Gülcan Kaçmaz Sayyiğit: Hasta tutsaklar için acil adım atın
- 14:24 23 Nisan 2025
- Güncel
HABER MERKEZİ- Hasta tutsaklara dair açıklama yapan DEM Parti Wan Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Kürt sorununda kritik bir eşik aşılacaksa eşiğin durduğu bir yerinde cezaevleri olduğunu söyledi. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, hasta tutsaklar için acil adım atma çağrısında bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, hasta tutsaklara ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Cezaevlerinin bir ülkenin gerçekliğini yansıtan en berrak aynalar olduğunu söyleyen Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, ülkeyi yöneten iktidarların profilinin de en iyi şekilde cezaevlerine bakılarak analiz edileceğini kaydetti.
‘Hasta mahpuslar cezaevlerinde katlediliyor’
Bir ülkede yaşanılan değişimlerden ilk gözlerin çevirildiği yerin cezaevleri olduğunu dile getiren Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Baas rejimini örnek gösterdi. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Elbette Esad’ın işkence ve ölüm evine çevirdiği cezaevlerinin gösterilmesi “bir daha asla” demek için gereklidir. Ama objektifleri kendi ülkemizdeki cezaevlerine de çevirmemiz, insani-vicdani tutarlılık için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bugün Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla tüm ülkede barışa dair umudun büyüdüğü bir süreçte gözlerin ilk çevrildiği yerler, yine cezaevleridir. Çünkü “Kürt sorunu nedir?” sorunun cevabı, onlarca yıldır cezaevlerinde yatanlardadır. İçinden geçtiğimiz bu iyimser günlere rağmen objektiflerimizi Türkiye’de bulunan cezaevlerine çevirdiğinizde; kapasitesinin çok üstünde tıka basa dolu olan koğuşları bulacağız, sağlık ve tedavi hakkı gasp edilen hasta mahpuslarla karşılaşacağız, anneleriyle cezaevinde tutulan yüzlerce çocuk çıkacak karşınıza, onlarca yıllık mahpusluğa rağmen infazı keyfi bir şekilde yakılan tutsakları göreceğiz, uzak bir cezaevinde tutulduğu için son defa evladını göremeden hayatını kaybeden anne-babaları tanıyacağız, çıplak arama ile nasıl işkenceye maruz kaldığını anlatan mahpuslarla tanışacağız. En acısı da yüzlerce ağır hasta mahpusun cezaevinde usul usul nasıl katledildiğine gözlerimizle şahit olacağız” dedi.
2024’ün ilk 11 ayında 709 kişi yaşamını yitirdi
Cezaevlerinin, adeta ölüm evlerine dönüştüğünü dile getiren Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, cezaevlerinde bin 517 hasta tutsağın olduğunu bunlardan 651’in ise ağır olduğu verilerini paylaştı. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Her yıl onlarca hasta mahpusun ölüm haberi ulaşıyor farklı kentlere. Sorduğum bir soruya Adalet Bakanı’nın verdiği cevaba göre 2024’ün ilk 11 ayında cezaevinde hayatını kaybeden mahpus sayısı 709. Yanlış duymadınız; Adalet Bakanı, kendi sorumluluğundaki cezaevlerinde 11 ayda 709 kişinin yaşamını yitirdiğini söylüyor. Bunun önüne geçmek için siyasi iktidarın 709 defa harekete geçmesine veya 709 adım atmasına gerek yok. Sadece bir defa olsun devletin adaleti gözetmesi yeterli olacak, bir defa olsun mevzuat ve Anayasa’yı uygulaması çözüm getirecek” ifadelerini kullandı.
‘Harekete geçmek için tutsakların ölmesi mi gerekiyor?’
İktidarın sessiz kalması ve ATK’lerin hazırladığı raporları eleştiren Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, yaşamını yitiren hasta tutsakların isimlerini ve hastalıklarını paylaştı. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Dolayısıyla siyasi iktidarın, Adalet Bakanlığının kayıtsızlığı; hukuku ve mevzuatı dahi uygulamaması cezaevlerini ezaevlerine dönüştürmüş durumda. İçerdeki tabloyu anlatan en iyi görüntülerden bir tanesi de budur. Devlet daha ne kadar buna gözünü kapatabilir gerçekten merak ediyoruz. Bu tablo karşısında ağır hasta tutsak Semire Direkçi’nin çığlığına kulak verin; çünkü, yüzlerce hasta tutsak adına şunu haykırıyor: ‘Harekete geçmek için ölmemi mi bekliyorsunuz? Sesimizi duyun! Ben de hasta tutsaklar adına AKP İktidarına ve muhalefet partilerine soruyorum: ‘Harekete geçmek için hasta mahpusların ölmesi mi gerekiyor?’ diye sordu.
