Nesrin Akgül: Süreç tespit-teyit-taahhüt mekanizması ile işleyecek

  • 09:33 7 Ağustos 2026
  • Güncel
Rojda Aydın - Pelşin Çetinkaya 
 
AMED - "Kök Yasa" dair konuşan TJA aktivisti Nesrin Akgül, demokratik çözüm için ilk adım olduğunu belirterek, "Bu kapsamda sürecin; ‘tespit, teyit ve taahhüt’ esasına dayalı üç aşamalı bir mekanizma üzerinden işletilmesi öngörülüyor. Böylece silahlı güçlerin demokratik siyaset alanına katılımının belirli hukuki güvenceler çerçevesinde gerçekleşmesi hedefleniyor" dedi. 
 
Yaklaşık 2 senedir devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi’ kanun teklifi, 5 Ağustos’ta meclis başkanlığına sunuldu. Bugün ise 12 maddeden oluşan “çerçeve yasa” taslağı Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülecek. Ardından Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor.
 
Yasaya ilişkin tartışmalar sürerken Tevgera Jınen Azad (TJA) aktivisti Nesrin Akgül, Meclis Başkanlığı'na sunulan “Çerçeve Yasa”ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Hukuki güvencenin ilk adımı
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin önemli bir eşiğe ulaştığını dile getiren Nesrin Akgül, “27 Şubat Deklarasyonu ile birlikte ülke, Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlanan yeni bir döneme girdi. Bu süreç henüz tamamlanmış değil; aksine, çeşitli engeller aşılmak suretiyle ilerleyen ve bugün önemli bir eşiğe ulaşmış durumda. Gelinen noktada artık yasal değişim ve dönüşümün konuşulduğu, sürecin hukuki zemine taşınmaya başlandığı bir aşamadayız. Sözünü ettiğimiz eşik de tam olarak bunu ifade ediyor. Bugüne kadar ortaya konulan irade ve niyet beyanlarının ötesine geçilerek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin hangi hukuki düzenlemelerle ilerleyeceğinin somutlaşacağı bir döneme girildi. Çerçeve Yasa bu açıdan önemli bir gelişmedir. Yasa taslağı yalnızca Türkiye kamuoyunda değil, uluslararası alanda da dikkat çeken bir adım oldu” dedi.
 
Karşılıklı müzakere 
 
Nesrin Akgül, 'Çerçeve Yasa'nın', taraflar arasındaki müzakere ve diyalog sürecini kurumsallaştıracak ilk hukuki düzenleme olduğunu söyleyerek, “Çerçeve Yasa, 27 Şubat Deklarasyonu'nun somutlaşan ilk adımlarından biri olarak değerlendirilebilir. Çünkü ilk kez tarafların karşılıklı müzakere ve diyalog temelinde buluşabileceği, çözümün kurumsal ve hukuki zeminde ilerleyebileceği bir aşamaya işaret ediyor. Şimdiye kadar atılan adımlar daha çok karşılıklı niyet beyanları ve sürecin nasıl ilerleyebileceğine ilişkin hazırlık niteliğindeydi. Ancak bundan sonraki süreçte, barışın ve demokratik toplumun hukuki güvenceye kavuşturulmasına yönelik somut düzenlemelerin hayata geçirilmesi bekleniyor. ‘Çerçeve Yasa’ da bu nedenle kritik bir öneme sahip. Toplumun uzun süredir beklediği konu, sürecin yalnızca söylem düzeyinde kalmayıp somut adımlarla ilerlemesiydi” diye belirtti. 
 
Çatışma zemininden demokratik siyasete
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin temel hedefinin silahlı çatışma yerine demokratik çözüm mekanizmalarını güçlendirmek olduğunu ifade eden Nesrin Akgül, “Bugün gelinen aşama, bu beklentinin karşılık bulmaya başladığını gösteriyor. Abdullah Öcalan'ın bu süreçte ortaya koyduğu temel perspektif ise silahlı güçlerin silah bırakılarak demokratik siyaset alanına dahil olması, illegal yapıların hukuki ve demokratik zemine taşınarak meşru siyasal alanda faaliyet yürütmesidir. Bu yaklaşım, Kürt sorununun ortaya çıkardığı silahlı çatışma zeminini ortadan kaldırmayı ve bunun yerine demokratik siyasetin güçlenmesini hedeflemektedir. Başka bir ifadeyle amaç, Kürt sorununun ürettiği sonuçları demokratik çözüm mekanizmalarıyla aşmak ve tüm toplumsal dinamiklerin siyaset zemininde yer almasını sağlamaktır. Bu, sürecin en temel adımlarından biriydi ve çerçeve yasayla birlikte bu doğrultuda ilk somut adım atılmış oldu” diye belirtti.
 
