Kadın özgürlük çizgisinin siyaset tarzı (3)

  • 09:02 2 Ocak 2026
  • Jineolojî
"On yılları bulan kadın özgürlük mücadelesinin, şimdiden evrensel bir nitelik taşıdığı ve tüm dünya dillerinin ortak sloganı haline gelen jin jiyan azadî ile yüz yılı şekillendirdiği ortadadır. Sadece cins olarak değil; özgür kadın bilinci ve duruşuyla egemenlerin bizden çaldığı alanların başında gelen siyaset alanına bu bilmeler ışığında kadın ruhuyla dokunmak, savaşlarla yok olmaya doğru sürüklenen dünyamızın kazanılmasının olmazsa olmaz koşuludur."
 
Ayşegül Ayaz
 
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin demokratik ulusun tüm boyutlarında olduğu gibi siyaset alanının her aşamasında eşit temsiliyeti esas alması kendi başına devrim niteliği taşır. Tarih boyunca kadın kimliğine yasaklanan siyasete kadınca bir müdahaleyi ifade eden bu sistem, bir yandan kadını yalnızca belli rollerle sınırlandıran cinsiyetçi algıları aşmaya dönük bir değişim dinamiğiyken; kadın kimliği başta olmak üzere, kadınla yol yürümek isteyen erkeği de değişime, zihniyet devrimine zorlayan bir savunma halini ifade eder. Basit gibi görünse de, demokratik siyaset alanında iki evlilik yapan, şiddet kültürüyle kadına yaklaşan, kadın iradesini esas almayan, cinsiyetçiliği yaşamının her anında besleyen erkeğe alan açmayan ilkeleri belirlemesi; yaşam-siyaset bütünlüğünü koparan siyaset anlayışına bir müdahaledir. Bu tutum; bir yandan “özel alanında” egemenliğini sürdüren erkeğin, siyaset alanına erilliği dayatmasının önüne geçen tedbirlerken, diğer yandan siyasetin yaşam ölçülerini dönüştüren, bu anlamıyla toplumsal değişimi iyi, doğru ve güzel olma temelinde dayatan yönünü ifade eder.  
 
Hareketin özerk özgün örgütlenmeyi esas alması, diğer önemli noktalardan biridir. Bununla karar gücünü başkasına devretmez; nesneleşmeye karşı itirazını buradan yükseltir. İradeyi geliştiren, bu anlamıyla yerelden merkezi yapılanmalara kadar kadın rengi ve duruşunu koruyan sistem örgütlenmesini özgün tartışma ve eğitimleriyle besler. Böylece yalnızca kadını değil, özgür eş yaşam temelinde erkeğin değişimini de odağına alır. Bu mekanizma sayesinde zihniyet devrimini yapmayı ve demokratik siyasetin temel birimi olan demokratik kişiliği yaratmayı hedefler. Demokratik bireye dayanan demokratik siyasetin, haliyle yalnızca temsili demokrasi ile toplumla dönemsel bir iletişim ağına hapsolması, ‘toplum için topluma rağmen’ anlayışıyla merkeziyetçiliği beslemesi, kadının, gencin, doğanın aleyhine politikalar üretmesi düşünülemez. Bu esaslar üzerinden yaşam duruşunu geliştiren kadın kimliğini üçüncü çizginin öncüsü olarak tanımlamaktan ziyade, “Üçüncü çizgi, kadın çizgisidir demek” akla daha uygun düşer. 
 
Verili siyaset, topluma kendi sorunlarını çözme noktasında sorumluluk alanı açmazken; demokratik siyaset birey başta olmak üzere, cinsel, etnik, inançsal tüm kimliklere, kendini yönetme ve iradesini oluşturma sorumluluğu yükler. Bürokrasinin soğuk duvarlarında boğulmadan, çözüm bekleyen tüm sorunlar karşısında öz gücü geliştirme temelinde inşa alanı yaratmak; bu anlamıyla, demokratik siyasetin varlık bulacağı mecradır. Tüm kimliklerin kendi komün- meclis tarzı öz örgütlenmeleriyle, birbirini bastıran değil; bir aradalığın gücünden beslenerek kimliğini, rengini, sözünü ve eylemini yansıtacağı yer yine tam burası olmaktadır. Her komün kendi içinde özerk olduğu kadar, bütünden kopmadan, genel toplumsal çıkarlar temelinde dahiliyetini sağlar. Oluşturacağı en geniş konfederal yapılarla gençlikten ekolojiye, sanattan ekonomiye kadar evrenselleşmeyi hedefler. 
 
