Özel savaşın tarihsel kökenleri (6)

  • 09:01 20 Haziran 2026
  • Dosya
Yüzyıllık politika ile Kürt halkını kimliksizleştirme hedefi 
 
Rojda Aydın – Şehriban Aslan 
 
HABER MERKEZİ - Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana Kürt halkına yönelik baskı ve denetim politikaları farklı biçimlerde devam etti. Darbeler, kayyım atamaları ve çeşitli müdahalelerle Kürdistan'da toplumsal örgütlülüğün dağıtılması, Kürt kimliğinin ise inkâr ve asimilasyon politikalarıyla zayıflatılması hedeflendi.
  
Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürt halkına yönelik geliştirilen baskı, denetim ve asimilasyon politikaları, aradan geçen yüzyıla rağmen farklı yöntemlerle sürdürülüyor. İttihat ve Terakki’den devralınan anlayışla şekillenen özel savaş politikaları; darbeler, kontrgerilla yapılanmaları, zorla göç, faili meçhul katliamlar, kültürel asimilasyon ve psikolojik savaş yöntemleriyle özellikle Kürdistan’da derin izler bıraktı. 
 
Özel savaş kavramı; askeri yöntemlerin yanı sıra psikolojik savaş, propaganda, istihbarat faaliyetleri, toplumsal denetim ve kültürel müdahaleler yoluyla toplumun yönlendirilmesini ifade eden bir güvenlik stratejisi olarak tanımlandı. 
 
Bu dosyada, Cumhuriyet tarihi boyunca kurumsallaşan özel savaş mekanizmalarının geçmişten günümüze Kürt toplumu üzerindeki etkilerini ele alıyoruz. 
 
Türkiye devletinin Osmanlı’dan devraldığı merkeziyetçi ve yayılmacı yönetim anlayışı, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Kürdistan’da sistematik bir özel savaş rejimine dönüştü. 1924’ten itibaren Kürt toplumunun siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamı devlet denetimine alınırken; örgütlenme, ifade ve kimlik alanları sıkı kontrol altında tutuldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında siyasal partiler, yargı mekanizmaları ve idari yapılar doğrudan devlet tarafından şekillendirildi. Devletin çizdiği sınırların dışına çıkan toplumsal ve siyasal güçler ise İstiklal Mahkemeleri, Umumi Müfettişlikler, sürgünler ve idamlarla tasfiye edildi. Kürt isyanlarına yönelik sert müdahaleler de bu politikanın temel araçları oldu. 
Cumhuriyet’in kuruluş süreci, çok kimlikli imparatorluk yapısından merkezi ulus-devlet modeline geçişle şekillendi. Bu süreçte homojen bir ulusal kimlik oluşturma hedefi doğrultusunda farklı halklar ve kültürel yapılar üzerinde yoğun asimilasyon politikaları uygulandı.
 
Bu yönetim anlayışının kökleri, İttihat ve Terakki ile Teşkilat-ı Mahsusa’ya kadar uzanıyor. Tek ulus ve tek pazar hedefi doğrultusunda geliştirilen bu yapı, Cumhuriyet döneminde de devam ettirilerek Türkiye ulus-devlet modelinin temelini oluşturdu.
 
Şeyh Said İsyanı sonrası kurulan İstiklal Mahkemeleri, Takrir-i Sükûn süreci ve Dersim Tertelesi gibi uygulamalar, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Kürt coğrafyasına yönelik güvenlikçi politikaların başlıca örnekleri arasında gösteriliyor. 
 
NATO süreci ve özel savaşın kurumsallaşması
 
Türkiye’nin 1952’de NATO’ya katılmasıyla birlikte özel savaş politikaları yeni bir boyut kazandı. Aynı yıl kurulan Seferberlik Tetkik Kurulu ve sonrasında oluşturulan Özel Harp Dairesi, kontrgerilla faaliyetlerinin kurumsal zeminini oluşturdu. Komando tugayları ve istihbarat yapıları özellikle Kürdistan’da ve Türkiye’de yükselen toplumsal muhalefeti bastırmak için devreye sokuldu. 1960’lardan itibaren özel savaşın üç temel ayağı olan askeri operasyonlar, psikolojik savaş ve kontrgerilla faaliyetleri sistemli biçimde uygulanmaya başlandı.
 
Özellikle 1996 yılında meydana gelen Susurluk kazasının ardından devlet, siyaset ve paramiliter yapılar arasındaki ilişkiler kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı. 90’lı dönemlerde yaşanan faili meçhul katliamlar, JİTEM iddiaları ve kontrgerilla tartışmaları bu süreçte daha görünür hale geldi. 
 
Darbeler ve toplumsal baskı
 
12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, özel savaş stratejisinin en görünür uygulamaları oldu. Bu süreçlerde siyasi partiler, sendikalar ve dernekler kapatıldı; binlerce kişi gözaltına alındı, işkence gördü ve cezaevlerine konuldu. 1970’li yıllarda provokasyonlar, suikastlar ve katliamlarla toplumda korku ortamı yaratıldı. Amaç, gelişen devrimci-demokratik hareketleri bastırmak ve darbeler için toplumsal zemin hazırlamaktı.
 
12 Eylül’le derinleşen dönüşüm
 
Özellikle Amed 5 No’lu Cezaevi’nde yaşanan ağır işkence uygulamaları, zorla Türkleştirme politikaları ve Kürt kimliğine yönelik baskılar, 12 Eylül döneminin hafızalarda en fazla yer eden uygulamaları arasında yer aldı.  
 