'Neyi hedeflediği doğru anlaşılmalı'
 
Nesrin Akgül, 'Kök Yasa'ya ilişkin eleştirilerin süreci güçlendiren bir zeminde yürütülmesi gerektiğini belirterek, “Peki Çerçeve Yasa bizim için ne ifade ediyor, nasıl okunmalı? Bu konuda yoğun tartışmalar yürütülüyor ve yürütülmesi de gerekiyor. Çünkü Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin en önemli özelliklerinden biri, düşünce ve ifade özgürlüğünü esas almasıdır. Herkesin söz söyleyebilmesi, sürece ilişkin görüşlerini özgürce dile getirebilmesi ve bu tartışmalar üzerinden demokratik politikaların geliştirilmesi sürecin temel dinamiklerinden biridir. Bu nedenle geniş bir tartışma zemini oluşmuş durumda. Ancak bu tartışmaların, süreci geliştiren eleştiriler ile süreci sabote etmeyi amaçlayan yaklaşımlar arasında ayrıştırılması gerekiyor. Esas olarak çerçeve yasanın neyi hedeflediğinin doğru anlaşılması önem taşıyor. Çünkü yasa, bir yandan barışa ilişkin umutları büyütürken, diğer yandan içerdiği belirsizlikler nedeniyle çeşitli kaygıları da beraberinde getiriyor. Çerçeve Yasa'nın ilk adım olarak tanımlanmasının nedeni de budur. Bugüne kadar yürütülen görüşmeler ve müzakereler ilk kez somut bir hukuki düzenlemeyle görünür hale geliyor” ifadelerini kullandı.
 
Neyi kapsıyor? 
 
Yasanın siyasi tutsaklar, yurt dışında bulunan siyasetçiler ve silahlı mücadele içinde yer alan güçlerin demokratik siyaset alanına katılımını düzenleyen ilk hukuki çerçeve olduğunu aktaran Nesrin Akgül, “Yasa, şimdiye kadar ‘illegal’ ya da ‘terör’ kavramlarıyla siyaset alanının dışında bırakılan kesimlerin demokratik siyaset zeminine katılımına ilişkin ilk hukuki çerçeveyi oluşturuyor. Bu yönüyle çerçeve yasa, uzun soluklu barış ve demokratikleşme sürecinin başlangıcını ifade eden temel düzenlemelerden biri olarak değerlendiriliyor. İşte burada sözünü ettiğimiz kesimler; cezaevlerinde bulunan siyasi tutsaklar, çeşitli gerekçelerle yurt dışına çıkmak zorunda kalan ve ‘yasadışı’ ilan edilen siyasetçiler ile Kürt sorununun çözümü amacıyla silahlı mücadeleye katılarak dağda yer almış gerilla güçleridir” dedi.
 
Uzun bir yolculuğun ilk adımı
 
Nesrin Akgül, yasanın bugüne kadar hukuk dışına itilen kesimlerin demokratik siyaset alanına dönüşü için ilk hukuki zemini oluşturduğunu belirterek, “Sözünü ettiğimiz bu kesimlerin tamamı, bugüne kadar yürütülen politikalar sonucunda illegalize edilen, hukuk dışına itilen ve suçlu ilan edilen toplumsal kesimler olarak değerlendiriliyor. Çerçeve yasa ise bu kişilerin yeniden topluma ve demokratik siyaset alanına dönüşünün hukuki zeminini oluşturmaya yönelik ilk adım olarak görülüyor. Elbette bu düzenleme, söz konusu hukuki ve siyasal gerekçelerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ancak bugüne kadar yasa dışı kabul edilen kesimlerin demokratik siyaset içerisinde yer alabilmesinin önünü açacak ilk hukuki çerçeveyi oluşturması bakımından önemli bir eşik niteliği taşıyor. Bu nedenle bu süreci, uzun bir yolculuğun ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü henüz bütün engeller ortadan kalkmış değil” diye belirtti.  
 
'Sadece Kürt sorununu kapsamıyor'
 
Yasanın yalnızca Kürt sorununun çözümü açısından değil, devletin bugüne kadarki güvenlikçi yaklaşımını aşması bakımından da önemli bir eşik olduğunu aktaran Nesrin Akgül,  “Bu ilk adımla birlikte devlet de önemli bir eşik aşmış oluyor. Başka bir ifadeyle devlet, bugüne kadar ‘terör’ söylemiyle toplumun dışında tuttuğu Kürt siyasal gerçekliğini belirli ölçüde tanımaya başladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var: Bu ön kabul, devletin bütünüyle demokratikleştiği anlamına gelmiyor. Tam da bu nedenle yasa içerisinde tartışmalı bulunan birçok düzenleme yer alıyor ve bunlar üzerine yürütülen eleştiriler de haklı gerekçelere dayanıyor. Ancak unutulmamalıdır ki henüz demokratikleşme sürecinin başlangıç aşamasındayız” ifadelerini kullandı.
 
Devleti de değiştiren bir yasa 
 
Nesrin Akgül, demokratik entegrasyonun yalnızca toplumun değil, devletin de demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda dönüşümünü gerektirdiğini söyleyerek, “Demokratik entegrasyon, yalnızca toplumun kendi kimliğini ve varlığını hukuki güvence altına alması değildir. Aynı zamanda devletin de demokratik değerlere uygun biçimde dönüşmesi, farklı kimliklere karşı eşit ve hukuka dayalı bir yaklaşım benimsemesi, gerçek anlamda bir hukuk devleti niteliği kazanmasıdır. Çerçeve yasa da bu dönüşümün ilk adımı olarak değerlendiriliyor. Bu düzenlemeyle devlet, ‘Seni tanıyorum ve demokratik siyaset yapabilmen için hukuki bir zemin oluşturuyorum’ mesajını vermiş oluyor. Bu yönüyle çerçeve yasa yalnızca sürece katılacak kesimler açısından değil, devletin yaklaşımındaki değişimin ilk işaretlerinden biri olması bakımından da kritik bir önem taşıyor” diye vurguladı.
 