İlkelerini katı dogmatizme hapsetmeyerek, yukarıda ifade ettiğimiz esaslar temelinde belirlerken; özgür tartışma ve karar alma süreçlerini ilgili birimin kendi öz gücüne bırakır. İradi olguyu yalnızca sistem içi sunulan tercihlere sıkıştıran; sağ-sol görünümlü tüm sistem içi güçlere eklemlenme olarak sunulan varoluş biçimlerine, bu anlamıyla radikal bir müdahalede bulunur. Üçüncü çizgide demokratik siyaset; tüm bunlar ışığında, çözüm, irade, zihniyet devrimi, mücadele ve inşadan koparılamaz. Bu akış içerisinde yaşanan her boşluğun yeniden egemenlik üreteceğini bilerek, bireyden topluma yaşamı örme sorumluluğunu taşımak gerekir. 
 
Demokratik siyaset, tikelden evrensele tüm ilişki biçimlerini belirtilen esaslar çerçevesinde ören mekanizmalarla, farklılıklara saygı temelinde bir aradalığı esas alır. Kadının erkekle, bireyin toplumla, insanın doğayla ilişkisini özne-nesne bağlamından kopararak eşitlik ve uyum temelinde yaşamsallaştırmayı hedefler. Tüm varoluşlar arası ilişkilenmelerde şiddete, sömürüye, ezilmişliğe yer tanımadığı gibi bunun egemen siyasette yansıma biçimlerine karşı da duruşunu hukuki sınırları değil, meşruluğa dayanan her yöntemle ortaya koymaktan çekinmez. Bu anlamıyla kendi değerlerinin savunmasını, katı hukuk kurallarıyla değil, ahlaki olmanın bir gereği olarak ele alır. Böylece ahlak ve politikayı birbirinden koparmaz. Zira ahlaki olmayan politik olamaz. Bu konuda Abdullah Öcalan şöyle der;  “Ahlaken aşılmış veya ahlaktan yoksun kalmış toplumlar politik hafızasını, dolayısıyla geleneksel kurum ve kural gücünü zayıflatmış ve yitirmiş demektir… Bir toplum ne denli ahlaki ve politik kılınırsa, o denli demokratik, özgür ve eşitlikçi, dolayısıyla iktidar eliti ve sermaye tekellerinin istismarına kapalı ve direngen kılınır. Özgürlükler ve eşitlikler ancak demokratik toplumun demokratik siyaset tarzıyla kazanılır, öz savunmasıyla korunur.” 
 
Öcalan’ın tam da ifade ettiği gibi, yerden özgürlük ve eşitliğin hayat bulacağı yer demokratik siyaset alanıdır bu süreci gerçekleştirecek olan da demokratik toplumun kendisidir. Sonuç itibariyle tanımın kendi mecrasında yol bulmasının temel koşulu kadın özgürlüğüne bağlıdır. Demokratik modernite sistemini ifade eden üçüncü çizgide, demokratik siyasette kadın kimliği kendini bulur. Dahil olma biçimleriyle eril egemen dili ve eylemi dönüştürerek, demokratik toplumun özgürlük akışında toplumsal dokunun tarihi kökleriyle buluşmasının temel mekanizması haline gelir. İlk ev yasasıyla ekonomik idareyi geliştirdiği gibi, yoksulluk sorununa karşı kadın aklı ve bilgisiyle çözümünü ortaya koyar. Ana kültürün boy verdiği kimliğinde, yeniden kök değerlerine tutunarak ahlaki dokuyu korur. Doğayla kurduğu uyumlu yaşam sistemiyle ekolojik yıkıma kadınca müdahalede bulunur. Çatışma, yok etme, katletme gibi doğasına yabancı eylemler bütününe karşı barışçıl toplumu; sözüyle, eylemiyle, yaratıcılığıyla sürekli inşa eden tarafta durur. Tarih boyunca özgürlüğü en çok arayan, yaşam damarlarını koruyan kadın kimliği; böylece yaşamını özgürlük ve eşitlik temelinde örgütler. Sözünü söyler ve en yaratıcı biçimlerde bunu eyleme kavuşturur. 
 
