Taciz, şiddet ve ölüm: Çocuklar meslek eğitimi adı altında sömürülüyor
- 09:04 29 Haziran 2026
- Güncel
ANKARA – Eğitim Sen Ankara 2 No'lu Şube Sekreteri Dilek Atik, MESEM'lerin mesleki eğitim değil çocuk sömürüsüne dayalı bir model olduğunu belirterek, çocukların eğitim hakkından mahrum bırakıldığını ve güvenli olmayan çalışma koşullarına itildiğini söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) yürüttüğü Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamaları, çocuk işçiliğini yaygınlaştırdığı gerekçesiyle eleştirilmeye devam ediyor. Son olarak MESEM kapsamında Meclis Lokantası'nda çalıştırılan çocuklara yönelik cinsel taciz davasında faillerin tutuksuz yargılanmasına karar verilirken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin (İSİG) verilerine göre Ağustos 2023'ten bu yana MESEM kapsamında çalışan en az 20 çocuk yaşamını yitirdi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 2 No’lu Şube Sekreteri Dilek Atik, MESEM uygulamaları ve çocukların sömürülmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Eğitim Sen olarak MESEM uygulamasını, bir eğitim modeli olarak görmediklerini söyleyen Dilek Atik, “Çocukların erken yaşlarda iş gücü piyasasına sürülmesine aracılık yapan bir model olarak görüyoruz. MESEM’leri çocukların okul dışında çalıştırıldığı ve emeğinin sömürüldüğü bir uygulama olarak değerlendiriyoruz. Aslında çocukların eğitim haklarının zedelenmesi anlamına geliyor. Bizim açımızdan eğitim bütünlük arz ediyor. Çocuklar, okulda geçirdikleri zamanın dışında boş zamanlarını değerlendirebilecekleri, ilgi duydukları alanları keşfedebilecekleri ve yaşamlarına yön verecek perspektifler geliştirebilecekleri zamanlara ihtiyaç duyuyor. Kendi iradelerini kullandıkları alanın daha fazla olması gerekiyor. Gördüğümüz kadarıyla MESEM uygulamalarında çocuklar haftanın yedi günü neredeyse tam zamanlı çalıştırılarak bir emek sömürüsüyle karşı karşıyalar” dedi.
‘Çocuklar eğitim hakkından yoksun bırakılıyor’
“Bizim açımızdan çocuk bir ekonomik kaynak değildir” diyen Dilek Atik, çocukların hak sahibi bir özne olduğunu vurguladı. MESEM uygulamalarının bu anlayışı zedelediğini belirten Dilek Atik, çıraklık eğitimine başlayan çocukların mobbing, baskı ve ağır çalışma koşullarına maruz bırakıldığını söyledi. Dilek Atik, MESEM'lerde yaşanan şiddet, taciz ve çocuk ölümlerini münferit olaylar olarak değerlendirmediklerini kaydetti. Sorunun yapısal olduğuna işaret eden Dilek Atik, işgücü piyasasına ucuz emek olarak sürülen çocukların eğitim hakkından da yoksun bırakıldığını kaydetti.
‘Okula göre ayarlanmış bir öğrenci profili yok’
MESEM uygulamasıyla çocukların okulu neredeyse hiç görmediğini kaydeden Dilek Atik, “Okullarda ders programları da iş yerlerinin üretim programlarına göre ayarlanıyor. Okula göre ayarlanmış bir öğrenci profili yok. İş yerine göre ayarlanmış bir işçi profiline dönüştürülmüş durumda. Mesleki eğitimin varlığına karşı değiliz, nitelikli bir mesleki eğitimin olması gerektiğini düşünüyoruz. Toplumsal yaşamın nitelikli meslek gücüne de ihtiyacı var. Bunun erken yaşlarda öğrenilmesi olumlu sonuçları da getiriyor. Ama MESEM gibi uygulamalarda ne yazık ki bunları göremiyoruz. Çocuğun okulda olması gerekirken sistemin iş yerine göre şekilleniyor olması mesleki eğitimden çok çocuk işçiliğinin varlığını gösteriyor. Özü itibariyle mesleki eğitim bunun bir kılıfı olarak sunuluyor. Bunu doğru bulmuyoruz yoksa mesleki eğitimin doğru bir iş saatiyle, ağır koşullarda olmayan, çocuğun diğer gelişiminde bütünlüklü bir şekilde gözeten mesleki eğitimin bizim açımızdan bir sakıncası yok” diye konuştu.
