TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan: Kürt kartını oynama dönemi bitmiştir

  • 09:05 24 Mayıs 2024
  • Güncel
 
Melek Avcı
 
ANKARA - TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, Avrupa’da yürütülen kampanyaya ilişkin değerlendirmelerinde şöyle dedi: “Biz kendi halkımızı, kendi Önderliğimizi  siyasi çıkarlara kurban etmeyeceğiz belli bir noktada artık Kürt kartını oynama, kullanma dönemleri bitmiştir.” 
 
“PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununun çözümü” için dünyanın dört bir yanında başlatılan eylem ve etkinlikler farklı kampanya süreçleriyle devam ediyor. Avrupa ayağında şu anda CPT’ye mektup gönderme kampanyası “Bin kadın bin ses” şiarıyla sürdürülüyor.  Bunun yanı sıra paneller, tartışma platformları da devam ediyor. Kampanya ekseninde kadınların yürüttüğü önümüzdeki dönemlerde yapılacak eylem planlamalarına ilişkin TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan  ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
“Ülke ülke ortalama 3 aylık bir mektup kampanyasıyla değişik çevrelerin ve Kürt kadınlarının kurumsal olarak imzalayıp bunların gönderilmesini sağlıyoruz. Almanya’da her gün 3 şehir gönderiyor, şimdiye kadar 6 binin üzerinde mektup oldu ki sadece Almanya ayağında.”
 
*10 Ekim 2023’ten bu yana başlatılan hamle kapsamında Kürt kadın hareketi nasıl bir eylemsellik gösterdi. Kadınlar özgün olarak nelere imza attı?
 
Bu hamle dostlar tarafından başlatıldı ve kadın hareketi olarak bunun öncülüğünü yapıyoruz, hem özgün hem de ortak. Kadın özgünlüğünde birinci aşamayı kapattık. Seminerler, paneller, okuma günleri gibi özgün eylem ve etkinlikleri ile “jin jiyan azadî ile kadın devrimine doğru” hamlemizin ekseninde “Senin özgürlüğün bizim özgürlüğümüz” adıyla birçok çalışma yaptık. Önderliğin doğum günüyle birlikte ikinci aşamaya “Bin kadın tek ses” kampanyasını başlattık. Değişik çevrelerdeki kadınların, dostların ya da akademisyen, siyaset ve sivil toplumda Önderliğin paradigmasını okuyan, anlayanlardan yaşamını nasıl etkiledi veya nasıl bir değişim dönüşüm yarattığına ilişkin kısa kısa spotlar alıyoruz. Bu uzun vadeli bir kampanya ve devam ediyor. Bununla birlikte Önderliğin doğum günü kutlamalarında ağaç dikme, çocuklara yönelik Önderliği anlatmak için kitaplar yazıldı. Tabi 19 Nisan’la birlikte biz CPT’ye Avrupa kadın hareketi olarak bir mektup ele aldık. Bu mektup Kürt Kadın Meclis İnisiyatif komünleri üzerine, hem dostların hem Kürt kadınlarının göndermesi için oluşturuldu. Önderliğin tecrit koşulları ve aynı zamanda mutlak tecridin kırılmaması hali var.  CPT’nin kendi anlamı ve kuruluş amacı ekseninde İmralı’yı ziyaret edip bunları ortaya çıkarıp direkt öneriler yapıp, tecridi lanse etmesi ama aynı zamanda Önderliğin özgürlüğü için yapılacak neler varsa bunları sunması gerekiyorken mevcut durumda bunları yapmadı. Bu nedenle böyle bir kampanyanın uygun olacağını düşündük ve 19’unda Berlin’de start verdik. 25 Mayıs’a kadar Almanya’da sürecek, 27’sinde Belçika üzeri devam edecek ve ülke ülke ortalama 3 aylık bir mektup kampanyasıyla değişik çevrelerin ve Kürt kadınlarının bunu kurumsal olarak imzalayıp, gönderilmesini sağlıyoruz. Almanya’da her gün 3 şehir gönderiyor, şimdiye kadar 6 binin üzerinde mektup oldu ki bu sadece Almanya ayağında. Bu aşamaları da tamamladıktan sonra yeni konseptler ve eylemler oluşturarak CPT’nin asıl sorumluluğuna davet edilmesi ama aynı zamanda Avrupa Konseyi’nin de artık Türkiye’nin bu konudaki vetosunu kaldırıp özgün, insani ve evrensel haklarını yerine getirmesi için çalışma ve projelerimiz olacak. Ara dönem konferansımızda bunları belirleyip ardından yeni kampanyalarla devam edeceğiz. Değişik yöntemlerle nasıl bir adım daha ileri gidebiliriz noktasında tartışarak bunları karara bağlayacağız. CPT’ye mektup kampanyasını farklı yöntemlerle sürdüreceğiz. Belki CPT olmaz başka merciler olur; çünkü şöyle düşünüyoruz, uluslararası komplo sonucunda Önderlik Türkiye’ye teslim edildi ve bundan bütün Avrupa ülkeleri sorumludur. Başta ABD olmak üzere diğer ülkeler de bu sorumluluğu yerine getirmeli.
 