'Mesele sadece silah bırakmak değil'
 
Çerçeve Yasa'nın, devletin inkâr siyasetiyle şekillenen yaklaşımında kademeli bir değişime gittiğini de sözlerine ekleyen Nesrin Akgül, “Dolayısıyla meseleyi yalnızca PKK'nin silahlı güçlerinin silah bırakması ya da gerilla güçlerinin dönüşü üzerinden değerlendirmek eksik ve yanıltıcı olur. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, devletin bugüne kadar inkâr ettiği Kürt gerçekliğini belirli ölçüde tanımaya başlaması ve buna uygun hukuki bir çerçeve oluşturma iradesi göstermesidir. Bu durum, uzun yıllar Kürt inkârı üzerine şekillenen devlet anlayışının temel kodlarında kademeli bir değişimin başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Bu aynı zamanda karşılıklı bir süreçtir. Çünkü müzakere, ancak tarafların birbirini muhatap olarak kabul etmesiyle mümkün olabilir. Çerçeve Yasa bu perspektiften bakıldığında, siyasal mücadele içerisinde yer alan farklı kesimlerin demokratik siyaset alanına hangi yöntem ve mekanizmalarla dahil olabileceğinin hukuki zeminini oluşturmaya yönelik ilk adımın atıldığı görülüyor” dedi.
 
‘Sonuç değil, başlangıç’
 
Nesrin Akgül, Çerçeve Yasa'nın sürecin nasıl işleyeceğini tek başına belirlemediğini söyleyerek, “Bununla birlikte, bu sürecin nasıl işleyeceği, hangi mekanizmalarla yürütüleceği ve hangi aşamalardan geçeceği henüz netleşmiş değil. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yürütülecek tartışmalar, müzakereler ve yeni düzenlemeler belirleyici olacak. Çerçeve yasa, bu uzun sürecin başlangıç noktası olarak değerlendirilmelidir. Yasayı değerlendirirken karşı karşıya olunan devlet gerçekliğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Yaklaşık yüz yıldır Kürt inkârı politikaları üzerine şekillenen bir devlet yapısından söz ediliyor. Bu nedenle bugün tartışılan mesele, yalnızca yeni bir yasal düzenleme değil; aynı zamanda bu tarihsel devlet anlayışının demokratikleşme yönünde dönüşüp dönüşemeyeceği meselesidir. Bu nedenle değişimin kısa sürede ve bir anda gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değildir” diye belirtti.
 
‘Yeni dönemin kapısı aralanıyor'
 
Çerçeve yasanın uzun soluklu demokratik dönüşümün ilk adımı olduğunu belirten Nesrin Akgül, “Bu süreç, uzun soluklu bir dönüşümün başlangıcı olarak görülmelidir. Nitekim ‘Taşı delen suyun şiddeti değil, damlaların sürekliliğidir’ sözü de bu durumu anlatıyor. Bundan sonraki aşamalarda sürdürülecek müzakereler, atılacak yeni adımlar ve gerçekleştirilecek hukuki dönüşümlerle birlikte sürecin daha da derinleşmesi ve yeni bir dönemin kapısının aralanması bekleniyor. Elbette bu yasa, içerik bakımından birçok tartışmalı düzenlemeyi de içinde barındırıyor. Ancak meseleye daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Eğer yasa kabul edilir ve yaklaşık iki ya da üç aylık bir sürecin ardından yürürlüğe girerse, bunun ilk sonuçlarından biri cezaevlerinden onlarca, hatta yüzlerce kişinin tahliye edilmesi olabilir. Toplamda üç bini aşkın kişinin bu süreçten etkilenebileceği ifade ediliyor. Bu kişilerin yeniden demokratik siyaset alanına katılması, bizim açımızdan büyük bir umut ve heyecan kaynağıdır” ifadelerini kullandı.
 
Demokratik siyasete çözüm
 
Nesrin Akgül, demokratik çözümün yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığını ifade ederek, “Aynı zamanda demokratik siyasetin çözüm üretme kapasitesinin güçlenmesi ve bugüne kadar fiilen var olan bazı durumların hukuki güvenceye kavuşması açısından da önemli bir eşik oluşturacaktır. Ancak bu gelişmeyi tek başına yeterli görmek doğru olmaz. Nasıl ki tek bir çiçekle bahar gelmezse, bu yasa da tek başına barışı ve demokratikleşmeyi sağlamayacaktır. Bu nedenle hukuki düzenlemelerin yanı sıra sürecin toplumsal ayağını güçlendirecek demokratik mücadelenin de kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. Nitekim Abdullah Öcalan da bu süreci üç aşamalı bir perspektifle değerlendiriyor. Buna göre ilk aşama yasal düzenlemelerdir; ancak yasa her şey değildir. Yasal düzenlemelerin ardından demokratikleşme süreci, onun ardından ise anayasal dönüşüm süreci gelmelidir. Bu, kısa sürede tamamlanacak bir süreç değil; yıllara yayılabilecek uzun soluklu bir dönüşüm olarak görülmelidir. Bu süreçte asıl belirleyici olan, devletin sorumluluk üstlenmesi ve tarafların birbirlerini meşru muhatap olarak kabul ederek müzakereyi sürdürmesidir. Demokratik çözüm ancak karşılıklı diyalog ve müzakere mekanizmalarının işletilmesiyle mümkün olabilir” dedi.
 