Bu satırların yazıldığı süreçte, kayyım uygulamalarına karşı Van halkı, iradesine sahip çıkmak için direniş içindeydi. Yönetim iradesinin gasp edilmesine karşı gelişen protestolarda yansıyan görüntüler ve binlerce insanın zorlu kış koşullarına rağmen irade nöbetini bırakmaması, tam da bu dönüşümün toplumsal sonuçlarından bir tanesidir.  Süreç boyunca en önde yer alan annelerin, ‘İnsan ekmeksiz ve susuz yaşayabilir ama iradesiz yaşamaz’ biçiminde özetledikleri duruş; demokratik siyasetin, yaşam duruşunun dile gelme haliydi. Bu kültürle yoğrulan toplumların, siyaseti anlamlandırma biçimlerini tam da buradan okumak mümkün hale gelmektedir. Yaşamın anlamını biyolojik varoluşun ötesine taşıyan, ruhunu ve bilincini özgürlük değerlerinin yaşam bulması yönünde akıtan bireyin sistem karşısındaki itirazının estetik yüklü halidir. Annelerin, gençlerin, kadınların ve tüm toplum dinamiklerinin örgütlü itirazına yol açan bilinç, tamamen yeni siyaset ve yaşam anlayışının sonuçlarından bir tanesidir. Bu dinamik; topraklarını savunmakta bir an olsun tereddüt etmeyen annelerden, politik varlığın dinamik gücü gençliğe kadar uzanmakta ve kadın özgürlüğünün evrenselleşmesinde önemli rol oynamaktadır. Yaşam enerjisinin doğru temelde akması; kendini sanattan ekonomiye öz savunmadan sosyal yaşama etik değer ve güzellikle yüklü biçimlerde yansıtır. İradesini yaşadığı toplumsallıkla bütünleştiren bireyin; kapitalist modernitenin cazibesinden kapılmayacağı, cinsiyetçi, dinci, milliyetçi savrulmalara girmeyeceği, liberalizmin her şeyi anlamından soyutlayan zihinsel bombardımanına karşı öz savunmasını inşa edeceği yaşam alanlarını oluşturacağı ve politikayı yalandan arındırarak özgürlüğü oluşturma alanı olarak tanımlayacağı açıktır. Böylece, kapitalist modernitenin yaratmak istediği donuk, anlamdan ve histen kopuk, sorumluluk bilincinden uzak ve bireycileşmiş bireyi yerini; akışkan, yaratıcı, güçlü ve iradeli bireyine bırakacaktır. 
 
Bu çabaların dönüştürücü etkisi, tahmin edilenden daha fazladır. On yılları bulan kadın özgürlük mücadelesinin, şimdiden evrensel bir nitelik taşıdığı ve tüm dünya dillerinin ortak sloganı haline gelen Jin Jiyan Azadî ile yüz yılı şekillendirdiği ortadadır. Sadece cins olarak değil; özgür kadın bilinci ve duruşuyla egemenlerin bizden çaldığı alanların başında gelen siyaset alanına bu bilmeler ışığında kadın ruhuyla dokunmak, savaşlarla yok olmaya doğru sürüklenen dünyamızın kazanılmasının olmazsa olmaz koşuludur. 
 
  Bu yazı Jineolojî Dergisinin “Üçüncü Çizgi” dosya konulu 34. Sayısından kısaltılarak alınmıştır.