Gar Katliamı kararı AİHM’e taşınıyor
- 09:02 12 Mayıs 2026
- Hukuk
ANKARA - Gar Katliamı’na dair AYM’nin “devletin sorumluluğu yoktur” yönündeki kararını AİHM’e taşıyacaklarını belirten dava avukatlarından Senem Doğanoğlu, “AYM, devletin yaşam hakkı konusundaki sorumluluğunu reddederek kendisini tartışmaya açmıştır” dedi.
10 Ekim 2015 tarihinde 109 kişinin yaşamını yitirdiği, 500’ün üzerinde kişinin yaralandığı Ankara Gar Katliamına dair yürütülen adalet mücadelesinde, Anayasa Mahkemesine (AYM) yapılan katliamın “insanlığa karşı suç” olarak ele alınması yönündeki başvuru, Mahkeme Genel Kurulu'na çıkmadan iki yargıcın aldığı kararla, “devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmediği” gerekçesiyle reddedildi.
Gar Katliamı davası avukatlarından Senem Doğanoğlu, AYM’nin kararına dair değerlendirmelerde bulundu.
İki yargıçla verilen bir karar
Anayasa Mahkemesi kararının, 2018 yılında tutuklu failler yönünden verilmiş olan ilk kararla ilgili olduğunu söyleyen Senem Doğanoğlu, “Bundan önce AYM, 2016 yılında yaptığımız başvuruda ‘yaşam hakkının ihlal edilmediği’ doğrultusunda bir karar vermişti. Oradaki temel mesele, kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine dair yürütülen süreçle ilgiliydi. AYM orada da aynı tavrı göstermişti. Bu başvurumuz ise Yargıtay tarafından onanan, ‘rekor ceza aldı’ sanıklar diye muştalanan ve sadece ‘bununla yetinmeyi bilin’ denilen kararla ilgili yaptığımız başvuruydu. AYM bir Yargıtay değil, bir denetim mahkemesi. Doğrudan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü var ve bizim önümüze koydukları bu ceza yargılamasının, bu yükümlülük bağlamında nereye düştüğünü sorduğumuz bir başvuruydu.
Cevabımız da çok açık şekilde yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeydi. Ancak AYM hiçbir şey söylemedi. Bu karar, AYM’nin genel kuruluna bile çıkmadan iki yargıçla verdiği bir karar. İki yargıç, ‘iki yönden ret ediyorum’ dedi. 239 başvurucu hakkında yapılmış bir başvuruydu. Kimisi çok ağır yaralı, kimisi geride kalanlardı. Dolayısıyla herkesin dahil olduğu bir başvuruydu” dedi.
‘DAİŞ’li faillerle ilgili bir karar’
AİHM ve AYM’nin kendi içtihatları bağlamında, DAİŞ’li faillerle ilgili bir karar olduğuna vurgu yapan Senem Doğanoğlu, “AYM, ‘Bu meseleye girmem, kamu görevlileri yönünden bir tartışma yürütmem, insanlığa karşı suç yönünden bir tartışmaya girmem, delillerin toplanmasıyla ilgili bir tartışmaya girmem’ dedi. Kabul edilebilirliği dayanaktan yoksun diyerek kapattı. İkinci neden de başvuru yollarının tüketilmemesi yönünden oldu. Benzer kararlara atıfta bulunduğunu söyleyerek yaptı. Asla benzer olmayan kararlar. Başvurucuların bu başvuruda öne sürdüğü ihlal iddialarını yetkili makamlar önünde ileri sürebileceğini ama sürmediğini söyledi. Bir idari yargı yolu açısından kendi önünde yüzlerce dosya var. Dolayısıyla açılmış olan mahkemeler önünde çok sayıda dava var” diye belirtti.