‘Üst koordinasyon mekanizması oluşturulacak'
 
Çerçeve yasayla birlikte devletin süreci yürütecek üst ve alt koordinasyon kurulları oluşturmasının öngörüldüğünü belirten Nesrin Akgül, “Bu kapsamda oluşturulacak kurulların önemli bir işlev üstlenmesi öngörülüyor. Devlet, sürecin yürütülmesinde doğrudan sorumluluk alacak bir üst koordinasyon mekanizması oluşturuyor. Bu yapı içerisinde ilgili bakanlıkların yanı sıra Cumhurbaşkanlığına ve Cumhurbaşkanı Yardımcılığına bağlı çeşitli birimlerin yer alması planlanıyor. Üst kurulun koordinasyonunda çalışacak alt kurulların ise sürecin farklı aşamalarını takip ederek uygulamayı yönlendirmesi öngörülüyor. Böylece hem hukuki mekanizmaların işletilmesi hem de sürecin güven içinde ilerlemesini sağlayacak kurumsal bir yapının oluşturulması hedefleniyor. Bu kurulların temel görevi, silahlı mücadele içerisinde yer alan güçlerin demokratik siyaset alanına katılım sürecini yürütmek ve bu geçişi hukuki bir zeminde koordine etmektir” diye kaydetti.
 
'Tespit, teyit ve taahhüt' mekanizması olacak'
 
Nesrin Akgül, süreci denetleyecek ve hukuki mekanizmaları işletecek kurulların geçiş yasasının parçası olarak oluşturulacağını dile getirerek, “Bu kapsamda sürecin; ‘tespit, teyit ve taahhüt’ esasına dayalı üç aşamalı bir mekanizma üzerinden işletilmesi öngörülüyor. Böylece silahlı güçlerin demokratik siyaset alanına katılımının belirli hukuki güvenceler çerçevesinde gerçekleşmesi hedefleniyor.
 
Kurullar nasıl işleyecek? 
 
Bu kurullar, mevcut döneme özgü hazırlanan geçiş yasasının bir parçası olarak oluşturuluyor. Başka bir ifadeyle bu yasa, olağan bir yasal düzenlemeden ziyade, içinde bulunulan sürecin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış özgün bir ara dönem yasası niteliği taşıyor. Bu kapsamda oluşturulacak kurullar da süreci denetleyecek, uygulamayı koordine edecek ve gerekli hukuki mekanizmaların işletilmesini sağlayacak kurumsal yapılar olarak tasarlanıyor. 
 
Abdullah Öcalan nasıl dahil olacak? 
 
Bununla birlikte bizim açımızdan en kritik başlıklardan biri, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte İmralı'da bulunan Abdullah Öcalan'ın sürece nasıl dahil olacağıdır. Çünkü sürecin en temel muhataplarından ve yönlendirici aktörlerinden biri olarak görülen Öcalan'ın hangi yetki ve sorumluluklarla sürece katılacağı, önümüzdeki dönemin önemli tartışma başlıklarından biri olacaktır” ifadelerini kullandı.
 
‘Sürecin işleyişi yasanın ardından netleşecek'
 
Demokratik siyasete geçiş sürecinin kurumsal mekanizmalarla yönetileceğini dile getiren Nesrin Akgül, “Silahlı güçlerin demokratik siyaset alanına nasıl dahil olacağı, bu geçiş sürecinin nasıl yürütüleceği, güvenliklerinin hangi mekanizmalarla sağlanacağı ve koordinasyonun nasıl gerçekleştirileceği gibi konuların önemli ölçüde bu yapı içerisinde şekillenmesi bekleniyor. Bu nedenle Öcalan'ın da süreci koordine edecek muhataplardan biri olarak oluşturulacak mekanizmalar içerisinde yer almasının önemli olduğu değerlendiriliyor. Elbette bütün bunlar, yasanın kabul edilip yürürlüğe girmesiyle birlikte somut olarak görülebilecek başlıklardır. Bu nedenle söz konusu kurulların nasıl yapılandırılacağı ve hangi yetkilerle çalışacağı, uygulama süreci başladıkça daha net ortaya çıkacaktır” dedi.
 
