‘Kadınların iradesi yeni yasalarda güvence altına alınmalı’
- 09:01 19 Ağustos 2026
- Güncel
Pelşin Çetinkaya
AMED - Çerçeve yasanın eksikliklerine rağmen önemli bir başlangıç olduğunu belirten Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Suzan İşbilen, kadınların yıllardır yürüttüğü mücadelenin sürecin en güçlü dinamiklerinden biri olduğuna dikkat çekti. Suzan İşbilen, bundan sonraki yasal düzenlemelerde kadınların iradesinin ve özgürlük taleplerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında sürecin hukuki zeminini oluşturmak amacıyla hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin ardından Resmi Gazete’de yayımlandı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Kök Yasa” olarak da adlandırdığı, kamuoyunun ise çerçeve yasa olarak tanımladığı düzenlemenin ardından atılacak yeni hukuki adımlar ve kadınların bu düzenlemelerde nasıl yer alacağı tartışılıyor.
Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Suzan İşbilen, Kök Yasa’nın eksikliklerini, kadınların süreçteki rolünü ve bundan sonraki yasal düzenlemelerde kadınların taleplerinin nasıl güvence altına alınması gerektiğini değerlendirdi.
‘Eksikliklerine rağmen yasa bir ilk’
Yasada Kürt sorununun açık biçimde tanımlanmamasını eleştiren Suzan İşbilen, düzenlemenin eksikliklerine rağmen önemli bir başlangıç olduğunu belirtti. Suzan İşbilen, “Meclis tarihine baktığımızda, çok az yasada böylesi bütünlüklü bir soruna sahiplenme adına ‘evet’ denildiğini görüyoruz. 12 maddelik yasanın içeriğine baktığımızda elbette ciddi eksiklikler var. Bunların başında da Kürt sorunu geliyor. Yasada Kürt varlığından hiç söz edilmiyor, Kürt sorunu açık bir biçimde tanımlanmıyor ve kabul edilmiyor. Fakat yasa görüşülürken yalnızca DEM’li vekiller değil, diğer partilerin milletvekilleri de sorunun Kürt sorunu olduğunu ve bunun adının açıkça konulması gerektiğini ısrarla vurguladı. Bu açıdan baktığımızda yasa önemli. Kürtlerin mücadele tarihinde bir ilk niteliği taşıyor. Dolayısıyla eksikliklerine rağmen kabul edilmesini olumlu buluyorum. Ancak bundan sonraki süreçte bizim amacımız ve nihai hedefimiz neyse, kendi mücadelemizle, yoğun bir mücadele yürüterek yasanın eksikliklerini gidermek ve demokratik bir çözümün önünü açmaktır” dedi.
‘Yasanın dalları kadın özgürlüğünü de kapsamalı’
Yasanın ardından yapılacak düzenlemelerin Kürt sorununun demokratik çözümüne hizmet etmesi gerektiğini belirten Suzan İşbilen, kadınların bu süreçteki rolüne dikkat çekti. Dünya genelindeki toplumsal mücadelelerde kadınların önemli roller üstlenmesine rağmen kadınların özgürlük sorununun çözülemediğini ifade eden Suzan İşbilen, Kürt kadın hareketinin bu açıdan özgün bir deneyim ortaya koyduğunu söyledi. Suzan İşbilen, “Bu yasanın kökünden gelişecek, dallanıp budaklanacak düzenlemelerin Kürt sorununun demokratik ve özgürlükçü temelde çözümüne hizmet etmesi gerekiyor. Burada kadının rolü ve konumu da çok önemli. Dünya devrim tarihine baktığımızda, mücadelelerin içerisinde kadınların her zaman yer aldığını görüyoruz. Ancak kadınların erkeklerle birlikte mücadele ettiği, hatta çoğu zaman mücadelenin önemli bir bölümünü kadınların taşıdığı örneklerde dahi kadın sorununun tam anlamıyla çözülemediğini görüyoruz. Bu açıdan Kürt kadın hareketinin gelişimi ve kendisini ifade etmesi çok önemli ve özgün bir örnektir. Kürt kadınların zihniyet değişimi ve özgürleşme alanında yürüttüğü mücadele, dünya açısından da önemli bir deneyim ortaya koymuştur” sözlerini kullandı.