Gülcan Kaçmaz Sayyiğit şöyle ekledi: “Gözler önünde yaşanan ağır ve kaçınılmaz ölümler karşısında iktidarın sessizliği ile yargının kayıtsızlığı ancak cinayete teşebbüs olarak açıklanabilir. Dolayısıyla cezaevlerinde yaşam hakkı garanti edilmedikçe ve tedavi hakkı sağlanmadıkça ‘işkenceye sıfır tolerans’ ifadesi ancak ve ancak kötü bir propaganda olabilir. Çünkü ağır hasta tutsakların cezaevlerinde yaşamlarını sürdürememesine rağmen insan onuruna aykırı bir şekilde ısrarla cezaevinde tutulması, açık bir hak ihlalidir; hatta yaşam hakkının ihlalidir.
Eşiğin durduğu yer cezaevleridir
İçinden geçtiğimiz süreçte cezaevlerinde mevcut hijyen koşulları ve beslenme yetersizlikleri, hasta mahpusların hastaneye sevklerinin aylarca karşılanmaması, kelepçeli muayene dayatması, keyfi infaz yakmalar ve daha birçok olumsuz uygulama kabul edilemezdir. Oysaki bugün Türkiye’nin altına imza attığı Birleşmiş Miletler metinleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve mevcut Anayasa ile yasalar açıkça devletin hükümlü ve tutuklulara yönelik yükümlülük ve sorumlulukları açıkça ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Eğer cezaevlerinde hak ihlallerine karşı harekete geçilmek istense mevcut mevzuat ve yasalar bile yeterli durumdadır. Bunun için öncelikle devleti yönetenlerin sorumluluklarının bilincinde olmaları elzemdir. Gelinen aşamada cezaevlerinde zamana yayılmış ağır çekim ölümlere toplumun zerre-i miskal tahammülü kalmamıştır. Rutinleşen hak ihlali, kötü muamele ve işkence vakalarından dolayı ailelerin ve hak savunucularının kaygıları da derinleşmektedir. Dolayısıyla toplumsal barışla yaşamı konuşurken cezaevlerine sırt dönmek, orada yaşananlara gözünü kapatmak ancak bir paradoks olabilir. Çünkü bugün cezaevlerinde rehin tutulan binlerce mahpus, aslında Kürt sorununda çözümsüzlüğün bir sonucudur. Eğer Kürt sorununda kritik bir eşik aşılacaksa eşiğin durduğu bir yer de cezaevleridir.
Adalet kansensüsü mümkündür
Bunun için de sonsuz bir merhamete sahip olmaya gerek yok; çünkü tutsakların talebi merhamet değil, onların tek talebi insan onuruna ve altına imza atılan evrensel hukuki metinlere uygun bir infaz rejiminin sağlanmasıdır. Dolayısıyla özgürlüğe açılacak kapıların adaletten geçtiğine olan bir inanç da mevcut. Bu sebeple toplumsal barışta konsensüs sağlandığı gibi cezaevlerinde haksız hukuksuz bir şekilde tutulanlara yönelik de bir adalet konsensüsü mümkündür. Bunun için adım atmak, bir araya gelmek tarihsel ve insani bir sorumluluk da bugün karşımızda durmaktadır.
Umut hakkı uygulansın
Sonuç olarak Sayın Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın halklarda yarattığı umut ortadayken Kürt sorununun en acı sonuçlarını gördüğümüz cezaevlerini görmezden gelemeyiz. Çünkü cezaevleri, bir yönüyle devletin aynasıdır; diğer taraftan da demokratik ve barış dolu geleceğin de turnusolüdür. Özellikle ağır hasta mahpuslar hakkında ivedilikle kararların alınması gerekiyor. Bunun için Adli Tıp Kurumu’nun siyasi saiklerle değil, tamamen hukuka ve vicdana göre hareket etmesi yeterli. Bu anlamda ağır hasta mahpuslardan Özge Özbek hakkında tedavi olması için infaz erteleme kararı alınması yerindeydi. Bununla devlete yönelik bir tehdit oluşmadı, hiç kimse zarar görmedi. Bilakis hukuka, demokrasiye, vicdana yönelik her adım toplumsal barışa olan umudu büyütüyor. Bu sebeple bekliyor ve umut ediyoruz ki Umut Hakkı’na işlerlik kazandırılsın, hasta mahpuslar için acil adımlar atılsın.”