Gazeteci Ceren Bayar: Kürt basınıyla başlayan sansür ana akımlaştı
- 09:07 29 Ekim 2026
- Güncel
Melike Aydın
İSTANBUL – Basına yönelik sansürün dijital mecralar üzerinden yaygınlaştığını belirten gazeteci Ceren Bayar, “Şimdi sansür ana akımlaştı” diyerek gazetecileri ve yurttaşları erişim engellerine ve kapatmalara karşı ortak mücadeleye çağırdı.
Türkiye'de basına yönelik sansür ve erişim engelleri, dijital medya platformları üzerinden sürüyor. Kürt basınına yönelik kapatma kararları ve erişim engelleriyle uzun yıllardır uygulanan sansür, farklı basın kuruluşlarını da hedef alıyor. 8 Mart 2012'de yayın hayatına başlayan Türkiye'nin ilk kadın haber ajansı Jin Haber Ajansı (JINHA), 29 Ekim 2016'da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. Aynı KHK kapsamında Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı (DİHA), Azadiya Welat ve Yüksekova Haber'in de aralarında bulunduğu çok sayıda basın kuruluşu kapatıldı.
Kapatmaların 10'uncu yılında Mezopotamya Ajansı (MA) ve JINNEWS'in X hesaplarına getirilen erişim engelleri ile farklı haber sitelerine yönelik müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Gazeteci Ceren Bayar, sansürün geçmişten bugüne değişen yöntemlerini, dijital medya platformlarının rolünü ve gazetecilerin ortak mücadele olanaklarını değerlendirdi.
‘Sansür ana akımlaştı’
Dijital sansürün haber içeriklerine erişimin engellenmesiyle sınırlı olmadığını belirten Ceren Bayar, dijital medya platformlarının kullanıcıların karşısına çıkan içerikleri belirleme gücüne dikkat çekti. Platformların içeriklerin görünürlüğünü etkilediğini ifade eden Ceren Bayar, “Bir Elon Musk’ın sosyal medyada bir tekel oluşturmasıyla oradan başlayan bir sansür var. Bir kullanıcı olarak ve kısmen bu işin bir profesyoneli olarak önümüze düşen içeriklerin kısıtlandığını, seçildiğini, yönlendirici olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu durumun kamuoyunun bilgiye erişimini ve seçim süreçlerini de etkileyebileceğini belirten Ceren Bayar, Türkiye'de dijital sansürün yasal ve kurumsal mekanizmalarla da uygulandığını söyledi.
‘Gazeteciler öncelikli hedef’
Basına yönelik erişim engellerinin yasal düzenlemelerle yaygınlaştırıldığını ifade eden Ceren Bayar, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gibi bir kurum var, İletişim Başkanlığı var. Bunun yasal altyapısını da oluşturuyorlar. Dezenformasyon yasası ve benzer pek çok yasayı çıkardılar. Rahatsız oldukları bütün içerikleri tek bir tuşla kaldırabiliyorlar. Kullanıcıların hesaplarını kapatabiliyorlar” dedi. Gazetecilerin ve haber içeriklerinin bu uygulamaların öncelikli hedefleri arasında olduğunu belirten Ceren Bayar, T24'e yönelik erişim engelini örnek göstererek şunları söyledi: “T24’ü 18 tane içerik gerekçe gösterilerek, Ailem Güvende Operasyonu ve LGBTİ ile ilgili haberleri gerekçe gösterilerek kapattılar. On sekiz içeriğe erişim engeli getiriyorsan zaten o içerikler gözükmeyecek. Siteyi neden kapatıyorsun?”
‘Sansür yeni değil’
Türkiye'de sansürün yeni olmadığını, Kürt basınının uzun yıllardır bu uygulamalarla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Ceren Bayar, dijitalleşmeyle birlikte sansürün daha geniş kesimler açısından görünür hale geldiğini belirtti. “Bağımsız gazetecilik yapan, gerçek haberleri yazan pek çok site yıllardır bununla mücadele ediyor” diyen Ceren Bayar, Özgür Gündem ve Özgür Politika gibi basın kuruluşlarına yönelik geçmişteki baskılara işaret etti. Ceren Bayar, “Bu, bir gelenek olarak Türkiye iktidarlarının uyguladığı bir şeydi. Bugün daha görünür olmasının sebebi dünyanın dijitalleşiyor olması, her şeyin dijitale kayması” ifadelerini kullandı.
