerekiyor” dedi.
 
‘Kadınların yaşamları değil, ölümleri hatırlanıyor’
 
Şüpheli kadın ölümlerinin etkin soruşturmalarla aydınlatılması gerektiğini belirten Ruşen Yakut, “Bir diğer itirazımız da şüpheli kadın ölümleri. Şüpheli kadın ölümlerinin daha ilk andan itibaren intihar, kaza, düşme ya da boğulma gibi açıklamalarla sınırlandırılması ve etkin bir soruşturmaya dönüştürülmemesi kabul edilemez. Bir kadının ölümü, erkek egemen zihniyetin kabulleri üzerinden açıklanarak soruşturmanın kapatılmasına dönüşmemeli. Asıl meselemiz burada hafıza. Kadınların öldürülmesi, katledilmesi ya da şiddete uğraması yalnızca bir istatistiğe dönüşüyor. Biz bunun önüne geçmek istiyoruz. O kadınlar vardı, o kadınlar bizdik ve biz olmaya devam edeceğiz. Bizim itirazımız buna. Her kadının bu yaşam içerisinde bir değeri, nasıl yaşamak istediğine dair hayalleri ve kurmak istediği bir yaşam var. Ancak kadınlar çoğu zaman yalnızca öldürüldükleri biçimiyle hatırlanıyor. Biz buna itiraz ediyoruz” diye aktardı.
 
‘Kadınların yaşam hakkı için nöbeti büyütelim’
 
Ruşen Yakut, kadın katliamlarına karşı başlatılacak nöbetin ortak bir mücadele alanı olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle her hafta bir araya gelerek öldürülen kadınları yalnızca ölümleriyle değil, yaşamlarıyla, isimleriyle ve hikâyeleriyle hatırlatacağımız bir nöbet oluşturmayı ve bu mücadeleye süreklilik kazandırmayı hedefliyoruz. Bu nöbeti kadın örgütlerinin, hukuk ve hak alanında çalışan örgütlerin ve demokratik kurumların bir arada söz söyleyebileceği bir alan olarak görüyoruz. Çünkü kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri yalnızca kadınları değil, bütün toplumu ilgilendiren bir mesele. Çağrımız tüm topluma, toplumun vicdanına. Tüm toplumu bu nöbeti sahiplenmeye, büyütmeye ve kadınların yaşam hakkını savunan bu mücadeleye ortak olmaya çağırıyoruz” şeklinde konuştu.