Oya Ersoy: Barış için hukuki güvence şart
- 09:02 5 Mayıs 2026
- Güncel
İSTANBUL - Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde devletten oyalama değil, hukuki güvence beklentilerinin olduğunu söyleyen İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, Kürt meselesinin çözümü için Abdullah Öcalan’ın siyaset yapabilme olanaklarının ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
PKK’nin Mayıs 2025’te silah bıraktığını açıklaması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ardından geçen zamana rağmen devlet kanadından sürecin yasalaşması yönünde henüz somut bir adım atılmadı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, sürecin bir "terör parantezine" sıkıştırılamayacağını vurgulayarak acil bir hukuk güvencesi ve toplumsal yüzleşme çağrısında bulundu.
Oya Ersoy, “Asıl garantör, tüm dünyadaki insan hakları savunucularının ortak mücadelesi ve denetimidir. Kalıcı ve onurlu bir barış için bu denetimin önü açılmalıdır" dedi.
'Oyalama değil hukuki güvence istiyoruz'
Sürecin başarısızlığa uğramaması için yasal bir çerçevenin şart olduğunu belirten Oya Ersoy, "1 Ekim 2024’ten bu yana devletten doğru en ufak bir adım atıldığını görmedik. Bu süreçlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının en büyük nedeni, hukuk güvencesinin sağlanmamasıdır. Türkiye’de 40 yılı aşkın süredir devam eden Kürt meselesi adı konularak ilerlenmesi gereken bir süreç olması gerekirken, iktidar meseleyi sadece bir terör parantezine alarak işletmeye çalışıyor. Devletin samimiyetini gösterebilmesi için öncelikle Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulaması, kayyum atamalarından vazgeçmesi ve hapishanelerdeki siyasi tutsakları serbest bırakması gerekir" diye belirtti.
Hukuki güvence
Silahsızlanma sonrası toplumsal katılımın nasıl sağlanacağına dair yasal bir boşluk olduğunu hatırlatan Oya Ersoy, Birleşmiş Milletler (BM) standartlarında bir entegrasyonun gerekli olduğunu ifade etti. Oya Ersoy, “PKK silah bıraktığını ifade etti, peki bundan sonra ne olacak? Dağa çıkmış olan insanların bu coğrafyada yaşayabilir olması, demokratik siyasete katılabilmesi gerekir. Bu insanlar bu halkın çocuklarıdır. Cezasızlık algısı yaratmayacağız derken, asıl devlet tarafından yürütülen hak ihlallerinin cezasız bırakılmaması gerekir. Hiçbir şart ve koşul ileri sürülmeden herkesi kapsayan bir hukuk güvencesi ve yasal çerçeve oluşturulmalıdır. Bu insanların demokratik bir şekilde haklarına sahip çıkarak bu topraklarda yaşamasının önü açılmalıdır" ifadelerini kullandı.
'Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulmalı'
Geçmişle yüzleşmenin kalıcı bir barışın temel taşı olduğunu savunan Oya Ersoy, Gülistan Doku katliamının kadın bedeni üzerindeki saldırılara örnek teşkil ettiğini belirtti. Oya Ersoy, şöyle devam etti: "40 yıllık çatışmalı sürecin hafızasıyız. Köy boşaltmalar, faili meçhuller ve yargısız infazlarla yüzleşilmeden yol alınamaz. Özellikle Gülistan Doku simgesiyle gördüğümüz sınırsız yetkili devlet görevlilerinin uygulamaları ve kadın bedeninin savaş ganimeti olarak görülmesiyle hesaplaşılmalıdır. BM’nin geçiş dönemi adaleti olarak tanımladığı sürecin işletilmesi için Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulması olmazsa olmaz şartımızdır. Bu komisyon; hem siyasi partilerin hem de insan hakları savunucularının katılımıyla, 'bir daha asla' demek için oluşturulmalıdır."
‘Abdullah Öcalan’ın siyaset yapma olanakları sağlanmalı’
'Umut Hakkı'nın cezaevindeki herkesin bir süre sonra çıkabilme hakkı olduğunu, aksi halde bunun infaz değil idam cezası olacağını dile getiren Oya Ersoy, “Bu süreç geçmişten farklı olarak gerçek muhatabıyla, Abdullah Öcalan ile sürdürülmektedir ve bu olumlu bir yanıdır. Kürt meselesinin çözümü için Abdullah Öcalan’ın siyaset yapabilme olanaklarının ortaya çıkarılması gerekir. Eşit yurttaşlık, anadilinde yaşam ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, insan haklarını önceleyen bir rejimin inşası için kaçınılmazdır. 'Umut hakkı' da bu demokratik inşanın bir parçası olarak görülmelidir" diye aktardı.
'Garantörümüz küresel insan hakları mücadelesidir'
Sürecin denetimi ve garantörlüğü konusunda uluslararası dayanışmaya işaret eden Oya Ersoy, “Barışın asıl garantörü; bu coğrafyadaki insan hakları savunucuları, muhalif sendikalar ve demokratik kitle örgütleridir. Ancak bir yerdeki hak ihlali, her yerdeki ihlaldir. Biz, Üçüncü Göz İzleme Komisyonu görevini insan hakları savunucuları olarak üstleniyoruz. Dünyadaki örneklerde silahların bırakılması aşamasında bir garantörlük tarif edilirken, bizim coğrafyamızda silahlar zaten bırakıldı. Bu aşamada asıl garantör, tüm dünyadaki insan hakları savunucularının ortak mücadelesi ve denetimidir. Kalıcı ve onurlu bir barış için bu denetimin önü açılmalıdır" diye konuştu.