‘Kadın bağımsız bir özne olarak tanınmalı’
Kadının yasalarda bağımsız bir özne olarak tanınması gerektiğini vurgulayan Suzan İşbilen, toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların sosyal, siyasal ve toplumsal yaşamdan dışlanmasının nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Suzan İşbilen, “Yasalara baktığımızda da kadın adına yer verildiğini ancak kadının kendisinin çoğu zaman var olmadığını görüyoruz. Çünkü kadın kabul edilmiyor; varlığı bağımsız bir özne olarak tanınmıyor. Kadının kabul edilmesinin temel koşulu, erkekle birlikte var olması olarak görülüyor. Oysa biz kadının özgün bir birey olduğunu, kendi başına bir özne olduğunu ve bir cins olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Yıllardır yürüttüğümüz mücadelenin temel hedeflerinden biri de kadının birey ve cins olarak kabul edilmesini sağlamak. Bugün kadınların maruz kaldığı şiddetin, katliamların ve kadınların sosyal, siyasal ve toplumsal alanda ötekileştirilmesinin temel nedenlerinden biri, toplumsal cinsiyet rollerinin bu kadar güçlü ve yaygın biçimde işletilmesidir” dedi.
‘50 yıllık kadın mücadelesi yasaların ötesinde bir güç yarattı’
Toplumsal cinsiyet rollerinin yasalar ve devlet politikalarıyla yeniden üretildiğini belirten Suzan İşbilen, Kürt kadın hareketinin yaklaşık 50 yıllık mücadele birikiminin kadınların özneleşmesinin önünü açtığını söyledi. Suzan İşbilen, “Eğer bu toplumsal cinsiyet anlayışı yasalar ve devlet politikaları üzerinden bu kadar güçlü biçimde yeniden üretilmeseydi, bugün kadın sorunu da farklı bir noktada olabilirdi. Kürt kadınları ise kendi mücadeleleri içerisinde kadının özneleşmesinin ve özgürleşmesinin önünü açtı. Elbette bu, bir anda ortaya çıkan bir sonuç değil; yaklaşık 50 yıllık mücadelenin birikimidir. Bu yasayla birlikte de kadınların kendi varlığını ve taleplerini daha güçlü biçimde ortaya koyacağına inanıyorum. Çünkü yasa içerisinde kadın açık bir özne olarak yer almıyor. Kadın yine kendi mücadelesiyle varlığını ve taleplerini kabul ettirmek zorunda kalıyor” dedi.
‘Kadınlar sürecin öznesi, talepleri yasal güvenceye kavuşmalı’
Süreç boyunca kadınların gerçekleştirdiği eylem ve yürüyüşlere dikkat çeken Suzan İşbilen, kadınların sürece ilişkin taleplerini kamusal alanda ortaya koyduğunu belirtti. Bundan sonraki süreçte oluşturulacak mekanizmalarda kadınların yaşadığı sorunların ayrıca ele alınması gerektiğini ifade eden Suzan İşbilen, “Biliyorsunuz, yaklaşık iki yıldır bu süreç devam ediyor. Sürecin başlangıcından bu yana kadınların sürekli özgün eylemlilikleri oldu. Ankara yürüyüşleri, farklı kentlere gerçekleştirilen yürüyüşler ve şehir merkezlerinde özgürlük talebiyle yapılan eylemler bunun göstergesidir. Bunlar, kadınların süreci sahiplendiğini ve bu süreçten beklentilerini açık biçimde ortaya koyduğunu gösteriyor. Bu mücadele burada bitmeyecek. Yasa çıktı ancak bundan sonra oluşacak mekanizmalardan birinin mutlaka kadınlarla ilgili olması gerekiyor. Kadınların yaşadığı sorunların yasal güvenceye kavuşturulması, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda gerçek bir hukuki çerçeve oluşturulması gerekiyor” diye konuştu.
‘Kadın mücadelesi erkeklik zihniyetini sorgulatıyor’
Kadına yönelik şiddet ve cezasızlığın, kadınları bağımsız bir özne olarak görmeyen zihniyetten beslendiğini kaydeden Suzan İşbilen, örgütlü kadın mücadelesinin bu zihniyetin sorgulanmasında önemli bir rol oynadığını söyledi. Suzan İşbilen şöyle devam etti: “Bugün kadına yönelik şiddet devam ediyor ve failler çoğu zaman hak ettikleri cezayı almıyor. Çünkü kadını bağımsız bir varlık, birey ve kişilik olarak kabul etmeyen bir zihniyet var. Bu nedenle devletin kadına yaklaşımının da değişmesi gerekiyor. Ancak bu zihniyet kendiliğinden kırılacak bir zihniyet değil. Bunun için güçlü ve örgütlü bir kadın mücadelesine ihtiyaç var. Kürt sorununun geldiği aşamada, özellikle Kürdistan'daki ve Türkiye'deki kadın örgütlerinin zaman zaman ortaklaştırdığı mücadele sayesinde kadın sorunu artık daha fazla tartışılır ve görünür hale geldi. Bugün kadın cinayetleri gündeme geldiğinde ‘Kadın ne yaptı?’ sorusunun yerine, ‘Fail neden bunu yaptı, erkeklik zihniyeti nasıl üretildi?’ soruları daha fazla soruluyor. Bu çok önemli bir kazanımdır. Kadınlar kendi özgürlüklerini sonuna kadar savunmaya devam edecek.”