“Artık Türkiye’nin de belli bir noktaya gelmiş bu askeri, siyasi soykırımla ortaya bir sonuç çıkmayacağına kendini ikna etmesi gerekiyor. Kürt sorunun  muhatabı Kürt Halk Önderidir. Bunu geliştirmek için de özgür olması gerekiyor; dört duvar arasında bir halkın kaderi üzerinde bir belirleme yapılamaz”
 
 
*Bu hamlenin öneminden biraz bahseder misiniz? PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve Kürt sorunun çözümünde muhatap olarak gidilecek tek kişi olması ne anlam ifade ediyor?
 
26 yıldır İmralı Adası’nda izole edilen ve son 3 yıldır mutlak bir tecride dönüşen ve bütün yasal ve hukuksal haklardan men edilen bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Kürt Halk Önderi Kürtlerin hafızasından silinmek isteniyor. Kendine göre baskı, korku,  psikolojik savaş konseptleri oluşturarak Kürt halkını sindirmeye çalışıyor. Hamlenin büyümesiyle hem de 31 Mart seçimleriyle halk artık ‘yeter’ diyerek hukuksuzluğa, anti demokratik uygulamalara karşı serhildanlara kalktı. Bunu önemsiyoruz. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin, faşist Erdoğan ve hükümetinin yandaşlarının savaşla, soykırım politikalarıyla Kürt sorunu çözemeyeceğini,  bundan sonra diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini yine gösterdi. Çünkü varoluşundan beri Kürtleri ve farklı kimlikleri katliamlara, asimilasyona uğratmış bir devlet, hala o mekanizmaya güvenerek halkın demokratik taleplerini, toplumun kendi benliğini esir alacak yöntemlerden sonuç almamıştır. Artık Türkiye’nin de belli bir noktaya gelmiş bu askeri, siyasi soykırımla ortaya bir sonuç çıkmayacağına kendini ikna etmesi gerekiyor. Özellikle de Kobanê Davası’nda adalet, demokrasi, haklılık ve insan hakları cezalandırıldı. Demokrasiden yana olan, katliamlara karşı sokağa dökülen siyasetçi, akademisyen, halkı cezalandırıp DAİŞ gibi bir barbarlığı özellikle kadınlara yönelik katliamları ve tecavüzleri, kadınları esir alıp köle pazarında satanları onurlandırdı. Bunu kabul etmiyoruz. Bu mahkeme özellikle Erdoğan politikasının değişik biçimde evrilmesi ve çözümün aslında askeri değil politik olması noktasında bir şansı vardı ama bunu kullanmadı. Kendi politikalarını yine dayattı.31 Mart’tan sonra hem Bakure Kürdistan’da hem de Türkiye metropollerinde bu anti-demokratik uygulamaları kimse kabul etmiyor. Bu konuda devletin, muhalefetin değişim dönüşümde artık kendi siyasetinde farklılıklar yaratması noktasında çaba ve çözüm üretmesi gerektiği fikrindeyiz. Kürt sorunun muhatabı Kürt Halk Önderidir. Bunu geliştirmek için de özgür olması gerekiyor; dört duvar arasında çözümler üretilmez ve bir halkın kaderi üzerinde bir belirleme yapılamaz. O nedenle Önderlik özgür olmalı ve bunun üzerinde durup bunu dayatıyoruz. Ancak Önderliğin özgürlüğü üzerinden çözüm gelişir.
 
 “Beyaz feminist dediğimiz yani kendi özgürlüğüne doymuş, daha çok arayışı olmayan ama sistemin krizini gören, onu analiz eden ve değişim dönüşüm isteyen birçok kadın, Önderliğin paradigmasından faydalanıp kendisine ders çıkaran, siyasetini farklı ele alan analizler yapıyor.Önümüzdeki amacımız kadın konfederal sistemini kurmak”
 
 
*Yürütülen hamleye Avrupa ve dünyanın birçok yerinden destek geldi. Kürt halkı için Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü büyük önem arz ederken, uluslararası alandan katılanlar için temel dayanak nedir, özellikle kadınlar için?
 