‘AYM bu saldırıyı terör saldırısı olarak çerçeveliyor’
2015’te komisyon olarak başladıkları çalışmalarda, failler yönünden bir hukuki süreç başladığını belirten Senem Doğanoğlu, “İŞİD’li sanıklar olarak önümüze koydukları delilleri nasıl kararttıkları, bu katliamın nasıl ve neden olduğu sorusuna cevap vermeme konusunda biz bir iddiaya sahibiz dedik. Bütün yargılama bu şekilde sürüyor. O nedenle AYM, idari yargı konusundaki kararlarında bu katliamı bir ‘terör saldırısı’ olarak çerçeveliyor. Başından beri biz bunun insanlığa karşı suç olduğunu söyledik ve çerçevenin bu olması gerektiğini ifade ettik. AYM, insanlığa karşı suç oluşup oluşmadığı yönünde tartışma yapacak bir mahkeme değil. Ama insanlığa karşı suç olarak bir yaklaşımı olsa, zaten buralardan yaşam hakkını koruma yönündeki yükümlülüğü görme konusunda bir tercihi olacaktı” diye kaydetti.
‘Yargı herhangi bir dosya açtırmayacağım diyor’
Bu aşamada mahkemelerden farklı bir yerde duracağını beklemenin güç olacağını ifade eden Senem Doğanoğlu, katliamın meşrulaştırılması ile devletin kamu görevlilerinin sorumluluğunun örtülmesinin her aşamada, her mahkemede ve her savcılıkta mevcut olduğunu söyledi. Denenmedik yol bırakmadıklarını aktaran Senem Doğanoğlu, “Başvuru yollarının tüketilmemesi gibi bir neden oldukça gülünç. Çünkü olmayan hukuk yollarına bile başvurulmuş bir katliamdan bahsediyoruz. Bunu önümüze sürüyor ve nerede durduğunu ilan ediyor. 10 Ekim katliamının seçim süreci, iktidar değişimleri süreciyle son 11 yıldır yaşadıklarımıza dair bütün itirazlarımızla ilgili olarak, asla herhangi bir dosyayı açtırmayacağım diyor” şeklinde konuştu.
‘İnsanlığa karşı suç tartışması bitmeyecek’
İnsanlığa karşı suç tartışmasının bitmeyecek bir tartışma olduğunu dile getiren Senem Doğanoğlu, “Aynı zamanda Yargıtay’da da firari sanıklarla birlikte yargılanmış ve insanlığa karşı suç yönünden beraat ettirilmiş kişilerle ilgili yine Yargıtay önünde bir tartışmamız devam ediyor. Suç tartışması, ilelebet yapacağımız bir tartışma. Önümüze ‘zaman aşımı doldu’ denilerek katliamla ilgili firari sanıklardan çok azı katliam sorumluluğundan aranırken, geriye kalanlar üyelikle ilgili bir aranma sürecinde kapatılıyor. Ama bizim için kapanmayacak. Sadece hukuk sürecinden bahsetmiyoruz, herkes için kapanmayacak. Suç tartışmasında, insanlığa karşı suç tartışmasında AYM bu bağlamı görebilirdi. Başvuruda yaşam hakkını koruma yükümlülüğü üzerinden yaptığımız bir tartışma var. Burada hem maddi hem de usul boyutuyla ihlal edildiğini söylüyoruz” sözlerini kullandı.
‘Zaman aşımı olsun diye önünü kesiyorlar’
“Şikâyetlerimizin etkili bir şekilde engellendiğini görüyoruz” diyen Senem Doğanoğlu şöyle devam etti: “İlk başta 2018’de tutukluların yargılanması ve hâlâ devam ettiğimiz üzere biz insanlığa karşı suçtur dedik. Mahkeme bir gerekçe sunmak zorunda kaldı. Uygun bir gerekçe değil. Mahkemenin anladığı yerden anlamıyoruz. Buna dair itirazlarımız oldu. İstinaf önüne de gitti. İstinaf bu konuda sessiz kaldı. Yargıtay, herhangi bir şekilde bu yargılamanın ‘insanlığa karşı suç’ olarak tescil edilmemesi için üstün çaba gösterdi. Bu çabaya karşı bizim başvuramayacağımız bir yol olmaması nedeniyle AYM’ye götürüldü. Zaman aşımı tartışması çok önemli. İnsanlığa karşı suç dememiz sadece bu pratik sebepten kaynaklanmıyor. Yıllar geçtikçe deliller ortaya çıkıyor. Daha yeni Antep’te bu katliamın örgütlenmesiyle ilgili sorumluluğu olan TEM İstihbarat Şube Müdürleri gibi amirler hakkında soruşturma izni açılması ve gerekirse yargılanmaları yönünde karar çıktı. Katliamdan bu yana geçen 11 yılda ortaya çıkan gelişmeler bunlar. Zaman aşımının olmaması bu anlamda çok daha önemli. Zaman aşımı olsun diye önünü kesmeye çalışıyorlar. Bizim için insanlığa karşı suçtur ve bu şekilde yürütmeye devam edeceğiz. Sonuçta deliller ortaya çıkmaya devam ediyor.”
