Demokratik Birlik İnisiyatifi'nden Kürt Halk Önderi için özgürlük vurgusu
- 19:06 17 Ocak 2026
- Güncel
AMED - Demokratik Birlik İnisiyatifi'nin genel kurul sonuç bildirgesinde, Kürdistan'da yaşanan gelişmelere işaret edilerek, tüm parti ve örgülere "Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve süreci başarıyla yönetebilmesine imkân tanıyacak özgür koşulların oluşturulması, hayati ve öncelikli bir gündem olarak değerlendirilmektedir" denildi.
Demokratik Birlik İnisiyatifi'nin bugün gerçekleştirdiği 2’nci Olağan Genel Kurulu'nun sonuç bildirgesi açıklandı. Açıklamanın Kürtçesini inisiyatifin sekreteryasından Songül Korkmaz, Türkçesini ise sekreterya üyesi Cemal Satı okudu.
Bildiride şu ifadelere yer verildi:
“Halep’in Şêxmaqsût ve Eşrefiyê mahallelerinde Kürt halkına karşı gerçekleştirilen saldırı, katliam ve yerinden göçertmelerin; Halep başta olmak üzere Suriye’nin Kürtsüzleştirilmesi, faşist, ırkçı, mezhepçi ve selefi akılla demografik yapısının değiştirilmesine dönük olduğu gerçekliğine vurgu yapmıştır. Önce Alevi halkına, ardından Dürzi halkına ve şimdi de Kürt halkına karşı gerçekleştirilen vahşi saldırı ve katliamlar, bu stratejik aklın peyderpey hayata geçirilişini açıkça ortaya koymuştur. Uluslararası toplumu DAİŞ barbarlığından kurtaran Kürt halkı ve SDG’nin bileşenleri olan tüm Suriye halklarının, DAİŞ çetelerine karşı verdikleri kahramanca mücadele ve ödedikleri bedeller karşısında vefalı ve saygılı olmaya; Kürt halkıyla her düzeyde dayanışmaya çağırıyoruz.
Yeniden çözümsüzlüğe mahkum etmeyi amaçlayan bir saldırı
Genel Kurulumuz, Suriye’de yaşanan; ancak giderek tüm bölge ülkelerini ve halklarını kapsayacak büyük bir çatışma ve savaş potansiyeli taşıyan bu saldırıların, Sayın Abdullah Öcalan ve Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı Kürt sorununun çözüm girişimlerini provoke etmeyi ve yeniden çözümsüzlüğe mahkum etmeyi amaçlayan bir saldırı olduğu gerçekliği karşısında, tüm Türkiye halklarına ve demokrasi güçlerine duyarlılık ve Kürt halkıyla dayanışma çağrısında bulunmaktadır. Geliştirilmek istenen demokratik çözüm ve barış sürecinin devlet ve AKP iktidarı tarafından zamana yayılması; sürecin başarıyla sonuçlanmasının önünü açacak hukuki ve yasal adımların atılmaması süreci riske etmektedir. Ancak gerek dünyada gerekse Ortadoğu’daki siyasal ve toplumsal gelişmeler, Türkiye’nin en hayati sorunu olan Kürt sorununa yaklaşımda devlet aklının daha ciddi, gerçekçi ve stratejik politikalar geliştirmesini zorunlu kılmaktadır.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve güvenlik bürokrasisinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, HTŞ’yi saldırıya teşvik edenin de cesaretlendirenin de her türlü savaş teçhizatıyla donatanın da bu akıl olduğu tüm dünya tarafından görülmektedir. Suriye’de Kürtler, Araplar, Dürziler, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Êzidîler, Aleviler, Şiiler ve Sünniler dâhil olmak üzere tüm Suriye halklarının ve inançlarının birlikte yaşayabileceği demokratik bir Suriye’nin gerçekleşmesi önündeki en büyük engelin bu politika olduğu aşikârdır.
Saldırılar, halklarımızın ortak mücadelesiyle boşa çıkarılacak
Genel Kurulumuz, bu politikanın ve uygulanmaya çalışılan bu senaryonun Türk devletine de Türkiye ve tüm Ortadoğu halklarına da büyük kaybettireceğinin altını çizmiş; İŞİD’in türevi olan HTŞ çetelerinin tüm bölge halklarının geleceğini tehdit eden karakterine vurgu yapmış ve uyarıda bulunmuştur. Genel Kurulumuz, uluslararası toplumun ve on yıldır İŞİD çetelerinin tasfiye edilmesinde SDG güçleriyle ittifak yapan; Kürt, Dürzi, Alevi ve Hristiyan halkların dostu olduğunu iddia eden devletlerin çifte standartçı yaklaşımlarını gündemine almış; Paris Anlaşması’yla Kürt halkının kazanımlarının hedef alındığını belirtmiştir. Kürt halkının Ortadoğu gerçekliğinde bir statü sahibi olmasını engellemek amacıyla gerçekleştirilen tüm bu saldırılar, halklarımızın ortak mücadelesiyle boşa çıkarılacak; hak, hukuk, adalet ve halkların iradesi mutlaka kazanacaktır.
Kadın mücadelesine vurgu
Genel Kurulumuz, Suriye’de demokratik çözümün temel yolunun; federatif, adem-i merkeziyetçi vb. bir yönetimle tüm halkların, inançların ve kültürlerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, yaşayabilecekleri demokratik bir cumhuriyetin geliştirilmesi olduğunu belirtmiştir. Çare de çözüm de budur. Genel Kurulumuz; Rojava’da, Rojhilat’ta, Bakur’da ve Başûr’da kadının mücadeledeki öncü rolüne ve misyonuna vurgu yapmış; kurtuluşun ve özgürleşmenin temel dinamiği olan kadının değiştirici ve yapıcı mücadelesini selamlamıştır.