Kürt halkının haklı davası etrafında oluşan kadın gücünün, örgütlerin, yapılanmaların ve sivil toplum örgütlerinin desteğini görüyoruz ve imzacı oluyorlar. Kendileri de özgün imzalar gönderiyorlar. Şunu başardık diyebilirim; Kürt Hareketinin paradigmasını tanıtan Rojava Devrimi oldu ama Rojhilat Kadın Devrimi ile evrenselleşen bir boyuta kavuştu. Bütün dünyada özellikle “jin jiyan azadî” yaşam felsefesi üzerinden Kürt Kadın Hareketine yaklaşan ve anlamak isteyen birçok çevre var.  Onlarla ortak panellerimiz, tartışmalarımız, kampanyalarımız yürüyor. Yani genel anlamda baktığımızda Avrupa’daki kadın hareketlerinin birçok sonuçları, kazanımları var ama tabi ki belli bir noktada tıkanmış. Sistemin kendisine göre yarattığı bir kadın var; modern kadın, erkek yandaşı kadın. Ama kadını, belli bir noktaya kadar kariyer yapıp sonrasında onu durduran  bir yapı var, çok istisna olarak belki siyasette kadın var ama genel olarak yüzde 99’u belli bir noktaya kadar geliyor. Kadına belli roller biçiliyor. Beyaz feminist dediğimiz yani kendi özgürlüğüne doymuş, daha çok arayışı olmayan ama sistemin krizini gören, onu analiz eden ve değişim dönüşüm isteyen birçok kadın, Önderliğin paradigmasından faydalanıp kendisine ders çıkaran, siyasetini farklı ele alıp analizler yapıyor. Böyle bir kadın yapılanması giderek oluşuyor ve birçok değişik ülke ve kıtada var. Dünya çapında evrensel olan kadın hareketinde,  tartışmaları, onların perspektifini alan, öneri sunan, kendi tarihini yargılayan ve alternatifleri artık sorgulayan ve yaratmak isteyen bir kadın yapısı önümüzde. Onlarla tartışıyoruz, platformlar kuruyoruz. Önümüzdeki hedef,  “kadın konfederal sistemi”ni kurmak. 2 yıl önce Berlin’de yaptığımız Uluslararası Kürt Kadın Konferansı’nda böyle bir karar alındı ve bu karar için adım adım ileri gidiyoruz. Belki bir dönem daha önümüzde duruyor ama diyalogları, tartışmaları ortak anlayışı geliştirme çabaları var ve burada özellikle kadının kendi düşüncesi ve perspektifiyle sistemi yorumlaması, siyasete katılım, toplumun değişim dönüşümüne katkısı olması ama aynı zamanda nasıl yaşamak istediğine ilişkin kararı kendisinin aktardığı bir tartışma zemini oluyor. Bu açıdan kampanyamız bu çevrelerde destek görüyor.
 
“Siyasi ittifaklar farklıdır ama evrensel insan haklarını, hukuku, adaleti korumak ayrı bir olaydır. Yoksa şöyle bir sonuç çıkar; demokrasi kime? Avrupalı birisine evet, Ortadoğulu bir siyasi kişiye hayır mı? Burada çifte standart çıkıyor. Bu açıdan  Avrupa’nın demokratik yapılanmasını gözden geçirmesi gerekiyor”
 
* CPT’ye yönelik çalışmalar sürüyor fakat CPT son bilgilendirmesinde yine bünyesinde bulunduğu Avrupa Konseyi’ne gönderme yaptı ve “yetki onlarda” demiş oldu. Siz bu açıklamaya nasıl bakıyorsunuz?
 