‘Devletlerin dahli olmadan insanlığa karşı suç oluşmaz’
10 Ekim Ankara Katliamı’nın bir dönemin katliamı olduğunu söyleyen Senem Doğanoğlu, devletin hem Ortadoğu politikasında durduğu yerin cihatçıların desteklenmesi olduğunu hem de o cihatçıların bu coğrafyada paramiliter güç olarak kullanımına varabilecek bir politika izlendiğini ifade etti. Senem Doğanoğlu, “Hiç kuşkusuz 2015 Mayıs’ında HDP binalarının bombalanmasıyla başlayan, sonrasında 5 Haziran Diyarbakır Katliamı, 20 Temmuz Suruç Katliamı ve 10 Ekim Katliamı ile devam eden süreç, bütünlüklü bir politikanın tezahürüydü ve ne yazık ki o günden bugüne hâlâ aynı dönemi yaşıyoruz. Şimdi toplumsal barış çağrısının olduğu tarihsel bir andayız. Bu anlamda Ankara Katliamı’nın ve onun öncülü olan katliamların ne olduğunun politik olarak çok iyi ortaya konulması gerekiyor. Hukuki açıdan insanlığa karşı suç olarak ortaya koymak önemli. Aynı zamanda bir dönem boyunca devletlerin dahli olmadan insanlığa karşı suçun oluşmayacağını söylemek gerekir” diye belirtti.
‘Yüzleşme değil hesap sorma sürecindeyiz’
“Yüzleşecek olan kim, onu sormak gerekiyor” diyen Senem Doğanoğlu, “Bir yüzleşme değil, bir hesap sorma sürecindeyiz. Sürekli yüzünü dönen bir devlet var. Ama 10 Ekim Katliamı’nın hayatının herhangi bir yerinde olmayan çok az sayıda insan olduğunu düşünüyoruz. Bu kişilerle ilgili bir toplumsal barış taahhüdü, işte tam o buluşmaya imkân verecek gibi geliyor. Toplumsal barış tam o zaman yerini bulacak. Hatırlamak gerekiyor; katliamdan sonra 3 günlük yas ilan edilmişti ve Konya’da milli takımın maçı vardı. Orada katliamda yaşamını yitirenler yuhalandı. O anı unutmamak gerekiyor. İşte yüzleşecek olanlar onlar. Toplumsal barış üzerine bu kadar konuşulması, oraya da bir çağrı. Bütün devletler açısından politika olarak araçsallaştırılan saldırılar bunlar. Ama barışın olduğu bir yerde zaten katliamın olmayacağı gibi başka bir ufkumuz olmak zorunda. Yüzleşecek olanları da oraya dahil etmek zorundayız” şeklinde konuştu.
Karar AİHM’e taşınacak
AYM kararına karşı AİHM yoluna gideceklerini belirten Senem Doğanoğlu, “AYM kararının her yerde teşhir edilmesi bizim için önemli. AYM kararı, altı ayda bir yapılan duruşmada gündeme gelecek. Her ayın 10’unda yapılan anmalarda AYM’nin verdiği kararın niteliği tartıştırılacak. AYM, devletin yaşam hakkı konusundaki sorumluluğunu reddederek kendisini tartışmaya açmıştır. Biz her yerde tartışmaya devam edeceğiz. AİHM bir hukuk hattı olmakla birlikte; anmaların, duruşmaların, Antep’te açılması beklenen dava açısından Antep salonlarının ve Ankara kentinin gündemi yapılmasına devam edeceğiz” dedi.