‘Güven için mekanizmalar oluşturulacak’
 
Nesrin Akgül, icracı, gözlemci ve koordinasyon kurullarından oluşacak çok katmanlı bir yapının öngörüldüğünü belirterek, “Öngörülen yapıda, uygulamayı yürütecek icracı kurulların yanı sıra süreci takip edecek gözlemci kurulların da yer alması bekleniyor. Ayrıca taraflar arasındaki koordinasyonu sağlayacak ve muhataplık ilişkisini yürütecek ayrı bir mekanizmanın oluşturulacağı, bu yapı içerisinde Abdullah Öcalan'ın da yer alacağı bir kurulun bulunmasının beklendiği ifade ediliyor. Bu kurulların sağlıklı bir biçimde işlemesi ve sürecin bütün muhatapların koordinasyonu içerisinde yürütülmesi halinde, eşitliği ve karşılıklı güveni güçlendiren, taraflar arasında taahhüt mekanizmalarını oluşturan bir zemin ortaya çıkabilir. Böyle bir zeminin oluşması, sürecin somut sonuçlar üretmesine ve yeni bir dönemin kapısını aralamasına katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
 
‘Sürecin öznesi kadınlardır’
 
Çerçeve yasayla tartışılan meselenin yalnızca hukuki bir düzenleme değil, savaşın yarattığı toplumsal tahribatın giderilmesi ve çatışmadan etkilenen kesimlerin demokratik yaşama katılımı olduğunu ifade eden Nesrin Akgül, “Bu sürecin en temel öznelerinden birinin kadınlar olduğunu özellikle vurguluyoruz. Çünkü savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerin başında kadınlar geliyor. Bugüne kadar devlet tarafından ‘illegal’ kabul edilen kesimler; Avrupa'ya gitmek zorunda kalan siyasetçiler, cezaevlerindeki siyasi tutsaklar ve silahlı mücadele içerisinde yer alan gerillalar aynı zamanda savaşın mağdurlarıdır. Bu nedenle konuştuğumuz mesele yalnızca hukuki bir dönüşüm değil, savaşın yarattığı toplumsal sonuçların nasıl aşılacağı meselesidir. Cezaevlerinde bulunan tutsaklar uzun yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılmış durumda. Benzer şekilde, çatışmalı süreç nedeniyle yurt dışına çıkmak zorunda kalan siyasetçiler bulunuyor. Yine Kürt sorununun çözümü düşüncesiyle silahlı mücadeleye katılan gerillalar var. Bu kesimlerin kendi perspektiflerine göre onurlu bir mücadele yürüttükleri ifade ediliyor ve bu gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor” dedi.
 
'Taraflar müzakarede yer almalı'
 
Nesrin Akgül, barışın kalıcı hale gelmesi için savaşın taraflarının müzakere sürecine doğrudan katılması gerektiğini belirterek, “Bugün söz konusu olan, savaşın taraflarının barış sürecine dahil olmasıdır. Bu nedenle barışın nasıl şekilleneceğine ilişkin iradenin de sürecin doğrudan tarafları tarafından ortaya konulması gerektiği belirtiliyor. Nitekim bu kesimler, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin bir tarafı olduklarını ve artık bu sürecin ilerlemesini istediklerini açık biçimde ifade ettiler. Bu iradenin temel muhatabının da Abdullah Öcalan tarafından ortaya konulduğu değerlendiriliyor. Aynı çerçevede, İmralı'da yürütülen müzakere sürecinin kendi katılımlarını da belirleyeceği yönünde açıklamalar yapıldı. Bu nedenle baş müzakerecinin koşullarının da müzakere sürecine uygun hale getirilmesi gerektiği yönündeki talepler uzun süredir dile getiriliyor. Yaklaşık iki yıldır hem cezaevlerindeki tutsaklardan hem de silahlı mücadele içerisinde yer alan kesimlerden benzer açıklamaların geldiği, bunun savaşın taraflarının ortak tutumunu yansıttığı ifade ediliyor” dedi.
 
‘Yasa kadınlara özgü mekanizmalar içermeli'
 
Kadın hareketinin yeni dönemin özgün ve kurucu dinamiklerinden biri olduğunu belirten Nesrin Akgül, “Bu süreçte ayrıca özgün bir kadın dinamiğinin bulunduğu vurgulanıyor. Yaklaşık 52 yıllık mücadele içerisinde politikleşen, örgütlenen ve kendi toplumsal gerçekliğini yaratan kadın hareketinin, yeni döneme katılımının da belirli ilke ve esaslar çerçevesinde ele alınması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle çerçeve yasanın kadınlara özgü mekanizmalar içermesi gerektiği ifade ediliyor. Çünkü demokratik siyasete katılacak kesimler içerisinde çok sayıda kadın yer alacak. Örneğin silahlı mücadeleden dönecek gerillaların önemli bir bölümünün kadınlardan oluşabileceği belirtiliyor. Bu nedenle kadınların güvenliği, toplumsal yaşama katılımı ve siyasal süreçte üstlenecekleri rol için özel düzenlemelerin yapılmasının zorunlu olduğu dile getiriliyor” ifadelerini kullandı.
 