Karar mekanizması aslında Avrupa Konseyi’dir ve CPT onun bir kurumudur. Ama burada bir çıkar politikası olduğu için Türkiye söz konusu olunca herkes susuyor. Dikkat edelim CPT, 2022 için açıklama yapınca İmralı kavramı geçmedi, hiç ziyaret etmemişler Önderlik konusunda hiçbir görüşleri yok. “Türkiye veto ediyor açıklayamıyoruz” diyorlar. Bu kabul edilemez, bu kurumun kendi varlık gerekçesini gözden geçirmesi gerekiyor. Bağımsızlık üzerine kurulan, ülkeleri bir denetim mekanizması altına alan bir kurum; bazı yerleri denetim altına alıyorken Türkiye olunca olmuyor.  Biz bunu kabul etmiyoruz. O vetoya rağmen bağımsızlığını koruması gerekiyor. Tabi burada ekonomik çıkarlar, bölgesel çıkarlar, Kürt-Türk arasındaki çatışmasının sağladığı fayda ve Ortadoğu’daki pazar çıkarları var. Böyle olunca, insan hakları, bireyin temel hakları, adalet ve hukuk ayaklar altına alınıyor. Bu, söz konusu Kürtler olunca böyle; Kürtlere sıra geldiğinde ne görüyor, ne konuşuyor, ne kulağı duyuyor, üç maymunu oynarken kendi sorumluluğunu ortadan kaldırıyor. Biz de diyoruz ki tabi ki CPT’nin sorumluluğu var ama AK’de siyasi çıkarlardan ziyade evrensel hukukun, demokratik hakların yerine getirilmesi gerektiğine inanıyoruz ve bu konuda kendisinin de amacına göre çalışması gerektiğini düşünüyoruz. Siyasi ittifaklar farklıdır ama evrensel insan haklarını, hukuku, adaleti korumak ayrı bir olaydır. Yoksa şöyle bir sonuç çıkar; demokrasi kime? Avrupalı birisine evet, Ortadoğulu bir siyasi kişiye hayır mı? Burada çifte standart çıkıyor.  Bu açıdan Avrupa’nın demokratik yapılanmasını gözden geçirmesi gerekiyor. Hep kafamızda şu var Avrupa demokratik, modern bir ülkedir ama biz burada yıllardır yaşıyoruz ve görüyoruz demokrasi Kürtler olunca tutmuyor, adalet Kürtler olunca tutmuyor, hak arayışı Kürtlerse tutmuyor. Ya kriminalizesin ya teröristsiniz ya da sistem yandaşı olup sustuğunuzda buranın en iyi insanısınız. Bu üç şeyin arasında tercih yaparken biz de diyoruz ki mücadele. Biz de bu evren içinde varız ve bir halk olarak geçmişimiz, tarihimiz, dilimiz, kültürümüz ve varlık gerekçemiz var. Bunu dikkate almalılar ve bu açıdan AK bu konuda kendi sorumluluğunu yapmalıdır.
 
*Son olarak şunu sormak istiyorum, yeni hamleleriniz ne olacak, özellikle CPT’nin işaret ettiği Avrupa Konseyi açısından?
 
Onlar içinde bazı şeyler düşünüyoruz. Haziran’da Avrupa Parlamentosu seçimleri var, bütün ülkelerden yeni milletvekilleri ve yeni adayların, sorumlulukları ortaya çıkacak. Bununla birlikte Avrupa Parlamentosu içerisinden AK üyeleri olacak. Bu üyelerle tanışmak ve birebir ilişki geliştirmek gerekiyor. Kendi talep ve istemlerimizi anlatarak onları kazanmak gerekiyor diye düşünüyoruz. O açıdan parlamento seçimlerinden sonra böyle bir hamleyle de çalışacağız siyaseten konsey üyeleriyle ilişki geliştirme, taleplerimizi iletme ve bu konuda gerçekten adalet ve demokrasinin uygulanması gerektiği noktasında görüşeceğiz. Tabi ki bunu yaparlar mı yapmazlar mı göreceğiz ama böyle değişik alanları farklı alanlar üzerinden götürmek istiyoruz. Bunun hukuksal boyutu, siyasi, kültürel ve toplumsal boyutu var, değişik çalışmalarla götüreceğiz. Bunu yaparken de örgütlü bir güçle yapmak istiyoruz. Avrupa’nın tüm ülkelerinde Avrupa Kadın Hareketi’nin çatı örgütleri var ve bunların üyeleri olacak, onlarla birebir görüşüp, dosya sunma, gelen heyet ve avukatlarla onları görüştürme ve olaya Kürtlerin penceresinden bakmayı sağlamak istiyoruz. Seçimlerden sonra böyle bir yaklaşımı AK ile düşünüyoruz. Önemsiyoruz çünkü bir yandan nasıl hukuksal ayağı varsa bu durumun bir yanı da siyasi. Çıkarlarda devrede.  Ama biz kendi halkımızı, kendi Önderliğimizi bu çıkarlara kurban etmeyeceğiz belli bir noktada artık Kürt kartını oynama, kullanma dönemleri bitmiştir. Dünyanın kendi yaşadığı bir kriz var, halkların talepleri var ve halkların talepleri içinde alternatif sistemlerin, yaşamların ve kendi sorunlarına cevap olacak bir siyaset gerekiyor. Bir kısmı Önderliğin paradigmasında kendini buluyor bir kısmı sistemle kendini bütünleştirmiş ama sistemin artık kendisini yenilemesi gerektiği açık. 21.yüzyılda gelişen dijital sistemin, bilimin karşısında var olan mevcut sistem, çözüm ve siyasetler açısından yeterli değil. Çözümler var ama bu çözüme yaklaşmak gerekiyor. Onun için AB’nin bu konudaki politikalarının da gelişmesi gerektiğini ve özellikle de bunun vebalini Kürtler üzerinden yapmaması gerektiğini, tüm halklara açık olması gerektiğini söylüyoruz. Kürt halkının artık talep ve istemlerine kulak vermesi gerekiyor. Bizim açımızdan muhatap, Önderliktir!