‘Gazeteci kendi doğasında muhaliftir’
Sansürün yaygınlaşmasının gazetecileri otosansüre de yöneltebildiğini belirten Ceren Bayar, geçmişte daha sınırlı kesimleri hedef alan uygulamaların bugün farklı basın kuruluşlarını da kapsadığını söyledi. Ceren Bayar, “Eskiden sansür, tırnak içerisinde söylüyorum, azınlık olana, daha yalnız olana yapılabiliyordu ve hiç kimsenin sesi çıkmıyordu. Şimdi sansür ana akımlaştı. Bundan 15-20 yıl önce Hürriyet’i kapatmak ne anlama geliyorsa bugün T24’ü kapatmak o anlama geliyor. Gazeteci kendi doğasında muhaliftir. O yüzden muhalif gazeteci, muhalif yayın organı diye bir tanıma gerek yoktur. Bugün oy verdiğimiz partiler de iktidar olsa biz o zaman da onlara muhalif oluruz. Biz çünkü iktidarda açık ararız ve kamuoyunu bununla ilgili bilgilendiririz. Biz sesi duyulmayanın sesi oluruz. Dün cinayetlerin duyulmasını istemiyordu. Köy yakmalarının duyulmasını istemiyordu. İşkencenin duyulmasını istemiyordu. Bugün fon soruşturmasının duyulmasını istemiyor” ifadelerini kullandı.
‘Sansüre hep beraber karşı çıkmalıyız’
Dijital medya hesaplarının kapatılmasının ve haber sitelerine erişimin engellenmesinin gazeteciliği ortadan kaldıramayacağını vurgulayan Ceren Bayar, sansürün yöntem değiştirdiğini ancak gazetecilerin farklı mecralarda haber üretmeye devam ettiğini belirtti. Ceren Bayar, “Dijitalleştiği için artık tek tuş. Mahkeme kararını bile beklemeden kapatıp atabiliyor, değiştirebiliyor. Dolayısıyla evet, bir devamlılık var ama yöntemsel ve teknolojik olarak farklılık var ve çok daha yaygınlaştı. İMC TV’de çalışırken OHAL kararıyla İMC TV kapatıldı. Kısa bir süre kamuoyunun tepkisi geldi ve yaygınlaşmayan, tüm Türkiye’nin ses çıkaramadığı bir meseleydi. Bugün T24 kapatıldı. Yarın NOW TV’nin kapatılmayacağının bir garantisi yok. O yüzden bu gibi engellere, sansüre, kapatılmalara hep beraber karşı çıkmalıyız. Yani sadece gazeteciler değil, bence bu, kamuoyunu da çok yakından ilgilendiren bir mesele” diye konuştu.
‘Yanlış bilgi çok çabuk yayılıyor’
X platformundaki bilgi akışının gazetecilik açısından yarattığı sorunlara da değinen Ceren Bayar, doğrulama mekanizmalarının yetersizliğinin yanlış bilgilerin hızla yayılmasına neden olduğunu söyledi. Ceren Bayar, “X’in yarattığı manipülasyon, gazeteciliğe verilebilecek en büyük zarar. Twitter’da bilgi doğrulama yok, teyit yok, bir haber merkezinin hiyerarşisi yok. Yanlış bilgi çok çabuk yayılıyor. X’te bir hesap açalım, kapatsın, bir tane daha açalım. X olmadı YouTube’a geçelim, YouTube olmadı Bluesky’a geçelim. Gerçeği hangi iktidar olursa olsun engelleyemez. Bu çok zor” diye konuştu. İMC TV'nin kapatılmasının ardından Artı TV ve İlke TV gibi mecralarda gazeteciliğin sürmesini örnek gösteren Ceren Bayar, Gazete Duvar'ın yayın hayatının sona ermesine rağmen farklı basın kuruluşlarının haber üretmeye devam ettiğini belirtti. Ceren Bayar, “Gerçek haberi almak isteyen onları buluyor. Biz bu ısrarımızla devam edeceğiz” dedi.