Kadınlar için özel düzenleme çağrısı
 
Nesrin Akgül, cezaevlerinden tahliye olacak ve yurt dışından dönecek kadınların güvenliği ile demokratik yaşama katılımının özel mekanizmalarla güvence altına alınması gerektiğini söyleyerek, “Bu süreçte en önemli başlıklardan biri de cezaevlerinden tahliye olacak ve yurt dışından dönecek kadınların yeni döneme nasıl katılacağıdır. Uzun yıllar cezaevinde kalan kadınlar bu yasa kapsamında özgürlüklerine kavuşacak ve demokratik siyaset içerisinde yer almaya başlayacaklar. Ancak burada temel soru şudur: Bu insanların güvenliği nasıl sağlanacak? Toplumsal yaşama katılımları hangi mekanizmalarla desteklenecek? Yıllarca cezaevlerinde çok sayıda hak ihlaline maruz kalanların, sürgünde yaşamak zorunda bırakılan siyasetçilerin yaşadığı mağduriyetler nasıl giderilecek? Bütün bunlar yanıt bekleyen önemli sorular olarak önümüzde duruyor. Bu nedenle kadınlar açısından çerçeve yasa içerisinde özgün mekanizmaların oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle kadınlara yönelik bir izleme ve koordinasyon kurulunun kurulması büyük önem taşıyor” diye belirtti.
 
TJA'nın misyonu
 
TJA'nın feminist çevrelerle birlikte kadınların ihtiyaçlarını esas alan mekanizmalar üzerine çalıştığını ifade eden Nesrin Akgül, “TJA olarak feminist çevrelerle birlikte bu konuda çeşitli çalışmalar yürütüyor ve kadınların ihtiyaçlarını esas alan özgün mekanizmaların oluşturulmasını savunuyoruz. Ancak mesele yalnızca cezaevinden çıkan ya da yurt dışından dönen kadınların demokratik siyasete katılımını sağlamak değildir. Aynı zamanda yıllardır savaşın yükünü taşıyan ve barış mücadelesinin en güçlü öznelerinden biri olan kadınların, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin yeniden inşasında nasıl öncü bir rol üstleneceğini de tartışmak gerekiyor. Bu nedenle iki yönlü bir kadın politikasına ihtiyaç olduğu düşünülüyor. Bir yandan mevcut koşulların yarattığı ihtiyaçlara yanıt verecek, kadınların güvenliğini ve demokratik yaşama katılımını sağlayacak özel düzenlemeler yapılmalı; diğer yandan ise uzun vadede toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirecek, demokratikleşmeyi derinleştirecek ve barış kültürünü toplumsallaştıracak kapsamlı bir kadın politikası oluşturulmalıdır. Bu, yeni dönemin temel başlıklarından biri olarak görülüyor” dedi.
 
Toplumsal bütünleşme vurgusu
 
Nesrin Akgül, Çerçeve Yasa'nın yalnızca silahlı güçlerin demokratik siyasete katılımını değil, bu sürece dahil olacak kişilere uzun vadeli hukuki güvence sağlamayı da hedeflemesi gerektiğini söyleyerek, “Öte yandan devlet açısından bakıldığında çerçeve yasanın temel hedeflerinden birinin, fesih kararı alan örgütün silahlı güçlerine ilişkin süreci hukuki zeminde yürütmek olduğu değerlendiriliyor. Ancak bizim açımızdan belirleyici olan, bu sürece katılacak kişilerin uzun vadeli hukuki güvencelere sahip olmasıdır. Demokratik siyasete katılanların geçmiş gerekçelerle yeniden suçlanmaması, yargılama tehdidi altında bırakılmaması ve siyasal faaliyetlerini güven içinde sürdürebilmeleri temel bir güvence olarak görülmelidir.
 
Toplumsal ve hukuki dönüşüm
 
Bunun yanında toplumsal dönüşümün de en az hukuki dönüşüm kadar önemli olduğu ifade ediliyor. Demokratik siyasete katılacak kişilerin yalnızca yasalar önünde değil, toplumsal yaşam içerisinde de kabul görmesi gerekiyor. Türk ve Kürt toplumları arasında uzun yıllar boyunca oluşan önyargıların aşılması, toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve ortak yaşam kültürünün güçlendirilmesi bu sürecin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bu nedenle devletin süreci ‘toplumsal bütünleşme’ başlığı altında tanımlaması önemli görülüyor” ifadelerini kullandı.
 
'Siyaset ve medya dili değişmeli'
 
Kalıcı barışın yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağını aktaran Nesrin Akgül, “Ancak bunun yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmaması; siyasal dilin ve medya söyleminin de değişmesi gerekiyor. Yıllardır ‘terör’ söylemiyle ötekileştirilen kesimlere ilişkin kullanılan dilin terk edilmesi, bunun yerine Kürt ve Türk halklarının ortak yaşamını ve barışını esas alan yeni bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor. Barışın toplumsallaşmasının ön koşullarından biri de bu dil değişimidir. Elbette sürecin uygulama aşamasında çeşitli kategoriler ve hukuki istisnalar da gündeme geliyor. Silahlı mücadele içerisinde yer alanların farklı hukuki statülerde değerlendirilmesi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar ya da hareketin kurucu kadrolarına ilişkin özel düzenlemeler gibi başlıkların zaman içerisinde netleşeceği belirtiliyor. Bu konuların, oluşturulacak kurulların değerlendirmeleri ve yürütülecek müzakereler doğrultusunda aşamalı biçimde ele alınması bekleniyor. Bu nedenle dönüş sürecinin bir anda gerçekleşmeyeceği ifade ediliyor” dedi.
 
