Kayıp yakınları: 12 Eylül darbesiyle yüzleşilmeli
- 13:46 12 Eylül 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - İHD ve kayıp yakınları, Amed, Êlih, Colemêrg ve Riha’da düzenledikleri eylemlerde Mehmet Zafer Demirkıran, Sabri Çardakçı ve Naif Umaz’ın akıbetini sordu; 12 Eylül askeri darbesiyle yüzleşilmesi ve faillerin yargılanması çağrısında bulundu.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" şiarıyla sürdürdükleri eylemleri, Amed, Êlih, Riha ve Colemêrg'de bu haftada devam etti.
Amed
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 918’inci haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkında bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme katılanlar kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyarak, akıbetlerinin açıklanmasını istedi. Bu haftaki eylemde, 12 Eylül 1995’te kaybettirilen Mehmet Zafer Demirkıran’nın akıbeti soruldu. Eyleme çok sayıda kişi katıldı.
Burada ilk olarak konuşan İHD Amed Şube Eşbaşkanı Ercan Yılmaz, "12 Eylül darbesinin yıldönümünü olduğunu ve bu darbe ile birlikte zorla kaybettirilenlerin akıbetinin bilinmediğini söyledi. Yine 12 Eylül 2006 yılında Türk İntikam Tugayları (TİT) tarafından yapılan saldırının da yıl dönümü olduğunu hatırlatan Ercan Yılmaz, "Bu olaya dair her ne kadar soruşturma başlatılsa da, sembolik cezalandırma olsa da arada geçen 20 yılda bu suçu işleyenler açığa çıkmamıştır. Türkiye'de her hafta yüzleşmeden bahsediyoruz hem 12 Eylül darbesinden bugüne kayıpların hem de 2006 yılındaki patlamanın faillerinin açığa çıkarılmasını istiyoruz" dedi.
Ardından söz alan Mehmet Zafer Demirkıran'ın abisi Sebahattin Demirkıran ise yaptığı konuşmada 19 yaşındaki kardeşinin silahlı insanlar tarafından basılan evlerinde gözaltına alındığını söyledi. O gün bir birine "Eleman" olarak ithaf eden kişilerin giderken telefon kablolarını da kestiğini belirten Sebahattin Demirkıran, hikayede yer alan yaşadıkları süreci anlattı. Sebahattin Demirkıran son olarak, "Devlet kendi iç yüzüyle hesaplaşmalıdır. Annelerimizi birer birer kaybediyoruz. Benim annem 91 yaşında ve 31 yıldır bu alanlardayız. Bizleri neden yalnız kaldık, yalnızlaştırıldık" diyerek eylemlerinin yalnız bırakılmaması çağrısında bulundu.
İHD Amed Şube Yöneticisi Berfin Elçi tarafından okunan Mehmet Zafer Demirkıran’ın hikayesi şöyle: “Zafer Demirkıran ailesi ile birlikte Amed’in Rezan ilçesinde yaşamaktadır. Çalışmak için önce İstanbul ardından Mersin’e gider. Mehmet Zafer askerlik celbi gelince çalıştığı Mersin’den 30 Ağustos 1995 tarihinde Amed’e döner. 31 Ağustos’ta askerlik dairesine giderek işlemlerini başlatır. Ardından askere sevk belgesini alır ve ailesinin yanında birliğe gideceği günü beklemeye başlar. 12 Eylül 1995 tarihinde saat 22:00 civarında Demirkıran ailesinin evi kendilerini polis olarak tanıtan silahlı 6-7 kişi tarafından basılır. Plakasız bir Toros ve yalnızca ön tarafında 21 R 789 plakası bulunan beyaz Şahin marka araçla gelen bu kişiler, Mehmet Zafer’i ‘İfadesi alınıp bırakılacak’ diyerek Beyaz Toros araca bindirip götürür. Gitmeden önce de Demirkıran Ailesi’nin telefon kablolarını keserek onların haberleşmelerini engeller.
Hemen karakola giden aile ‘bizde yok’ cevabını alınca Amed’deki bütün karakol noktalarına giderek oğullarını sorar. Aldıkları cevap hep aynıdır; bizde yok! OHAL Valiliği, DGM Savcılığı, Jandarma ve Emniyet’e yaptıkları başvurular da sonuçsuz bırakılır. Aile Mehmet Zafer’in Saraykapı’daki JİTEM merkezine götürüldüğü duyumunu alır. Bunun üzerine anne Behiye Demirkıran, sürekli JİTEM merkezinin bulunduğu Jandarma Merkez Komutanlığı’na giderek oğlunu sorar. Annenin ısrarlı soruları üzerine kapıdaki nöbetçi asker, ona oğlunun tarifine uyan birinin oraya getirildiğini söyler.
