Tülay Hatimoğulları: Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu yapılamaz
- 10:30 11 Nisan 2026
- Siyaset
ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürecin başarıya ulaşması için bir yasaya ihtiyaç olduğunu belirterek, “Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu yapılamaz” dedi.
Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Balgat’ta bulunan DEM Parti Genel Merkezi’nde yapılacak olan Parti Meclisi (PM) toplantısının açılışında konuştu.
“Parti Meclisi toplantımızı dünyadaki bütün normların geçersiz olduğu bir dönemde gerçekleştiriyoruz” diyen Tülay Hatimoğulları, “Ortadoğu’nun her tarafında barut kokusu, bombalar ve bir ateş sarmalı var. Bu kaos ortamında gerçekleştireceğimiz bir dizi toplantımız var. Bizler bu konuları detaylı bir şekilde konuşacağız” dedi.
‘Ortadoğu’da stratejik barış sağlanmalı’
ABD ve İsrail’in İran üzerinde başlattığı savaşın bölgeye ve Türkiye’ye yansımalarının ağır olduğunu ifade eden Tülay Hatimoğulları, Parti Meclisi toplantısında Türkiye'de derinleşen ekonomik krizi, savaşın bu krizin derinleşmesindeki nedenlerini, ekolojik krizi, ülkede artan anti-demokratik uygulamaların yanında barış ve demokratik toplum çağrısında gelinen noktayı değerlendireceklerini ve yol haritası belirleyeceklerini söyledi.
28 Şubat’ta başlayan İran, İsrail-ABD savaşında ateşkese rağmen Lübnan’ın bombalandığına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, ateşkesle birlikte kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımların atılması gerektiğini belirtti. Ortadoğu’da taktiksel bir barıştan öte, stratejik bir barışa ihtiyaç olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, bu durumun aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla güçleneceğini ifade etti.
‘İran yönetimi kendi halkıyla barışmak zorunda’
İran yönetiminin halkıyla barışmak zorunda olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Ateşkesi fırsat bilerek yüzlerce kişiyi gözaltına alan rejim, tarihteki hataları yapmaktan vazgeçmelidir. Demokratik zeminde hakları için, özgürlükleri için, adalet için mücadele edenlerin avına çıkmamalı rejim. İdam kararlarını uygulamamalı ve bundan vazgeçmelidir. İran, iç siyasete de barış ilan etmelidir. Emperyalizmin saldırılarına karşı kenetlenen İran halklarının değerini bilmeli ve taleplerine kulak vermelidir. Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır” dedi.
Doğa için mücadele eden Esra Işık serbest bırakılmalı
Türkiye’de sermaye uğruna doğa talanının en acımasız şekilde hayata geçirildiğine dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti:
“Varto’da, Çorum’da, Karlıova’da, Karadeniz'de; Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız orada çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız. Ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz. İkizköylülerin sembol isimlerinden Esra Işık tutuklandı. Doğayı, kendisini, yaşamını ve bütün canlıların yaşamını korumak için mücadele eden Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır.
Ekonomik kriz
Esnaftan sanayiciye kadar hayatın her alanının zorlaştığı, ticaretin ve üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var. Türkiye'de de bir o kadar ciddi bir enerji krizi var. Hem petrol bulduk dediler, doğalgaz bulduk dediler. Bunun propagandasını yaptılar. Bakın şimdi, bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı, uçtuğu bir evrede, hani bulduğunuz gaz, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda mesela İspanya’yı örnek almıyorsunuz? Bugün Türkiye’de benzin fiyatı 62-64 bandını aşmış durumda. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama, pahalılık yurttaşı boğmuş durumdadır. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz bir hale geldi. Türkiye’de İran savaşını bahane ederek yaşanan ekonomik krize kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. Grup toplantılarımızda daha önce ifade ettik. İran savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisinde kalıcı olumsuzluklar söz konusu olur. Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini görmeli, duymalıdır. Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen ve komple kaldırılmalıdır. Temel gıda üzerindeki bütün vergi yükü kaldırılmalı, sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmeli. Çiftçinin gübre, yem ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmelidir. Çiftçi borçları acilen silinmeli, ekolojik yaşamı esas alan alternatif enerji için radikal adımlar atılmalı.
