Cezaevlerinde ihlaller: Bilinçli politika mahpusları ölüme sürüklüyor!
- 09:04 27 Nisan 2026
- Güncel
Elfazi Toral
İSTANBUL - Cezaevlerindeki hak ihlalleri ve hasta tutsakların durumuna dair konuşan Avukat Gülseren Yoleri, “Çözülebilir sorunların çözümsüzlüğe sürüklenmesinin istikrarlı bir şekilde bugüne kadar devam etmesi bir devlet politikası olarak da karşımıza çıkıyor. Yani burada bilinçli bir politikanın uygulandığını görüyoruz. Bu bilinçli politika mahpusları ölüme sürükleyerek çok ciddi sağlık sorunlarına düşmelerine neden olan bir politika” dedi.
Cezaevlerinde yaşam hakkı ihlalleri, işkence, kötü muamele, sağlık hakkı ihlalleri, tecrit, adalete erişim ve eşitlik gibi birçok ihlal yaşanıyor. Yaşanan sorunlar çözümsüzlüğe sürüklenirken, ihlal raporlarında ise sık sık “bilinçli bir politika” uygulandığı vurgulanıyor. Geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Marmara Bölgesi’nde bulunan cezaevlerine ilişkin 3 aylık hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda Bin 602 hak ihlali tespit edildi. Hak ihlallerine ilişkin başvuruların 8’inin Marmara bölgesi olmak üzere 14 cezaevinden yapıldığı belirtildi. Ayrıca 3’ü Marmara, 2’si Marmara dışı cezaevlerinden toplamda 5 tutsağın yaşamını yitirdiği vurgulandı.
Sağlık durumları her geçen gün daha da ağırlaşan hasta tutsaklar ve cezaevlerinde yaşanan mevcut tabloya dair avukat Gülseren Yoleri değerlendirmelerde bulundu.
Cezaevlerinde şüpheli ölüm
Cezaevlerinde hak ihlallerinin artarak devam edildiğine dikkat çeken Gülseren Yoleri yetkililere çözüm üretmesi yönünde sık sık çağrıda bulunduklarını belirtti. Yetkililerin sorunlara çözüm üretmesi yönündeki talepler için yasal dayanakların olduğunu dile getiren Gülseren Yoleri, “Türkiye'nin kendi iç hukuku ve aynı zamanda taraf olduğu uluslararası sözleşmeler esasında hapishanelerde yaşanan bu hak ihlallerinin önlenmesi noktasında devlete sorumluluk yüklüyor. Bu yüzden de biz her defasında devlete sorumluluklarını da hatırlatıyoruz. Ancak özellikle mahpus ölümleri ile kendini gösteren ciddi tablo söz konusu. Burada da Adalet Bakanlığı'nın soru önergeleri üzerine verdiği cevaplar özellikle tablonun asıl boyutunu gözler önüne seriyor. Buna rağmen yani yaşam
hakkının korunması ve mahpusların sağlıklarının korunması noktasında devletin önlem alması, zorunluluğu bulunmasına rağmen önlem alınmıyor. Hatta önlenebilir nedenlerle mahpusların ölüme sürüklendiklerine tanıklık ediyoruz. Derneğimize bugüne kadar yansıyan bilgiler özellikle mahpus ölümlerinin yarısına yakınının hastalık nedeniyle ama yarısına yakınının da intihar ya da şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçtiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.
Hasta tutsaklar
Cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklara dikkat çeken Gülseren Yoleri, “Mahpuslar sadece hastalıklar ve tedavi hakkının engellenmesi değil, ama aynı zamanda mahpuslarda psikolojik baskı yaratan, onların yaşamla bağlarını koparan bir takım ağır uygulamaların da söz konusu olduğu görülüyor. Ve nitekim de bunların nasıl yaşandığına dair ayrıntıları raporlarımızdan görmek mümkün. Çünkü temel olarak biz raporlarımızda belli başlıklar altında ihlalleri görünür kılmaya çalışıyoruz. Yaşam hakkı ihlalleri, işkence, kötü muamele, sağlık hakkı ihlalleri, tecrit, adalete erişim, eşitlik ilkesine aykırılıklar gibi. Aslında temel konularda biz mahpusların nasıl sorunlar yaşadıklarını ayrıntılı olarak her açıklamamızda ve rapor dönemimizde dile getiriyoruz. Ve bu ayrıntıların incelendiğinde aslında her birinin kolaylıkla çözülebilir olduğunu da yine görmek mümkün” diye konuştu.
