‘Kadın bedeni emperyalist pazarlıkların konusu yapılıyor’

  • 09:02 6 Şubat 2026
  • Güncel
Devrim Fındık
 
İSTANBUL - Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Newroz Ünverdi, emperyalist devletlerin “kadın hakları” söylemiyle cihatçı yapıları kamufle ettiğini dile getirerek HTŞ, Taliban, DAİŞ ve Haşdi Şabi gibi terör örgütlerinin aynı zihniyetin farklı coğrafyalardaki türevleri olduğuna dikkat çekti.
 
Emperyalist devletlerin “kadın hakları” söylemine karşı, Orta Doğu’da yürüttüğü ve önce kadına vurmayı düstur eden kirli savaşın bir parçası olması, bu devletlerin kadın mücadelesinin neresinde durduğunu teşhir eder nitelikte. HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çeteler tarafından 6 Ocak 2026’da Suriye ve Rojava’ya yönelik başlatılan saldırılarda kadınların özel olarak hedef alınması, saç örgülerinin kesilmesi ve bedenlerinin teşhir edilmesi bu ikilemi yeniden gösterdi. Katliam boyutuna varan ve halkın temel ihtiyaçlarına erişiminin dahi engellendiği saldırılar sonucunda Özerk Yönetim ile geçici Şam hükümeti arasında anlaşma imzalandı.
 
Devletlerin savaş politikalarını, Rojava’yı, halkların saldırılara karşı direnişini, kadınların karşı karşıya olduğu tehlikeyi ve kadın mücadelesini Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Newroz Ünverdi ile konuştuk.
 
* HTŞ, DAİŞ, Taliban ve Haşdi Şabi gibi terör örgütlerinin kadınlara yönelik izlediği politika nedir? Bu politikaları açar mısınız? Aralarındaki benzerlik ya da farklılıklar neler sizce?
 
Aslında bu örgütler arasında kadınlar açısından çok büyük farklar yok. Çünkü hepsi kadını, kadının varlığını, mücadelesini, kadının özgürlüğünü yok edilmek istenen bir şey olarak tanımlıyor. Kadının kendisini yok etmek üzerinden kendini var eden örgütler. Bugün biz Orta Doğu'da bu terör örgütlerinin pratiklerinden de bunu çok net görüyoruz. Bu açıdan kadınlar olarak bunların arasında çok bir fark gözetmiyoruz. Birbirlerinin türevi gibiler. Biri Afganistan'da kendini var etmeye çalışıyor, biri bugün Suriye'de, Rojava'da Kürtlere saldırarak kendini var etmeye çalışıyor. Biri 12 yıl önce Rojava'da çeşitli saldırılar düzenledi. Bununla kendini var ediyordu. Bunlar birbirinin türevi olan, aynı yerden gelen farklı ülkelerde farklı topraklarda kendini var eden ama aynı zihniyetin ürünü olan örgütler.
 
“Amerika gibi, Fransa gibi, İngiltere gibi ülkeler çok demokrat, eşitlikçi, modern ve çok özgürlüğü içinde barındıran ülkeler olarak tanımlansa da aslında bunların devlet yapısında da ataerki var. Demokrasiyi, özgürlüğü pazarlıyorlar ama buradaki ülkeler için özellikle Afganistan, Suriye, İran, Irak, Sudan için ikiyüzlü bir yaklaşımları var.”
 
* Bu çetelerin özelde kadına dönük saldırıları karşısında uluslar arası güçlerin tutumu nedir?
 