İktidar sermayeyi korumaktan vazgeçmeli
Ekonomideki hastalık belli, tedavisi de bellidir. İktidar, yandaşa rant sağlamaktan vazgeçmeli. Sermayeyi korumaktan vazgeçmeli. Esas çözüm şudur: Yoksulu, işçiyi, emekliyi, emekçiyi ve doğayı merkeze alan bir ekonomik program hayata geçirilmelidir. Bu program mutlaka adil bir program olmalıdır. Ekonomi ya bu şekilde yönetilecek ya da AKP iktidarının şimdiye kadar yaptığı gibi devam edilecekse milyonlarca yurttaş açlığa, yoksulluğa bir kez daha mahkûm edilmiş olacaktır. Bu toplantılar dizisinde en önemli başlıklarımızdan birinin bu olduğunun altını çizmek isterim. Derinleşen açlık ve yoksulluğa karşı daha güçlü bir programla ortaya çıkmak ve daha güçlü bir mücadele hattını ortaya koymak.
‘Jin Jîyan Azadî’ felsefesi bütün dünyada kalıcılaşmalı
Sadece mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledilmiş, 22 kadın ise şüpheli şekilde ölmüş. Kadın cinayetlerini durdurmak için daha güçlü bir mücadele hattını örmeliyiz. Dünkü Kadın Meclisi toplantımızda kadın örgütlülüğü ve dayanışmasını daha çok genişletmek ve derinleştirmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz olduğunu değerlendirdik. Coğrafyamızda artan savaş ve şiddete karşı Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik. İran’da seslerinin duyulması engellenen kadınların sesi olacağımızı tespit ettik. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadınları, özgürlük mücadelesi verirken tutuklanan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar için verilmiş olan idam kararları ve bütün yargı kararları geri çekilmelidir. Kadınlar serbest bırakılmalıdır. Bizler ‘Jin Jîyan Azadî’ felsefesinin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bütün dünyada varlığını genişletmesi ve kalıcılaşması için yol haritamızda daha güçlü mücadele olanaklarını değerlendirdik.
Yasayı herhangi bir şarta bağlamak akıl tutulmasıdır
Bölgedeki tabloya bakınca 27 Şubat Asrın Çağrısı’yla başlayan sürecin ne kadar isabetli, anlamlı bir siyasal çıkış olduğunu bir kez daha tespit ettik. Bu, herkes tarafından yeterince anlaşılmış mı, bundan emin değiliz. Ama şundan çok eminiz: Bu sürecin başarıya ulaşması için herkesin şimdiye kadar verdiği emeğin daha fazlasını vermesi gereken bir süreçteyiz.
Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti, barış hakkının teyidi olur mu? Bunu kamuoyunun bilgisi ve vicdanına sunuyoruz. Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir konuşmasında bizi eleştirmiş. Demiş ki partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor. Biz net olmalıymışız bu süreç konusunda. Demokrasinin gelişmesi için DEM Parti'nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu DEM Parti’ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz. Sürecin başarıya ulaşması için bizler gece gündüz çalışıyoruz ama daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da, bu ülkede bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak demokratik bir cumhuriyetin inşası için mücadele hattımızı bu temellerden kurduğumuzun altını defalarca çizdik, programımızda da net bir şekilde mevcuttur.
Demokratik ülkelerde muhalefet, talepleri için siyaset üretir, mücadele eder ve ülkeyi yönetenler muhalefetin önerilerine kulak verir. Biz bunları ifade ettiğimizde, demokratikleşmeyle ilgili taleplerimizi sıraladığımızda karşılaştığımız bu yanıtlar gerçekten traji-komiktir. En meşru, en demokratik dayanağı arkamıza alarak; anayasa, AİHM kararı, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere bizler bu dayanaklar üzerinden taleplerimizi her fırsatta ve her yerde ifade ettik ve ifade etmeye de devam edeceğiz. Bu sizin zorunuza gitmemeli. Sizin göreviniz bu talepleri yerine getirmektir.