‘Siyasete katılım kademeli olarak genişleyecek'
 
Nesrin Akgül, ilk aşamada Avrupa'dan dönecek siyasetçiler, cezaevlerinden tahliye edilecekler ve silahlı mücadeleden ayrılacak belirli bir grubun sürece dahil olmasının öngörüldüğünü belirterek, “İlk aşamada Avrupa'dan dönecek siyasetçiler, cezaevlerinden tahliye edilecek kişiler ve silahlı mücadeleden ayrılacak belirli sayıda kişinin sürece katılması öngörülüyor. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, karşılıklı güvenin güçlenmesi ve uygulamanın olumlu sonuçlar vermesi halinde bu katılımın giderek genişlemesi bekleniyor. Süreç ilerledikçe, demokratik siyasete katılan kişilerin güvenliklerinin sağlanması, toplumsal yaşama uyumlarının desteklenmesi ve demokratik faaliyetlerini özgürce sürdürebilmeleri büyük önem taşıyacak. Bu adımların başarıyla uygulanması halinde dönüşlerin kapsamının zaman içerisinde daha da genişleyeceği değerlendiriliyor. Konuşmada ayrıca, çatışmalı sürecin Türk ve Kürt toplumlarını doğrudan birbirine düşman etmemiş olsa da Kürt toplumunu uzun yıllar boyunca ‘terör’ söylemi üzerinden ötekileştirdiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle gerillaların ve diğer kesimlerin demokratik siyaset alanına katılması yalnızca hukuki bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumun birbirini yeniden tanıma süreci olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.
 
‘İmralı ile temas sürecin önemli başlıklarından'
 
Toplumun çatışmalı sürecin nedenlerini ve bu süreçte yer alan kesimlerin deneyimlerini doğrudan öğrenmesinin önyargıların aşılması açısından önemli olduğunu vurgulayan Nesrin Akgül, “Türkiye toplumunun bu insanların neden silahlı mücadeleye yöneldiğini, hangi koşullarda yaşadıklarını ve nasıl bir mücadele yürüttüklerini doğrudan öğrenmesi, yıllardır oluşturulan önyargıların aşılması açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede, yaklaşık 27 yıldır İmralı'da bulunan Abdullah Öcalan'ın kamuoyuyla daha doğrudan temas kurabilmesinin de sürecin önemli başlıklarından biri olduğu ifade ediliyor. Hakkında yıllar içerisinde oluşan önyargıların aşılması, farklı toplumsal kesimlerin doğrudan bilgi edinmesi ve diyalog kanallarının güçlenmesi açısından bunun önemli olduğu belirtiliyor. Bu doğrultuda akademisyenler ve gazetecilerin İmralı'ya gitmesine ilişkin açıklamalar da sürecin dikkat çekici gelişmeleri arasında değerlendiriliyor. Bununla birlikte, yasanın bazı maddelerine ilişkin tartışmaların ve toplumsal hassasiyetlerin devam ettiği de vurgulanıyor” dedi. “
 
‘Asıl dönüşüm toplumun zihniyetinde yaşanacak'
 
Nesrin Akgül, Çerçeve Yasa'nın eksiklerine rağmen mevcut koşullarda önemli bir başlangıç olarak değerlendirilebileceğini söyleyerek, “Bu yasa, eksikliklerine rağmen mevcut koşullar içerisinde ‘ehvenişer’ olarak değerlendirilebilir. Ancak unutulmaması gereken asıl nokta, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından atılacak adımların Türkiye toplumunun sosyolojisinde önemli değişimlere yol açacak olmasıdır. Zihinsel kalıpların kırılması, yıllardır oluşturulan önyargıların sorgulanması ve yeni bir toplumsal ilişkinin kurulması kolay olmayacaktır. Bu nedenle devletin bu süreci sağlıklı biçimde koordine etmesi ve değişimin önünü açacak bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşıyor. Bu sürecin en önemli sonuçlarından biri, yıllardır kamuoyundan izole edilen Abdullah Öcalan'ın toplumla daha doğrudan temas kurabilmesinin önünün açılması olabilir. Basınla, akademisyenlerle ve farklı toplumsal kesimlerle kurulacak diyalog kanallarının genişlemesi, kamuoyunun doğrudan bilgi edinmesine olanak sağlayacaktır. Yıllar sonra müzakerenin temel aktörlerinden birinin kendisini topluma anlatabilmesi, sürecin en önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendiriliyor” ifadelerini kullandı.
 
'Güçlü bir motivasyon kaynağı'
 
Çerçeve Yasa'nın, siyaset alanının dışında bırakılan kesimlerin topluma ve demokratik siyasete dönüşünü hedefleyen ilk hukuki düzenleme olduğunu aktaran Nesrin Akgül, şöyle devam etti: “Benzer şekilde, cezaevlerinden çıkacak tutsakların ve silahlı mücadeleden dönerek demokratik siyaset alanına katılacak gerillaların toplumsal yaşama dahil olması da özellikle Kürt toplumu açısından güçlü bir moral ve motivasyon kaynağı olacaktır. Uzun yıllar ayrı düşen insanların yeniden toplumsal yaşamın parçası olması ve ortak bir geleceği birlikte kurabilme umudu, barış sürecinin en önemli kazanımlarından biri olarak görülüyor.
 