12 Eylül darbesi yalnızca siyasal alanı değil; ekonomi, kültür ve toplumsal yaşamı da yeniden şekillendirdi. Baskı politikalarıyla toplum siyasetten uzaklaştırılırken, neoliberal ekonomi politikalarıyla sermaye belirli çevrelerde toplandı. Köy boşaltmaları ve zorunlu göç politikaları sonucunda çok sayıda Kürt ailesi büyük kentlere göç etmek zorunda kaldı. Büyük kentlerin çeperlerinde oluşan yeni yaşam alanlarında işsizlik, güvencesizlik ve kültürel kopuş özellikle gençler üzerinde derin etkiler yarattı. 
 
Yoksullaşma, toplumsal çözülme ve depolitizasyon bu dönemin temel sonuçları oldu. Aynı süreçte tarikatlar ve dini yapılar desteklenerek toplumsal tepkiler denetim altına alınmaya çalışıldı. Devlet, bir yandan baskı ve asimilasyon politikalarını sürdürürken, diğer yandan toplumu farklı araçlarla yeniden örgütledi.
 
Kürdistan’da süren özel savaş
 
Kürdistan’da özel savaş politikaları; askeri operasyonlar, köy baskınları, zorla göç, faili meçhul katliamlar, işkence ve ajanlaştırma yöntemleriyle sürdürüldü. Kürt toplumu, devlet tarafından sürekli bir “güvenlik tehdidi” olarak tanımlandı. Bu politikalar yalnızca askeri yöntemlerle sınırlı kalmadı; medya, eğitim, ekonomi ve kültürel alanlar üzerinden de toplumun yeniden şekillendirilmesi hedeflendi.
 
Günümüzde Kürdistan 
 
Dijital medya alanı da günümüzde psikolojik savaş tartışmalarının önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Dijital gözetim uygulamaları, hedef gösterme kampanyaları ve dijital propaganda yöntemlerinin toplumsal algıyı yönlendirmede etkili olduğu vurgulanıyor. 
 
Bugün de Kürdistan’da özel savaş politikaları farklı yöntemlerle sürdürülüyor. Kayyım atamalarıyla halkın seçme ve seçilme iradesi gasp edilirken, siyasetçiler, gazeteciler, kadın aktivistler ve insan hakları savunucuları gözaltı, tutuklama ve yargı baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Askeri operasyonlar, sınır hattındaki “güvenlik” politikaları, medya üzerinden yürütülen psikolojik savaş ve ekonomik baskılarla Kürt toplumunun örgütlü yapısı zayıflatılmak isteniyor. Dil, kültür ve yerel demokratik kurumlara yönelik müdahaleler de bu politikanın toplumsal ayağını oluşturuyor. 
 
Hedef kimliksiz ve örgütsüz toplum
 
Kürt siyasi çevreleri, insan hakları savunucuları ve çeşitli toplumsal örgütler; fuhuş, uyuşturucu kullanımındaki artış, ajanlaştırma faaliyetleri, medya manipülasyonu ve ekonomik yoksullaştırmanın toplumsal çözülmeyi derinleştiren araçlar olarak kullanıldığı yönünde eleştirilerde bulunuyor. 
 
Özellikle genç kuşakların dil, kültür ve toplumsal hafızadan uzaklaştırılmasının uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm hedefiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Kadınlar üzerindeki politikaların ise toplumun bütününü yeniden şekillendirme aracı olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
 
Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikalarının temel amacı; Kürt halkını kendi kimliğinden, dilinden, kültüründen ve örgütlü mücadelesinden koparmak olduğu belirtiliyor. Kadınlar ve gençler ise bu politikaların başlıca hedefi olmaya devam ediyor. Tüm bu uygulamalara rağmen Kürt halkı, kimliğini ve özgürlük mücadelesini korumak için direnişini sürdürüyor. 
 
JİTEM’den günümüze 
 
İHD ve TBMM Göç Komisyonu verilerine göre 1989-1999 tarihleri arasında 3 binden fazla köy ve mezra yakıldı ve boşaltıldı. TBMM Göç Komisyonu raporuna göre 90'lı yıllardaki köy boşaltmalarında 1.5 ila 3 milyon kişi zorunlu olarak göç ettirildi. İHD ve hak örgütleri raporlarına göre de 1990 - 2000 yılları arası 17 binin üzerinde faili meçhul katliamların yaşandığı belirtildi. Hafıza Merkezi ve Cumartesi Anneleri raporlarına göre en az 838 kişi gözaltına alınıp bir daha haber alınamadı. Resmi Gazete Arşivi’ne göre de 15 yılda (1987-2002 arası) ise bölgede kesintiniz bir şekilde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. 
 
Özel savaş devlet pratiği olarak kurumsallaştı 
 
Bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan süreçte Kürt halkına yönelik güvenlikçi politikalar farklı biçimlerde devam etti. Darbeler, kontrgerilla yapılanmaları, OHAL uygulamaları, köy boşaltmaları, faili meçhul katliamlar, kayyım atamaları ve kültürel müdahaleler bu tarihsel sürekliliğin farklı dönemlerdeki yansımaları olarak değerlendiriliyor. Tüm baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen Kürt halkı ise dilini, kültürünü ve kimliğini koruma mücadelesini sürdürmeye devam ediyor.