Bu terör örgütlerinin her birinin emperyalistlerin de zihinlerinde tasarladığı örgütler olduğunu çok net tanımlayabilmek gerekiyor. Her ne kadar bugün bu bahsedilen Amerika gibi, Fransa gibi, İngiltere gibi ülkeler çok demokrat, eşitlikçi, modern ve çok özgürlüğü içinde barındıran ülkeler olarak tanımlansa da aslında bunların devlet yapısında da bir ataerki var. Yani bunlar kendini modernlik üzerinden kamufle etmeye çalışıyorlar ama alttan alta da aslında kadınlara yönelik kadının varlığına, özgürlüğüne, eşitlikçi söylemlere yönelik düşmanlığı içinde barındırdıklarını da söyleyebiliriz. Bugün kendi ülkeleriyle sınırlı tutuyorlar belli özgürlük ve eşitlik kavramlarını. Demokrasi kavramını kendi ülke sınırları içerisinde tutuyorlar. Kaldı ki Amerika gibi ülkeler aslında kendi ülkesinde de böyle bir şeyi çok da dert eden bir noktada değil. Avrupa ülkeleri biraz daha kendi ülkeleriyle sınırlı tutmaya çalışıyor ve ikiyüzlüce davranıyor. Orta Doğu'da her şey mubah. Kadına, ortak yaşama yönelik her türlü saldırı, farklı etnik grupların bir arada yaşamasına, ortak yaşama eşit yaşama karşı her türlü saldırı mubah ama kendi ülkelerinde bunun özgürlüğünü pazarlıyorlar. Demokrasiyi, özgürlüğü pazarlıyorlar ama buradaki ülkeler için özellikle Afganistan için, Suriye için, İran için, Irak için, Sudan için ikiyüzlü bir yaklaşımları var bu ülkelerin. Bu da aslında bu ülkelerin zemininde de yapısında da bir cinsiyetçilik olduğunu gösteriyor bize.
 
“HTŞ'nin temsilcilerinin, Colani’nin ya da diğerlerinin takım elbise, kravat ile 10 yıl önce yaptıklarını unutturmaya çalışıyorlar. Kadınlara, halklara yönelik saldırılarını, hatta 3-4 hafta önce yapılanları bir noktada kamufle etmeye çalışıyorlar ama onların yaptıkları kamufle edilemeyecek noktada.”
 
* Uluslararası literatürde HTŞ dışındaki diğer yapılar terör örgütü olarak geçiyor. HTŞ’nin terör örgütü listesinden çıkarılması ne anlama geliyor?
 
Esad'ın devrilmesinden sonra ortaya çıkan bir yapı, bir örgüt değil HTŞ. HTŞ Suriye iç savaşı başladığından bu yana aslında farklı çetelerin farklılaşarak yenisinin ortaya çıkarıldığı bir örgütün kendisi. Zihniyetin IŞİD'den, diğer cihatçı çetelerden farklı olmadığını da çok net görebiliyoruz. Bir kravat takılarak, takım elbise giydirilerek cihatçıların devletleştirilmek istendiği bir coğrafya artık Orta Doğu. Bu da bizzat emperyal güçler, sömürgeci güçlerin el ele verdiği bir yapıyla ortaya konulmak isteniyor. Bugün HTŞ'nin terör örgütü listesinden çıkarılması da bu. Bugün HTŞ'nin temsilcilerinin, Colani’nin ya da diğerlerinin takım elbise, kravat ile 10 yıl önce yaptıklarını unutturmaya çalışıyorlar. Kadınlara yönelik, halklara yönelik saldırılarını hatta 10 yıl önce de değil, 3-4 hafta önce Şêx Meqsud ve Eşrefiye'de yapılanları bir noktada kamufle etmeye çalışıyorlar ama ne kravat ne takım elbise ne de onların terör örgütü listesinden çıkarılması onların yaptıklarını kamufle edemeyecek noktada. Yani biz kadınlar her şeyden önce bunu kabul edecek bir noktada değiliz. Kadınlar 10 yıl önce Rojava'da yapılanları unutmadı. Suriye'nin farklı yerlerinde Alevilere, Dürzilere, Kürtlere yapılanları unutmadı. Bununla ne yapılmaya çalışılıyor? O cihatçılığın kamuflesi, kamuflajı oluşturulmaya çalışılıyor. Yani terör örgütü listesinden çıkarılarak cihatçılığın kamuflajı yapılmaya çalışılıyor. Biz kadınlar HTŞ'yi teşhir etmeye, HTŞ'nin ne olduğunu hatırlatmaya devam ediyoruz bugün.
 
* HTŞ’nin 6 Ocak’tan bu yana saldırılarını sürdürdüğü Rojava’da kadın bedenine saldırıları, savaş suçları Jineoloji Akademisi tarafından yayınlanan raporda ortaya kondu. Rapora dair neler söylersiniz?
 