Cezaevlerinde açlık grevleri
Gülseren Yoleri, “Çözülebilir sorunların çözümsüzlüğe sürüklenmesinin istikrarlı bir şekilde bugüne kadar devam etmesinin bir devlet politikası olarak da karşımıza çıktığından söz eder olduk. Yani burada bilinçli bir politikanın uygulandığını görüyoruz. Bu bilinçli politika işte mahpusları ölüme sürükleyen çok ciddi sağlık sorunlarına düşmelerine neden olan bir politika. Ocak, Şubat, Mart 2026 yılının ilk 3 ayını kapsayan bu rapor dönemimizde de yine 1602 ihlal tespiti yaptık. Bu 1602 ihlal tespitinden 5 yaşam hakkı ihlali var. İşkence ve kötü muamele iddialarının bu dönemde görüyoruz. 470 ihlal tespitimiz var bu rapor döneminde. Yine sağlık ve tedavi hakkına yönelik ihlallerde bir artış var ve 255 ihlal olduğunu görüyoruz. Beslenme, temizlik malzemeleri gibi aslında temel bir takım ihtiyaçlara yani yaşamı sürdürmek için temel ihtiyaçlara erişim noktasındaki sorunların daha da arttığına tanıklık ediyoruz. Bu rapor döneminde tam 529 ihlal bildirimi yapılmış durumda. İfade ve iletişim hakkının kısıtlanmasına ilişkin 162 ihlal bildirildi. Adalete erişim ve eşitlik ilkesine aykırılıklara yönelik ihlallerin de devam ettiğini görüyoruz. Bu hak ihlallerini izlerken en dikkat çekici noktalardan bir tanesi açlık grevleri oluyor” dedi.
‘Mesele hapishane sayısının arttırılması değil, tutuklama ve haksız cezalandırma son bulmalı’
Kuyu Tipi cezaevlerinde açlık grevlerinin devam ettiğini dile getiren Gülseren Yoleri, şu değerlendirmeyi yaptı: Bu rapor döneminde örneğin 9 ayrı açlık grevi olayı da yine tespit edilmiş durumda. Hapishanelerden gelen başvurular sadece politik nedenlerle içeride bulunanlardan gelmiyor tabii ki. Adli mahpuslardan gelen önemli sayıda başvurular söz konusu. Yine kadınlar özellikle önemli bir yer tutuyor. Kadınların, çocukların, LGBT bireylerin ve yabancı mahpusların, hasta ve engelli mahpuslar gibi yaşadıkları özel bir takım sorunlar olduğunu görüyoruz. Ve bu nedenle de rapor dönemlerimiz mutlaka bu gruplardan da ayrıca başvurular gerçekleşiyor. Tüm hak ihlallerinin önlenmesini istiyoruz. hapishane sayısının arttırılması şeklinde bir politikayla karşılık veriliyor bizim bu taleplerimize maalesef. Oysa mesele hapishane sayısının arttırılması değil? Tutuklama ve haksız cezalandırma uygulanmasının son bulmasını istiyoruz.”
‘Hak ihlalleri bir bütün olarak önlenmeli’
Cezaevlerinde ihlaller devam ettiği sürece şüpheli ölümler gibi pek çok temel hak ihlalinin de devam edeceğini ifade eden Gülseren Yoleri, “Bu yüzden de bizim temel talebimiz hak ihlallerinin bir bütün olarak önlenmesi. Ama yaşamı doğrudan ilgilendiren sağlığa erişim, tedaviye erişim, hapishanelerin hastalık üreten hem fiziki hem uygulama koşullarının insan haklarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi biçiminde. Bu yüzden de biz yetkililere yeniden hatırlattık ama bir kere daha uluslararası sözleşmelerden kaynaklı, insan hakları ilkelerinden kaynaklı sorumluluklarına uygun davranmalarını istiyoruz. Ve bu konuda toplumun da duyarlılığının özellikle bu hak ihlallerinin önlenmesindeki etkisini bildiğimiz için topluma da duyarlılık çağrısında bulunuyoruz” dedi.







