Polis tutanaklarıyla takipsizliğe AYM’den ihlal kararı

  • 10:24 13 Ekim 2026
  • Hukuk
ÇANAKKALE - Ekonomik kriz protestosunda gözaltına alınan avukat İlayda Kocabaş Güner’in polisler hakkındaki şikayetine takipsizlik verilmesini değerlendiren AYM, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, tanığın dinlenmediğine ve şikayet edilen polislerin kimliklerinin tespit edilmediğine dikkat çekti.
 
Anayasa Mahkemesi (AYM), Çanakkale’de 24 Kasım 2021’de ekonomik krizi protesto etmek amacıyla düzenlenen yürüyüşte gözaltına alınan avukat İlayda Kocabaş Güner’in başvurusunu karara bağladı. Polislerin kötü muamelesine maruz kaldığını belirterek şikayette bulunan İlayda Kocabaş Güner’in başvurusunda AYM, etkili soruşturma yürütülmediğine hükmetti. Mahkeme, yeniden soruşturma yapılması için kararın Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ve İlayda Kocabaş Güner’e 50 bin TL manevi tazminat ödenmesine oybirliğiyle karar verdi.
 
Kötü muameleyi engellemek için müdahale etti
 
Ekonomik krize karşı düzenlenen yürüyüş sırasında polisler, aralarında İlayda Kocabaş Güner’in de bulunduğu 14 kişiyi gözaltına aldı. İlayda Kocabaş Güner, avukat olduğunun anlaşılmasının ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı.
 
Şikayet dilekçesinde ve savcılık ifadesinde yaşananları anlatan İlayda Kocabaş Güner, yaşlı yurttaşlara yönelik kötü muameleyi engellemek amacıyla avukat kimliğiyle müdahale ettiğini belirtti. Avukat olduğunu söylemesine rağmen polislerin zor kullanarak kendisini gözaltına aldığını kaydeden İlayda Kocabaş Güner, iki kadın polisin kollarını sıkarak kendisini gözaltı aracına götürdüğünü aktardı.
İlayda Kocabaş Güner, araca bindirildiği sırada sivil kıyafetli bir erkek polisin kendisini tehdit ettiğini, araçtaki bir kadın polisin ise hakaret ederek arkasından boğazına sarıldığını ifade etti. Sağlık kontrolünün yüzeysel yapıldığını belirten İlayda Kocabaş Güner, yaklaşık üç saat gözaltı aracında bekletildiğini de kaydetti.
 
Tanık, polisin şiddetini anlattı
 
Adli muayene raporunda, İlayda Kocabaş Güner’in her iki bileğinde hassasiyet bulunduğu ve yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu belirtildi. MOBESE kayıtlarında, İlayda Kocabaş Güner’in uyarılara rağmen müdahale alanından uzaklaşmaması üzerine iki kadın polis tarafından kolluk aracına götürüldüğü görüldü. Aynı olayda gözaltına alınan D.Ö. ise kolluktaki beyanında, bir kadın polisin İlayda Kocabaş Güner’e vurduğunu ve başını cama çarptığını söyledi.
 
Savcılık takipsizlik verdi
 
Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı; adli muayene raporunda boyun bölgesinde yaralanma tespit edilmemesini, yalnızca bileklerde hassasiyet bulunmasını ve kamera kayıtlarında hakaret ya da tehdit içerikli bir davranış saptanamamasını gerekçe göstererek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Savcılık, İlayda Kocabaş Güner’in anlatımını destekleyen tanık beyanı veya başka somut delil bulunmadığını ileri sürdü.
 
Polislerin zor kullanma yetkisini aştığına veya görevlerini kötüye kullandığına ilişkin yeterli emare bulunmadığını belirten savcılık, tehdit ve hakaret yönünden de kamu davası açılmasını gerektirecek delil olmadığını kaydetti. Karara yapılan itirazın Çanakkale 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedilmesi üzerine İlayda Kocabaş Güner, kötü muamele yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
 
AYM: Tanık beyanı özel önem taşıyan bir delil
 
AYM, gerekçesinde D.Ö.’nün olayın hemen ardından, başka bir soruşturma kapsamında verdiği beyanın önemine dikkat çekti. D.Ö.’nün ifade verdiği sırada İlayda Kocabaş Güner’in daha sonra dile getirdiği kötü muamele iddiasından haberdar olduğunu gösteren herhangi bir bilgi bulunmadığını belirten AYM, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu itibarla söz konusu beyan, başvurucunun anlatımından bağımsız biçimde ortaya çıkmış, bu anlatımı doğrular nitelikte ve soruşturma bakımından özel önem taşıyan bir delildir. Elde edilen deliller değerlendirildiğinde başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiasının savunulabilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.”
 
Tanık dinlenmedi, polislerin kimlikleri tespit edilmedi
 
Savcılığın soruşturma başlatmasını, başvurucunun ifadesini almasını ve ilgili soruşturma evrakını istemesini olumlu adımlar olarak değerlendiren AYM, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için zorunlu işlemlerin ise ihmal edildiğini belirtti. Kararda şu tespitlere yer verildi: “Bu doğrultuda olayın gerçekleşme koşullarının şüpheye yer bırakmayacak biçimde tespiti için herhangi bir tanık araştırması yapılmamış, başvurucunun iddialarını doğrudan destekleyen ve olaya ilişkin görgüsü ilk dosyada açıkça yer alan D.Ö.’nün bu soruşturma kapsamında ifadesine başvurulmamıştır. Bunun yanı sıra başvurucuya müdahalede bulunduğu ileri sürülen kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespiti ve beyanlarının alınması yönünde somut bir adım atılmadığı gibi başvurucunun açıkça yapabileceğini belirttiği teşhis işlemi de gerçekleştirilmemiştir. Ayrıca iddiaların odağında yer alan kolluk aracı da dahil olmak üzere olayın gerçekleştiği tüm alanları kapsayan özgü ve kapsamlı bir kamera araştırmasının yapılmadığı anlaşılmıştır.”
 
‘Tutanakların tek başına esas alınması bağımsızlığı zedeler’
 
Savcılığın polisler tarafından düzenlenen belgelerin doğruluğunu bağımsız unsurlarla araştırmadan takipsizlik kararı verdiğine dikkat çeken AYM, gerekçesinde şunları kaydetti: “Oysa olayın şüphelisi konumundaki kişilerce düzenlenen, doğruluğu denetlenmeyen ve başkaca bağımsız somut delillerle desteklenmeyen tutanakların tek başına karara esas alınması soruşturmanın bağımsızlığını zedeler. Başsavcılık kararında, polis memurlarının görevlerinin gerektirdiği ölçüde orantılı güç kullandıkları değerlendirilmiş ise de başvurucunun kendisine karşı güç kullanılmasını gerektirecek hangi somut, saldırgan veya direnç içeren davranışta bulunduğu açıklanmadığı gibi D.Ö.’nün aksi yöndeki önemli beyanları da tamamen değerlendirmesiz bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları hakkında yürütülen ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği etkililikte olmadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa’da güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”