‘Gazeteciliğin evrensel ilkelerine uygun davranmalıyız’
Sansüre karşı mesleki dayanışmanın önemine dikkat çeken Ceren Bayar, gazetecilerin ortak hareket etmesinin yanı sıra yurttaşların da bağımsız basına sahip çıkması gerektiğini söyledi. “Mesleki dayanışma çok önemli. Biz de yan yana durmalıyız ve tabii ki yurttaşların desteği çok önemli. Bizleri, bağımsız gazetecilik yapan kurumları yalnız bırakmamalılar” diyen Ceren Bayar, gazetecilerin kendi okur çevrelerinin dışındaki toplumsal kesimlere de ulaşabilmesi gerektiğini vurguladı. Ceren Bayar, “Gazeteciliği evrensel ilkelere uygun yapmalıyız. Gazeteciliğin etik kodlarından, haber kaynağıyla mesafe koymaktan tutun da 5N1K’yı tam olarak oturtmaya kadar. Bunu yaptığımız zaman bir çemberin güvenini kazanıyorsunuz. Kürt basını, sosyalist basın, ana akım, liberal basın diye ayırmadan bunu herkes yaparsa bence çok büyük bir şey kazanırız” diye ekledi.
‘Kurduğumuz dile dikkat ettikçe daha fazla insana ulaşırız’
Barış tartışmalarının sürdüğü dönemde medyanın sorumluluğuna da değinen Ceren Bayar, önceki çözüm sürecinde İMC TV'de çalıştığını ve o dönemde oluşan toplumsal atmosferin medyaya yansımalarını yakından gözlemlediğini anlattı. Ceren Bayar, “Bütün Türkiye’yi o kadar olumlu etkilemişti ki İMC TV’nin reytingleri haber türünde geçmişti. NTV bir, İMC TV iki, Habertürk üçtü. Türkiye genelinde, sadece Kürdistan’da değil, böyleydi. Bu iklim biraz daha yumuşadıkça bizler de tıpkı siyasetçiler gibi kurduğumuz dile, üslubumuza, attığımız başlıklara dikkat ettikçe daha fazla insana ulaşırız. Bu üsluba en çok dikkat edilmesi gereken yer medya. Barışı ördüğümüz bu yolculukta bize çok büyük sorumluluk düşüyor. Zor bir yolculuk ama imkânsız değil” diye konuştu.
‘Önce birbirimizi tanımamız gerekiyor’
Gazetecilik meslek örgütlerinin sansüre karşı daha güçlü bir dayanışma geliştirmesi gerektiğini belirten Ceren Bayar, meslek örgütleri arasındaki ayrışmanın ortak mücadeleyi zorlaştırdığını ifade etti. Ceren Bayar, “Bu meseleyi çok tartışıyoruz aramızda. Son erişim engelleri ve kapatmalar üzerine gene bir araya geldik. Herkes vardı, çok geniş bir toplantı yaptık. Sayımız çok az ve meslek örgütleri eylem yaptığı zaman hepimiz bir araya gelsek bile bir sayıyı aşamıyoruz ve sesimizi duyuramıyoruz. Türkiye’de çok fazla gazetecilik meslek örgütü var. Orada da çok büyük bir kamplaşma, kutuplaşma var. Bazıları bazılarını gazeteci kabul etmiyor. Dolayısıyla önce bunları aşmamız lazım. Bunun için birbirimizi tanımamız, birbirimizle konuşmamız, birbirimizi anlamamız gerekiyor” sözlerini kullandı.
‘Yurttaş haber alma hakkına sahip çıkmalı’
Sansürle mücadelenin gazetecilerin çabasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Ceren Bayar, yurttaşların haber alma hakkını savunmasının önemine dikkat çekti. “Yurttaş haber alma hakkına sahip çıkmadığı sürece bizim gücümüz yok. Zaten sesimiz kesiliyor” diyen Ceren Bayar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, siyasi partiler ve meslek örgütlerinin sansüre karşı ortak hareket etmesi gerektiğini belirtti. İfade özgürlüğünün bütün toplumu ilgilendirdiğini vurgulayan Ceren Bayar, gazeteciler ile yurttaşların dayanışmasının sansürle mücadelede belirleyici olacağını söyledi.







