İHD: Kalıcı barışın yolu demokrasi ve özgürlükten geçer

  • 14:17 1 Eylül 2026
  • Güncel
İZMİR - 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair açıklama yapan İHD, Kürt meselesinin çözümünün insan haklarını yaşama geçirilmesiyle mümkün olabileceğini kaydetti. 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 1 Eylül Dünya Barış günü dolayısıyla dernek binasında basın açıklaması gerçekleştirdi. “Barış ve İnsan Hakları için Mücadele Ediyoruz” pankartının açıldığı açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın ve İHD İzmir Şube Yöneticileri ile çok sayıda kişi katıldı.  Basın metnini ise İHD Yönetim Kurulu Üyesi Nazlı Turan okudu.
 
‘Silahların susması tek başına barışı getirmiyor’
 
İlk olarak söz alan Cihan Aydın,  silahların susturulmuş olmasını ve barış meselesinin konuşulur olmasını çok önemli bulduklarını kaydederek, süreci desteklediklerini, başarısı için ellerinden gelen her türlü çabayı sarf ettiklerini söyledi.  Kürdistan'da çeşitli il ve ilçelerde Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için kurulan taziyelere değinen Cihan Aydın, “ Daha önceki çatışma süreçlerinin dönemlerinde yaşamını yitiren çok sayıda militanın taziyeleri kuruldu. Türkiye'de basında özellikle barış karşıtı basında barış karşıtlığına dönüştürülmek isteniyor gibi bir hava var. Bunu üzülerek izliyoruz. Sonuçta silahların susması tek başına barışı getirmiyor. Çatışma durdu ama bu çatışmanın hafızası olduğu gibi yerinde duruyor. Dolayısıyla bizlerin yani bu toplumun bu toplumda yaşayan bütün etnik gruplarının, inanç gruplarının bu çatışmanın yarattığı hakikatle de yüzleşmesi gerekiyor. Ölülerden korkmamak lazım. Buna saygı göstermek lazım. Yaşanan acıları, bütün acıları birbiriyle yarıştırmadan bir bütün olarak barış ve hakikat masasının üzerine koymamız lazım. Ancak bu şekilde kalıcı barışı tesis edebiliriz” dedi.
 
‘Kürt meselesinin çözümü insan haklarını yaşama geçirilmesiyle mümkün’
 
Barışın hukukun üstünlüğünün egemen olduğu demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasıyla mümkün olacağını belirten Nazlı Turan, bu nedenle barışın bir insan hakkı olduğunu söyledi.  Türkiye'nin yakın tarihinin Kürt meselesinin güvenlikçi ve inkârcı politikalarla çözülemeyeceğini gösterdiğini dile getiren Nazlı Turan, “Güvenlikçi politikalar binlerce insanın yaşamını yitirmesine, yerinden edilmelere, köylerin boşaltılmasına, zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetlere, işkence ve kötü muameleye, birçok temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yol açmıştır. İnsan hakları savunucuları olarak yıllardır söylediğimiz gibi, Kürt Meselesinin çözümü; şiddet ve güvenlik politikalarıyla değil; demokrasi, hukuk, eşit yurttaşlık ve insan haklarının bütüncül olarak yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bugün gelinen aşamada ise barışçıl ve demokratik çözüm konusunda yeni bir fırsat penceresinin açıldığını görüyoruz. Ancak silahların susması tek başına barış anlamına gelmez. Kalıcı barışın sağlanabilmesi için çatışmayı üreten siyasal, hukuki ve toplumsal sorunların çözümü için gerekli yasal ve anayasal adımlar eş zamanlı olarak atılmalıdır”  şeklinde konuştu.
 
‘Abdullah Öcalan’ın koşulları yeniden düzenlenmeli’
 
Sürecin önemli aktörü olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Nazlı Turan, “ Ev hapsi veya benzer infaz koşulları öngörülerek dış dünya ile görüşme imkânları sağlanmalı ve bu hususlar yasal bir güvenceye bağlanmalıdır. Geri dönen silahlı militanların ve hapishanelerden çıkan kişilerin siyasi faaliyetlere ve sosyal yaşama katılımını kısıtlayan tedbirler sürecin ruhuna aykırı uygulamalardır, kaldırılmalıdır. Silahsızlanma ve demokratik yaşama dönüş sürecinin kapsamlı hukuki düzenlemelerle güvence altına alınması, süreçte yer alan aktörlerin güvenliğinin sağlanması ve demokratik siyasetin önünün açılması zorunludur. TBMM’de kabul edilen Çerçeve Yasa’yı, eksikliklerine rağmen barış sürecinin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendiriyor; ancak kalıcı barış için yasanın kapsamının insan hakları ve demokratik çözüm perspektifiyle güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” dedi.
 
‘Barışın toplumsallaşması için siyaset dili değişmeli’
 
Kürt meselesinin demokratik çözümünün ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, toplantı ve gösteri hakkının, seçme ve seçilme hakkının ve  demokratik siyasetin güvence altına alınmasını gerektiğine dikkat çeken Nazlı Turan,  AİHM ve AYM kararlarının ayrımsız ve tereddütsüz bir şekilde uygulanması, mahpusların umut hakkı konusunda yasal düzenleme yapılması gerektiğini belirten Nazlı Turan, “Kadınların, gençlerin, emekçilerin, mağdurların, sivil toplum örgütlerinin, insan hakları savunucularının, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin ve toplumun farklı kesimlerinin karar alma süreçlerine etkin biçimde katılması gerekmektedir. Özellikle çatışmalardan en fazla etkilenen kadınların ve gençlerin barışın öznesi olarak sürece katılması, barışın toplumsallaşması açısından yaşamsal önemdedir. Barışın toplumsallaşabilmesi için siyasetin dili de değişmelidir. Tehdit, düşmanlaştırma, nefret ve kutuplaştırma dili yerine; diyalog, müzakere, empati ve demokratik siyaset dili hâkim kılınmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
Siyasi aktörlere seslenen Nazlı Turan, şu talepleri sıraladı: 
 
*Barış sürecini seçim hesaplarının, günlük siyasi tartışmaların ve güvenlikçi reflekslerin dışında tutun.
 
*Barışın hukukunu tüm toplumla birlikte kurun.
 
*Silahsızlanma sürecini demokratikleşme ve insan hakları reformlarıyla tamamlayın.
 
*Kürt meselesinin çözümünü demokratik siyasetin ve eşit yurttaşlığın güçlendirilmesi temelinde ele alın.
 
*Toplumun bütün kesimlerinin sürece katılımını sağlayın.
 
*Geçmişin acılarıyla yüzleşmekten ve hakikatle buluşmaktan kaçınmayın.
 
1 Eylül çağrısı
 
İHD olarak; atılacak her demokratik adımı desteklemeye, sürecin eksiklerini ve insan hakları ihlallerini izlemeye, barış hakkını savunmaya devam edeceklerini kaydeden Nazlı Turan, “Çünkü biliyoruz ki: Barış ertelenemez bir insan hakkıdır. Kalıcı barışın yolu demokrasiden, adaletten, eşitlikten ve özgürlükten geçer. Bu 1 Eylül'de çağrımızı bir kez daha yineliyoruz: Savaşsız, sömürüsüz, ayrımcılığın olmadığı; herkesin eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürdüğü demokratik bir Türkiye için barış ve demokratikleşmede ısrar ediyoruz” dedi.