İran rejimine karşı mücade eden halklarla dayanışma çağrısı
Genel Kurulumuz, İran ve Rojhilat Kürdistanı’nda son aylarda yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmeleri kapsamlıca değerlendirmiştir. İran’da faşist, mezhepçi ve inkârcı molla rejimine karşı halkımızın yürüttüğü mücadelenin muazzam gelişmelere ve kazanımlara yol açtığını belirtmiştir. Suriye, Lübnan, İran vb. Ortadoğu ülkelerindeki gelişmeler de göstermektedir ki tüm Ortadoğu büyük bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamaktadır. Küresel ve bölgesel güçler Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istemektedir. İran’da gerçekleşecek olası bir devrimin, tüm Ortadoğu’ya ve uluslararası arenaya siyasal, toplumsal ve ekonomik etkileri ve sonuçları da devrim niteliğinde olacaktır. Genel Kurulumuz, bu değerlendirmeler ışığında; bütün halkımızı, bölge halklarını ve uluslararası toplumu, İran’daki halkımız başta olmak üzere molla rejimine karşı mücadele eden halklarla dayanışmaya çağırmaktadır.
Genel Kurulumuz, bu siyasal gelişmelerle birlikte Bakur Kürdistanı’nda süregelen ve giderek yaygınlaşan ekolojik yıkımı, fuhuşu, kadın katliamları başta olmak üzere toplumsal travmaları, kan davalarını, arazi uyuşmazlıklarını ve bunların sonuçlarını da gündemine almış, kapsamlıca değerlendirmiştir. Yaşananların toplumsal ve ulusal birliğimize; ahlaki ve toplumsal değerlerimize, inanışlarımıza, gelenek ve kültürümüze son derece büyük zararlar verdiğini; bu zihniyete karşı seferberlik düzeyinde mücadele etmenin ve bu mücadeleyi kurumsallaştırmanın hayati derecede acil ve önemli olduğunu belirtmiştir. Bu amaçla Genel Kurulumuz, bu sorunların çözümü doğrultusunda çalışma yürüten tüm dernek, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve şahsiyetlere; deneyim, tecrübe, birikim ve etkilerini Demokratik Birlik İnisiyatifi bünyesinde birleştirerek sorunların çözümünü kurumsallaştırma çağrısı yapmıştır.
Ulusal birlik çatısı altında kurumlaşmaya gitmek hayati önem
Genel Kurulumuz, dört parça Kürdistan’da yaşanan olağanüstü gelişmelerden yola çıkarak; ulusal birliğin tüm Kürdistani partiler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, aşiretler, inanç ve etnik topluluklar açısından hayati bir önem ve aciliyet taşıdığını, ertelenemez bir sorumluluk olduğunu bir kez daha dile getirmiştir. Dört parça Kürdistan’da halkımız açısından tarihî fırsatların yaşandığı bir dönüm noktasından geçildiği açıktır. Bu nedenle zamanın ruhunu doğru okumak ve buna uygun olarak ulusal birlik çatısı altında kurumlaşmaya gitmek hayati önem taşımaktadır.
Bu anlamda Rojava’da halkımıza yönelik gerçekleştirilen katliam ve soykırım karşısında KDP lideri Sayın Mesut Barzani, YNK lideri Sayın Bafıl Talabani ve diğer Kürt liderler ile şahsiyetlerin yaptıkları açıklamalar son derece önemli, anlamlı ve ulusal birlik konusunda cesaret verici olmuştur. Bu açıklamaların pratik hayatta karşılık bulması, halkımızın en büyük dileği, beklentisi ve talebidir.
2’nci Olağan Genel Kurulumuz, bu değerlendirmeler ışığında Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engelin; tarihsel bir sorun haline gelen Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle demokratik çözümünün acil olarak gerçekleştirilmemesi olduğunu vurgulamıştır. Türkiye bir halklar ve inançlar mozaiğidir. Bu zengin mozaiğin, demokratik entegrasyon içinde ortak bir vatan ve demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamasının mümkün olduğuna olan inancını ve kararlılığını güçlü bir biçimde yinelemiştir. Bu nedenle demokratik siyasetin, toplum bilincinin ve örgütlülüğün geliştirilmesini temel bir mücadele yöntemi olarak gördüğünü deklare etmiştir.
Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması hayati gündem olarak değerlendirilmekte
Türkiye’de yaklaşık bir yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıyla taçlandırılabilmesi için; bu sürecin önünü açan Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve süreci başarıyla yönetebilmesine imkân tanıyacak özgür koşulların oluşturulması, hayati ve öncelikli bir gündem olarak değerlendirilmektedir. Bunun barışın gerçekleşmesi için vazgeçilmez olduğu belirtilmektedir.
Bu nedenle Türkiye’de yargının siyasallaşması; muhalefetin her türlüsüne yargı eliyle operasyonlar çekilmesi, muhalefetin tasfiye edilmesi, etkisizleştirilmesi ve kayyum politikalarında ısrar edilmesi; demokratik siyasetin ve dolayısıyla demokratik, barışçıl bir sürecin geliştirilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülmektedir.”