Somut adımlar atılmalı
Bakın şöyle düşünün: Pazartesi sabahı uyanmışız, kayyımlar el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu, Türkiye’ye büyük bir nefes aldırmaz mı? AYM ve AİHM kararlarına dayanarak sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê davası tutukluları, aynı şekilde sevgili Can Atalay ve bütün Gezi davası tutukluları serbest bırakılırsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Yaşar. Tutuksuz yargılama olsa, İmamoğlu görevi başına dönse; barış sürecine, demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur, bunu hiç düşündünüz mü? Bizler bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzur ve mutluluğun farkındayız. Bizler bu adımların atılmasının ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı ve biz bunun mücadelesini de sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz.
Üçüncü yolun kurucularıyız
Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız. Biz Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz ve ülkenin, toplumun deneyimlerine, birikimlerine de son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa bizler onun yanında duruyoruz. Üniversite öğrencileri türban hakkını savunurken bizler onların yanındaydık. KHK’lilerin hakları için onların yanındaydık. ODTÜ’lüler, Boğaziçili gençler kendi hakları için mücadele ederken bizler onların yanındaydık. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Uygur Türkü zulme uğradığında Çin ile ticaret yapıyoruz, acaba sorun yaşar mıyız kaygısı gütmeden Uygur Türklerinin de haklarını savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Bizler üçüncü yolun kurucuları olarak ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Bu yüzden süreç başladı, yargı adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım gibi bir yaklaşım ya da yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, anti-demokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik.
Bekle-gör tutumuna kapılmayacağız
Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru dedik; çünkü bizi bağlayan makamlar ve anlık gelişmeler değil, bizi bağlayan ilkelerdir ve bu ülkenin kalıcı bir demokrasiye kavuşması, demokratik bir cumhuriyetin inşası için atılacak adımlardır. Bu sebeple devletler ve iktidarlar bekle-gör politikasına tevessül edebilirler ama bizler DEM Parti olarak bekle-gör tutumuna kendimizi kaptırmıyoruz, kaptırmayacağız. Barış da demokrasi de bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bunun en çok farkında olan bizleriz. Çünkü bizler mücadele partisiyiz. Ne kazandıysak emekle, dişimizle, tırnağımızla, mücadele ede ede kazandık. Ve bizler bu sürecin yine mücadeleyle, örgütlenerek, kurucu olarak, inşa ederek başaracağımızın da farkındayız. Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? İktidarı barışa ikna edecek, zorlayacak ve barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, örgütlediğimizde, barışın kurucu öğeleri ve unsurlarını artırdığımızda iktidar ve iktidarlar o zaman barışı tesis etmek durumunda kalırlar.
Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız
Barışı milyonlara mal etmenin, tek ses olmanın, milyonlarla yüreğimizin barış için, adalet ve özgürlük için atmasına imkân sağlayan bir gün var önümüzde: 1 Mayıs. 1 Mayıs ezilenlerin ortak direniş günüdür. Emek, barış, demokrasi, adalet talebimizi en güçlü ve kapsamlı katılımla dile getireceğimiz bir gün. Dünyadaki eşitsizliklerin, adaletsizliklerin tarihin en derin seviyesine ulaştığı bugünlerden geçerken 1 Mayıs hem Türkiye hem de bütün dünya mücadele hareketleri için her zamankinden daha önemli. Hazırlıklarımıza başladık ve tarihsel olan bugünün anlam ve önemine uygun bir biçimde her yerde katılım sağlayacağız. Her bir arkadaşımız, PM toplantımızın hemen akabinde 1 Mayıs alanlarını en güçlü şekilde doldurmak, mesajlarımızı kitlelere en güçlü şekilde ulaştırmak için hep birlikte çalışmalara koyulacağız. 2026 yılı 1 Mayıs’ına her zamankinden daha büyük bir inanç ve güçle sarılacağız. 8 Mart ve Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız. ‘Ekmek, barış ve adalet için 1 Mayıs'a’ şiarıyla Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda olacağız.”