İşletmelerin ihtiyaçları çocukların önüne geçiyor
Çocuk haklarının görmezden gelindiğini söyleyen Dilek Atik, işletmenin ihtiyaçlarının, çocukların gereksinimlerinin önüne geçtiğine işaret etti. Bu uygulamanın ağır bir sömürü ortamı doğurduğunu ifade eden Dilek Atik, bu durumun çocukların psikolojik, fiziksel şiddet ve tacize uğramasının önünü açtığını belirtti. Dilek Atik, sözlerine şunları ekledi: “Çocukla ilgili hakları devrettiğinizde ve uygulamayı doğru bir felsefeye dayandırmadığınızda çocuk korumasız bir araç olarak görülür. Geri dönüştürülemeyen etkileri ile birlikte gelecek. Biz bunların tamamına karşıyız.”
‘Öğrenci olarak değil işçi olarak kalıyor’
Çocuk yaşta çalıştırılmanın yaygınlaştırıldığını, MESEM kapsamının da bu şekilde genişletildiğini söyleyen Dilek Atik, tepkisini şu sözlerle özetledi: “Çocukların adlarının şiddet ve suçla bir arada anılması örnekleri çok fazla çıkarılıyor. Bunu ‘fırsat’ bilerek MESEM, uygulamalarının öne çıkarılmasını doğru bulmuyoruz. Doğru bir temel ve yapıya kavuşturulmasını istiyoruz. Bu sistemi suçla bir arada düşünüyor olmak, toplumda rızalık üretmenin bir aracı haline dönüşmüş durumda. Çocuğunun okulda bir kaydının olması okula gittiği anlamına gelmiyor.
Bir öğrenci değil, bir işçi olarak kalıyor. Bu ortamlarda çocukların suçun faili değil, mağduru olduğu vakaların sayısı artıyor. MESEM'leri çocukların güvenliğinin sağlandığı ya da sosyal gelişimlerini destekleyen alanlar olarak görmüyoruz. Bu uygulama, çocukların güvenli bir ortamda çocukluklarını yaşayarak geleceğe hazırlanmalarını sağlamıyor. Ucuz iş gücüne dayanan bu model toplum tarafından kabul gördükçe eleştiriden uzaklaşıyor. Bu nedenle MESEM'in çocuk hakları perspektifiyle yeniden değerlendirilmesi ve sağlam bir felsefi temele oturtulması gerektiğini düşünüyoruz.”
‘Meclis’te dahi çocuklar güvende değil’
Meclis’te çocuklara yönelik tacize dair davanın takipçisi olacaklarını aktaran Dilek Atik, “Türkiye’de Meclis çatısı altında dahi eğer çocuklar güvende değilse MESEM uygulaması doğru bir uygulama mı? diye sormak istiyorum. Taciz olayını bireysel bir faillik durumu olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Burada bireysel faillik sadece Meclis çatısı altında gerçekleşmedi. Çocukların bulundukları bütün iş yerlerinde neredeyse cinsel taciz bir kenara fiziksel taciz ve psikolojik şiddetin ucuz iş gücü sömürüsünün bütün yoğunluğuyla devam ettiğini biliyoruz.
MESEM’ler kendi içinde bu yapıyı üretebiliyor. Meclis’teki taciz olayında failler ciddi anlamda cinsel istismardan suçlanarak mahkemeye çıkarıldı. Bir süre gözetim altında tutuldular. Şu anda tutuksuz bir şekilde yargılama devam ediyor. Burada bir çelişki görüyoruz. Çocuğa karşı cinsel istismar söz konusuysa ve öncesinde bir tutuklama kararı varsa demek ki durumun bu boyutta ele alınması gerekiyor. Çocuklara ilişkin bu suç yokmuş gibi tutuksuz bir şekilde yargılamaya devam edilecek. Bu da daha önce yaşanan kadın cinayetleri ve Türkiye’de birçok suça yönelik uygulanan cezasızlık politikalarının bir devamı olarak duruyor. Bu şekilde potansiyel failler tarafından bu suçların derinleşmesinden korkuyoruz. Bu cezasızlık politikaları kendiliğinden denetimsizliği getiriyor. Failleri serbest bıraktığınızda ve ceza vermediğinizde toplumsal çürümenin de yaygınlaşmasına katkı sunan eylemlerin de önünün açıldığı anlamına geliyor. Kesinlikle bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz” dedi.
‘Çocuklar ucuz iş gücü görülüyor’
Mesleki eğitim alanında kamusal denetimin sıkı bir şekilde yapılması gerektiğini söyleyen Dilek Atik, “Neoliberal politikalarla yüksek sömürü ile çocuktan en fazla verimi nasıl alabilirim diye bakıyorlar. Çocukların güvenliğinin garanti altına alınması gerekiyor. Eğitimciler olarak çocukların ucuz iş gücü görülmesini ve kullanmasına, normalleştirmeye dönük politikaları sürekli eleştirmeli ve buna dönük mücadele zemini oluşturmamız gerekiyor. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların hesabını sormamız gerekiyor. Bu durum, ailenin, çocuklarını toplumsal hayattan ve okuldan geri çekmelerinin bir bahanesi oluyor. Bunun ısrarlı takipçisi olmalıyız” diye konuştu.