HTŞ aslında IŞİD'in türevlerinden bir tanesi. Bugün Afganistan'da kendini Taliban olarak gösteriyor. Taliban zihniyet anlamında var oluyor. Suriye'de 12 yıl önce IŞİD’ti, bugün HTŞ olarak var oluyor. Bunların kendilerini var ettiği temel argüman, kadın düşmanlığı. Yani kadın bedenini, kadın varlığını, kadının özgürlüğünü benimseyen her türlü ideolojiye bir düşmanlık üzerinden kendini var eden örgütler bunlar. 6 Ocak'ta başlayan Halep'teki saldırılar da doğrudan bunun örnekleri aslında. Bir kadın savaşçının bedeninin 4’üncü kattan atılması, kadın savaşçıların saç örgülerinin kesilmesi ve bunlarla dalga geçilmesi. Bunların her biri bu örgütlerin kadınlara nasıl yaklaştığının çok net göstergesi. Kadın bedenini bir savaş ganimeti olarak tanımlayan örgütler bunlar. Kendi varlıklarını da bunun üzerinden tanımlıyorlar. Tam burada aslında biz sömürgeci kolonyalist devletlerin nasıl yaklaştığını da çok net görebiliyoruz. Yani kınamaktan ve kaygılı olduklarını belirtmekten başka hiçbir ifadeleri yok. Bu değerlendirmeler de aslında Orta Doğu'ya dair ne kadar çelişkili, ne kadar ikiyüzlü yaklaştıklarının göstergesidir.
 
* HTŞ gibi çetelerin kadınlara yönelik saldırıları, savaş suçları karşısında doğrudan uluslararası devletler düzeyinde spesifik bir kınama, resmi hükümet açıklamaları yok. Bunun yerine bu tür ihlaller, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının ve kadın örgütlerinin rapor ve kampanyalarında daha açık şekilde gündeme getiriliyor. Resmi açıklamalarda ise saldırıların durdurulması, insani yardımların yapılması gibi şeyler bulunuyor. Siz bu durumu nasıl yorumlarsınız?
 
Aslında bu çok kritik bir mesele. O bahsettiğim ikiyüzlülüğün sadece genelde Orta Doğu üzerinden olduğunu gösteriyor ama özelde de kadın meselesine çok ciddi bir ikiyüzlü yaklaşım olduğunu gösteriyor. Özellikle savaş sürecinde yaşanan “savaş suçları” olarak nitelendirilen doğrudan kadınların bedenine, varlığına yönelik saldırıların her birine dair yaklaşımlar bu bahsettiğimiz kolonyalist güçlerin ikiyüzlülüğünü bir kez daha ortaya çıkarıyor. Kendi ülkeleri içerisinde güya çok özgürlükçü, çok eşitlikçi olduklarını iddia etseler de kaldı ki kendi ülkelerinde de bu çok tartışmalı bir mesele. Kadına yaklaşımları, eşitlikçi söylemleri çok tartışmalı bir mesele ama Orta Doğu'ya dair, özellikle savaş coğrafyalarına dair yaklaşımları kadınlar özelinde değerlendirdiğimizde de çok ikiyüzlüce. Bunların her biri bizim için bir savaş suçu. Biz kadın mücadelesine inanan, kadının özgürlüğü için mücadele eden, direnen kadınlar olarak her zaman şunu söylüyoruz: Savaşın en mağdur edileni kadınlar. Kadınlar göçe zorlanıyor, göç yollarında birçok farklı şiddet türüne maruz kalıyor. Savaş esnasında bedeni savaş ganimeti olarak tanımlanıyor. Bedeni her türlü şiddeti, tecavüzü, istismarı görüyor. Kadın özgürlüğüne dair, insan hakkına haklarına dair derdi olanlar da yine aynı kesimler. Bu savaşı başlatanlar, savaşı körükleyenler yine savaş esnasında yaşanan suçlara dair, çok da bir şey dert etmiyorlar.
 
“Eğer biz kadın mücadelemizin, barış mücadelemizin çeperini büyütmezsek bugün Suriye'deki kadınlar da belki Afganistan'daki kadınların yaşadıklarını yaşayacaklar. Tam da oradan aslında bugün Afganistan'da yaşayan kadınlar için, Suriye'de yaşayan farklı etnik gruptaki kadınlar için bu mücadeleyi büyütüyoruz.”
 