‘Kürt sorununun çözümü için Öcalan muhatap alınmalı’
Yasanın önemli eksiklikler barındırdığını dile getiren Suzan İşbilen, bundan sonraki süreçte Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması başta olmak üzere siyasi tutsaklar, mültecilerin geri dönüşü ve demokratik siyasete katılım konusunda adımlar atılmasının önemini vurguladı. Suzan İşbilen, “Yasa olumlu ama büyük eksiklikler var. Geciktirilmeden yasa içerisinde daha fazla adımların atılması gerekiyor. Bunun ilk adımlarından biri de Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanmasıdır. Çünkü Kürt sorununun çözümünde Sayın Öcalan'ın muhatap kabul edilmesi en önemli unsurlardan biridir. Hatta bu sürecin en temel unsurlarından biri budur. Sayın Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanmasının ardından cezaevlerindeki siyasi tutsakların serbest bırakılması, yurt dışında mülteci olarak yaşamak zorunda kalan Kürtlerin geri dönüşlerinin önünün açılması ve demokratik siyasete katılmalarının sağlanması gerekiyor. Bunlar çözülmesi gereken temel meselelerdir. Bununla birlikte Terörle Mücadele Yasası'nın da tamamen yürürlükten kaldırılması gerekiyor. Kürt sorununu ısrarla ‘terör sorunu’ olarak tanımlamak yerine, artık sorunun gerçek adıyla ele alınması gerekiyor. Son olarak yasanın ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme’ olarak adlandırılması ve ‘terör’ kavramından uzaklaştırılması bu açıdan önemli bir noktadır” diye konuştu.
‘Yasa yetmez, hukuk ve adalet gerçek anlamda uygulanmalı’
Yasanın ardından somut adımların atılmasının gerekliliğine işaret eden Suzan İşbilen, mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanmasında yaşanan sorunlara değindi. Suzan İşbilen şöyle konuştu, “Kürt halkı artık devletten somut adımlar bekliyor. Bu yasayla birlikte somut adımların peş peşe gelmesi ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Sırf bir basın açıklamasına katıldığı için 10 yıl cezaevinde kalan insanlar var. Ya da ailesinden biri mücadele içerisinde olduğu için çocukları ihraç edilen insanlar var. Oysa hiçbir hukuk sisteminde bir kişinin cezasının ailesine yüklenmesi kabul edilemez. Ceza bireyseldir ve suçu işleyen kişi sorumlu tutulmalıdır. Fakat Türkiye'de zaman zaman kişinin kendisiyle birlikte ailesini, ekonomik yaşamını ve sosyal çevresini de cezalandıran, insanların hareket alanını kısıtlayan uygulamalar görüyoruz. Bunların hiçbiri bu yasada karşılığını bulmuyor. Bu aynı zamanda devletin mevcut yasalarını uygulamamasıyla da ilgili bir durumdur. Yasalarda işkence yoktur ama işkence uygulamaları vardır. Adalet ve hukuk üzerine çok şey söyleniyor ancak insanlar yıllarca cezalarını çektikten sonra yeniden ‘Pişman mısın?’ sorusuyla karşı karşıya bırakılıyor. 30 yıl cezaevinde kalmış bir insana hâlâ ‘Pişman mısın?’ diye sormak son derece çelişkili ve gülünç bir durumdur.”
‘Çözüm için yasaların yanı sıra zihniyet de değişmeli’
Demokratik çözüm için yasal düzenlemelerin tek başına yeterli olmadığını kaydeden Suzan İşbilen, iktidar ve devlet mekanizmalarında da zihniyet değişimine ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi. Suzan İşbilen, “Bütün bunların bu yasayla birlikte değişmesi gerekiyor. Yalnızca kâğıt üzerinde düzenlemeler yapmak yeterli değil. Bu düzenlemeleri hayata geçirecek olan iktidarın ve devlet mekanizmalarının da zihniyet olarak bu değişime hazırlanması gerekiyor. Gerçek bir demokratik çözüm için hem yasal düzenlemelerin hem de uygulamaların değişmesi, bunun da toplumsal ve siyasal yaşamda karşılık bulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.