Bu yasa tek başına yeterli değil
 
Ancak bütün bunlar tek başına yeterli değildir. Bu yasa, kapsamlı bir demokratikleşme yasası değil, demokratik dönüşüm sürecinin başlangıç yasası olarak değerlendirilmelidir. Asıl önemli olan, bu düzenlemenin ardından yeni reform adımlarının atılmasıdır. Yerel yönetimlerden kadın-erkek eşitliğine, temel hak ve özgürlüklerden demokratik katılım mekanizmalarına kadar birçok alanda yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulacağı ifade ediliyor.
 
Bu nedenle çerçeve yasadan, tek başına bütün demokratik sorunları çözmesini beklemek gerçekçi değildir. Asıl dönüşüm, hukuki düzenlemeler kadar toplumsal inşa süreciyle gerçekleşecektir.” 
 
Acılar ortaklaşmalı
 
Nesrin Akgül, demokratik siyasetin güçlenmesi ve ortak yaşam kültürünün yeniden inşası için toplumsal örgütlülüğün önemine dikkat çekerek, “Demokratik siyasetin güçlenmesi, toplumun kendi örgütlülüğünü geliştirmesi, halkların birbirini daha yakından tanıması ve ortak yaşam kültürünün yeniden kurulması bu sürecin temel dinamikleri olarak görülüyor. Bu perspektifle, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi, yaşadıkları deneyimleri birbirleriyle paylaşması ve ortak bir demokratik yaşamı birlikte kurması hedefleniyor. Toplumların birbirini tanıması, acıları ortaklaştırması ve önyargıları aşmasıyla birlikte demokratik dönüşümün toplumsal zemininin güçleneceği değerlendiriliyor. Hukuki değişimin kalıcı olabilmesi de ancak böyle bir toplumsal dönüşümle mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.
 
Anayasa değişikliği 
 
Mevcut siyasal koşullarda önceliğin toplumsal zeminin güçlendirilmesi ve güven inşası olduğunu vurgulayan Nesrin Akgül,“Bu sürecin ilerleyen aşamalarında anayasal değişikliklerin de gündeme gelebileceği ifade ediliyor. Ancak mevcut siyasal koşulların doğrudan kapsamlı bir anayasa değişikliğine elverişli olmadığı, bu nedenle önce demokratikleşme sürecinin toplumsal olarak güçlenmesi gerektiği belirtiliyor. Demokratikleşmenin kurumsallaşmasının ardından anayasal dönüşümün daha güçlü bir zeminde tartışılabileceği değerlendiriliyor. Mevcut iktidarın da kendi iç dinamikleri ve çeşitli yapılarla yaşadığı gerilimler nedeniyle bu dönüşümü kısa sürede gerçekleştirebilecek bir noktada olmadığı ifade ediliyor. Bu nedenle sürecin uzun soluklu olacağı, karşılıklı güvenin güçlenmesiyle birlikte yeni aşamalara evrileceği öngörülüyor” dedi.
 
‘Yasanın imkanlarını değerlendirmek gerekir’
 
Nesrin Akgül son olarak  şunları söyledi: “Sonuç olarak bu süreç, Kürt ve Türk halklarının eşitlik temelinde yeniden bir araya gelmesi, Kürt halkının kendi kimliği, dili ve toplumsal değerleriyle demokratik yaşam içerisinde yer alabilmesi açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Bu hedefin gerçekleşmesi halinde yalnızca Türkiye'de değil, Ortadoğu'da da barışın güçlenmesine katkı sunacak tarihsel bir fırsatın doğacağı ifade ediliyor. Bu vizyonun, Kürt ve Türk halklarının kardeşliği temelinde ortak bir gelecek inşa etmeyi ve bölgesel barışı güçlendirmeyi hedeflediği belirtiliyor. Öte yandan, gerekli demokratik adımların atılmaması halinde çatışmalı sürecin yeniden derinleşme riskinin bulunduğu da vurgulanıyor. Bu nedenle mevcut siyasal gerçekliğin doğru okunması, yasanın hangi koşullarda ortaya çıktığının anlaşılması ve bundan sonraki süreçte hangi sorumlulukların yerine getirilmesi gerektiğinin doğru değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bu çerçevede yasa, eleştiriye açık yönleri bulunan ve eksiklikler içeren bir düzenleme olarak görülmekle birlikte, tarihsel bir başlangıç niteliği taşıdığı ifade ediliyor. Bu nedenle ne aşırı beklentilerle idealize edilmesi ne de bütünüyle değersizleştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Asıl önemli olan, bu düzenlemenin açacağı imkânları doğru değerlendirmek ve bundan sonraki demokratikleşme sürecini toplumsal mücadeleyle birlikte inşa edebilmektir.”