* Taliban yönetimi, Afganistan’daki kız çocuklarının ilkokul sonrası eğitimini kalıcı olarak yasakladı ve yeni ceza düzenlemeleriyle de köleliği fiilen resmileştirdi. Daha bunun gibi birçok yasakla Afganistanlı kadınlar kaderine terk edildi. Taliban’ın bir diğer bir kolu olan HTŞ, şu an işgal ettiği Suriye’de benzer uygulamalarla ilerler mi? Suriye’deki kadınları ne bekliyor?
 
Taliban ilk geldiğinde de Afganistan'daki kadınlarla ilgili hem Türkiye'de, hem Kürdistan'da birçok eylem yapmıştık. Taliban'a karşı Afganistan'daki kadınlarla dayanışmak, ortak mücadelenin sınırları aştığını ifade etmek için farklı eylemler yapmıştık. O zaman duyduğumuz kaygıların aslında bugün nasıl teker teker yaşandığını çok net görüyoruz. Taliban ilk ortaya çıktığında oradaki kadınlar da çok ciddi kaygıları olduğunu, tedirginlikleri olduğunu paylaşıyorlardı. İlkokuldan sonraki kız çocuklarına okulların yasaklanması, kadınlara çarşaf zorunluluğunun getirilmesi, kamusal alanda kadınların görünürlüğünün olabildiğince sınırlandırılması aslında ilk geldikleri zaman da duyulan kaygıların teker teker nasıl var olduğunu çok net gösteriyor. Bugün HTŞ için de aynı şeyleri yaşıyoruz. Çünkü HTŞ'nin de aslında Taliban'dan, IŞİD'den hiç farklı olmadığını çok net biliyoruz. Onların da 10-12 yıl önceki ve bu 10 yıllık süreçteki pratiklerini biliyoruz. Kadın düşmanlığı üzerinden kendini var eden pratiklerini çok iyi bildiğimiz için bunun karşısında sınırları aşan bir kadın mücadelesinin gerekliliğini vurguluyoruz. HTŞ’nin hükmünün sürdüğü yerlerde, Suriye'de özellikle kadınlara siyah çarşafların dağıtıldığını biliyoruz. Kamusal alanda kadınların makyaj yapmasının yasaklandığını biliyoruz. Tam da buradan biz Suriye'deki kadınlar için, Rojava'daki Kürt kadınlar için saldırılar başladığında da bunun üzerinden bir dayanışma örmeye, ortak mücadeleyi büyütmeye çalışıyorduk. Bu tehdit bugün Rojava'daki kadınlar için de var. HTŞ var olduğu sürece Suriye'deki Alevi, Dürzi, Hıristiyan, Arap kadınlar için var. Farklı etnik gruplardaki her bir kadın için bu bir tehdit niteliğinde. Eğer biz kadın mücadelemizin, barış mücadelemizin çeperini büyütmezsek bugün Suriye'deki kadınlar da belki Afganistan'daki kadınların yaşadıklarını yaşayacaklar. Afganistan'da yaşayan kadınlar için, Suriye'de yaşayan farklı etnik gruptaki kadınlar için bu mücadeleyi büyütüyoruz. Afganistan'da Taliban ne anlama geliyorsa HTŞ de bugün Suriye'de aynı şeyi ifade ediyor.
 
* Bu süreçte 3’üncü Dünya Savaşı’nın aktörlerinden bir zamanlar sosyalizmin temsilcisi olan Çin ve Rusya'dan herhangi bir ses çıkmadı, aslında seyirci kaldılar. Bu devletlerin İran gibi şeriat ile yönetilen kadın ve Kürt düşmanı bir devleti destekledikleri de bilinen gerçeklerden biri. Bu süreçte Rojava'daki katliama ve kadın kırımına sessiz kaldılar. Bu durumu nasıl açıklamak gerekir?
 