Başvuruları sonuçsuz kalan aile İHD Amed Şubesine başvurur. Yasal girişimlerde bulunan İHD, Uluslararası Af Örgütü ile de temasa geçer. Gerekli araştırmaları yapan Uluslararası Af Örgütü, 18 Ekim 1995 tarihinde yayımladığı ‘kayıp’ başlıklı raporla gözaltına alındığı kabul edilmeyen Mehmet Zafer Demirkıran’ın can güvenliğinden endişe ettiklerini uluslararası kamuoyuna duyurur.
Ailenin, İHD ve Uluslararası Af Örgütü’nün girişimleri sonuçsuz bırakılır. 31 yıldır Mehmet Zafer’i arayan aile inkar ve cezasızlıkla karşılaşır. Baba Demirkıran, oğlunun akıbetine ve adalete ulaşamadan 2001 yılında vefat eder. 90 yaşındaki anne Behiye Demirkıran ise hala oğluna ve adalete ulaşmak için mücadele etmektedir.”
Açıklama oturma eylemi ile son buldu.
Êlih
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 754'üncü haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı siyasi parti temsilcileri de katıldı. Bu haftaki eylemde, faili meçhul cinayetlerin ve hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı 12 Eylül Askeri Darbesi'yle ilgili açıklama yapıldı. İHD yöneticisi Ali Karadoğan tarafından yapılan açıklamada, "Bu hafta belki de faili meçhul cinayetlerin en yoğun yaşandığı, Anayasa’nın askıya alındığı ülke tarihinin karanlık dönemi olan 12 Eylül Askeri Darbesini ele alacağız. Askeri darbenin bilançosu ve faili meçhullerin akıbetini sormak için toplandık. 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Ancak darbenin düzeni yamalı hala gelen 82 Anayasası ile varlığını hala korumakta. Çok büyük acılar çeken halklarımıza karşılık, bu acıları yaşatan devlet, gerçeklerle bir türlü yüzleşmedi. 12 Eylül 1980 tarihli askeri darbeyi gerçekleştiren generallerin yargılanması davasında, sağ kalan darbecilerin yaşamını yitirmesi nedeni ile düşme kararı verilmişti. Yargıtay, verilen bu kararı onayarak davayı bitirdi. Hakikat hakkı çerçevesinde dava bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. 12 Eylül davasında yaşananları bir kez daha hatırlatmanın cezasızlıkla mücadelede önemli olduğunu belirtmek isteriz" dedi
İHD Genel Başkanı Nevzat Helvacı’nın 21 Eylül 1991’de Muğla’da bir panelde açıkladığı 12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 tarihleri arasında elde ettikleri hak ihlalleri verilerini sıraladı.
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 244'üncü haftasında, 8 Eylül 1993’te Gever'e (Yüksekova) bağlı Darara köyünde herkesin gözleri önünde işkenceyle katledilen Sabri Çardakçı’nın faillerinin yargılanması talebinde bulundu.
Gever’deki Sanat Sokağı’nda düzenlenen eylemde, "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" yazılı pankart ve yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Açıklamada konuşan İHD Colemêrg Şube Eşbaşkanı Ozan Akbaş, 1990'lı yıllarda “Yüksekova çetesi” olarak bilinen devlete bağlı silahlı güçlerin ilçede pek çok katliam gerçekleştirdiğini belirtti. Başını Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un çektiği çetenin Sabri Çardakçı'yı da evlerinden alarak herkesin gözleri önünde katlettiğini belirten Akbaş, "'Yüksekova çetesi' ve bu oluşumu destekleyenlerin bir an önce adil bir yargı sistemi karşısında yargılanmaları ve gerekli cezaları almaları gerekmektedir. Son kaybımızın akıbeti açıklanana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz" dedi.
Açıklama oturma eylemi ardından son buldu.
Riha
İnsan Hakları Derneği Riha şubesi, 83'üncü haftada da Novada Park AVM önünde kayıpların akıbetini sordu. "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartı ve kayıpların fotoğrafları ile yapılan açıklamayı şube yöneticisi Demet Aykut okudu. Açıklamada, 7 Haziran 1994 sabahı Wêranşar ilçesi Trojik köyündeki evine asker ve korucular tarafından baskın yapılarak gözaltına alınan 3 ay sonra cansız bedenine ulaşılan Naif Umaz’ın akıbeti soruldu.
Açıklama, oturma eylemi ile son buldu.