Bugün sosyalizmle yönetildiğini  iddia eden bu ülkelerin birçoğunun da aslında nerede durdukları çok net. Dünyanın bu kadar sağcılaştığı bir noktada ortak yaşama, eşitliğe, demokrasiye, özgürlüğe dair çok da dertleri olmayan ülkeler bunlar. Bu ülkelerin içerisinde direnenler, bu sisteme karşı mücadele edenler ortak yaşam tahayyülüne ses çıkarıyor ve bunun için mücadele ediyor. Bugün dünyanın bu kadar sağcılaştığı, tutuculaştığı, muhafazakarlaştığı, farklı ülkelerde farklı biçimde muhafazakarlığın yeniden üretildiği bir dünya düzeni görüyoruz. Yeni dünya düzeni birazcık bunun üzerinden kendini var ediyor. Tam bunun karşısında biz bu mücadeleye inanarak büyütmeye çalışanlar olduğumuzu dile getiriyoruz. Tam bu noktada da aslında zamanında sosyalizm ile yönetilen bu devletlerin bile bu kadar sessiz olması, bu kadar yaşanan savaş suçlarına dair hiçbir ses çıkarmaması, hiçbir tepki geliştirmemesi ikiyüzlülüğün çok net göstergesi.
 
* Orta Doğu siyasetinde artık Türkiye'nin rolünün daraldığı görülüyor. Ancak Orta Doğu denkleminde Rojava'ya yönelik saldırıda HTŞ'nin arkasında. Bu resimde Türkiye nerede duruyor?
 
Türkiye her ne kadar kendi ülke içinde de kadın düşmanı politikalarını üretse de kadın düşmanı politikalarını daha zamana yayarak ve daha “yumuşatarak” yapıyor. Bugün Suriye'de HTŞ'ye destekle farklı bir formatla karşımıza çıkıyor. Yani aynı mesele, aynı zihniyet, aynı politik zemin ama farklı bir formatta, farklı bir şekilde kendini formüle ederek, daha açık bir şekilde karşımıza çıkıyor. Gerçekten HTŞ'ye Milli Savunma Bakanlığı'nın yürütülen operasyonlarda destek ihtiyacı olması durumunda “Türkiye olarak destek olabileceklerinin” açıklaması çok kritik bir mesele. Türkiye'nin aslında Kürt düşmanlığına ya da kadın düşmanlığına nasıl yaklaştığının da net göstergesi diye okuyorum. Aslında Türkiye'nin kadın düşmanı politikası ve aslında Suriye'deki HTŞ eliyle Kürt düşmanı politikasının da yeniden nasıl üretildiğini gösteriyor Türkiye'nin durduğu yer.
 
* Rojavalı kadınlarla dayanışmak için uluslararası kamuoyu ve feminist aktivistler neler yapmalı? Sizce Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ya da farklı kadın kuruluşlarının dünya kadın hareketi ile bir dayanışma ağı kurabilmesi nasıl gerçekleşir?
 
Aslında bu daha önce deneyimlenen bir şeydi. Çünkü Rojava'ya ilk saldırı 2026'nın Ocak ayında yapılmadı. 2013, 2014 ve 2015'te de Kobanê'ye, Rojava'ya dönük bir saldırı vardı ve aslında Kobanê ve Rojava özelinde ortak yaşama ve kadın özgürlüğüne yönelik bir saldırı vardı. Bunu net tanımlayabilmek gerekiyor. O süreçte, Türkiye kadın hareketi, Türkiye feminist hareketi, Barış İçin Kadın Girişimi vardı. Barış İçin Kadın Girişimi’nin örgütlenmesiyle çok iyi bir dayanışma örüldü. Bugün de böyle bir dayanışmayı örmek mümkün. Geçen hafta Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi Suruç’a gitti mesela. Bu dayanışmanın örülmesinin, ortak mücadeleye inanışın yeniden böyle ortaya çıkmasının örneklerinden bir tanesiydi. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyati’finin Suruç’a gidip Suruç'ta bir açıklama yapması, aslında Rojavalı kadınların yanında olduğunu, Rojavalı kadınların mücadelesinin bugün Türkiye'deki kadınların mücadelesi olduğunu ifade etmesi bu dayanışmanın örüldüğünün göstergesi. Ama bu dayanışmanın biraz daha büyütülmesi gerekiyor. Gerçekten uluslararası camiada etki alanının daha da genişletilmesi gerekiyor.