‘Rojava insanlığın vicdan sınavıdır’

  • 09:07 31 Ocak 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
 
İZMİR - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan çağrının, dar anlamda Türkiye içi bir çözüm çağrısı olmadığını, bütün Orta Doğu için de bir perspektif sunduğunu belirten FEDA Eşbaşkanı Huriye Kabayel, HTŞ’nin saldırılarının, bu süreci sabote etme amacı taşıdığını söyledi.
 
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye ile Rojava'ya yönelik saldırılarına karşı direniş tüm kıtalara yayıldı. Saldırıları ve direnişi Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) (FEDA) Eşbaşkanı Huriye Kabayel değerlendirdi.
 
‘Saldırıların amacı, süreci sabote etmek’
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın, Kürt sorununda yalnızca silahların susmasını değil, halkların eşitliği, demokratik toplum ve ortak yaşam fikrini merkeze alan yeni bir siyasal zemin olarak tarif edildiğini belirten Huriye Kabayel, HTŞ’nin Halep’te Kürt mahallelerini hedef alması ve saldırılarını Rojava’ya yöneltmesinin, tesadüfi ya da yerel bir çatışma olmadığını, doğrudan süreci sabote etmeye dönük bir hamle olduğunu söyledi. Huriye Kabayel, “Siyasal açıdan bakıldığında amaç açıktır. Rojava’da inşa edilen çok kimlikli, kadın özgürlükçü ve halkların öz iradesine dayanan model, Orta Doğu’daki hem otoriter devlet yapıları hem de cihatçı, tekçi örgütler açısından tehlikeli bir örnek oluşturmaktadır. Bu nedenle Kürtlerin yaşadığı alanlar hedef alınmakta, halk sindirilmekte ve kazanımlar ortadan kaldırılmak istenmektedir” dedi.
 
‘Öcalan’ın çağrısı, dar çözüm çağrısı değildir’
 
Alevi inancı açısından bu saldırıların, Kerbela’dan bugüne uzanan zalim–mazlum çatışmasının güncel hâli olduğunu dile getiren Huriye Kabayel, “Alevilikte zulüm nereden gelirse gelsin, mazlumun kimliği sorulmaz. Kürt mahallelerine yönelen saldırı, Hak yoluna, rızaya ve birlikte yaşama kültürüne yönelmiş bir saldırıdır. Son süreç barışı işaret ederken, bu saldırılar Yezid aklının hâlâ diri olduğunu göstermektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı, dar anlamda bir ‘Türkiye içi çözüm’ çağrısı değildir. Bu çağrı; Orta Doğu’nun etnik, inançsal ve kültürel çeşitliliğini tanıyan, ulus-devletçi ve mezhepçi çatışma anlayışını aşmayı hedefleyen bir perspektif sunmaktadır. Rojava, bu perspektifin somutlaştığı en önemli alanlardan biridir” şeklinde konuştu.
 
‘Rojava’da halkın iradesi bastırılırken, barış karşılık bulmaz’
 
Rojava’ya yönelik saldırıların, yalnızca askeri bir tehdit olmadığını, aynı zamanda barışa dönük ideolojik bir saldırı olduğunu vurgulayan Huriye Kabayel, “Alevi öğretisinde barış, yalnızca çatışmasızlık değildir; rıza temelinde kurulan toplumsal uyumdur. Rıza zorla olmaz. Rojava’da halkın iradesi zorla bastırılırken, Orta Doğu barışından söz etmek Alevi vicdanında karşılık bulmaz. Kerbela’da barış Hüseyin’in boyun eğmesiyle istenmişti; bugün de benzer bir dayatma söz konusudur.  Son süreç açısından en kritik mesele güvendir. Barış süreçleri yalnızca resmi açıklamalarla değil, sahadaki pratiklerle anlam kazanır. Türkiye’de barış tartışmaları yürütülürken, Rojava’ya yönelik tehditlerin devam etmesi ya da dolaylı–doğrudan saldırılarda rol alınması, bu güveni ciddi biçimde sarsar. Siyasal olarak bu durum, Kürt toplumunda şu soruyu güçlendirir: ‘Barış gerçekten mi isteniyor, yoksa zamana yayılmış bir baskı politikası mı uygulanıyor?’ Bu soru güçlendikçe süreç zayıflar, çözüm karşıtı aktörler alan kazanır” sözlerine yer verdi.
 
‘Kadınların bedenlerinin hedef alınması, ideolojiktir
 
Alevi inancının barış konusunda net bir tutumu olduğunu sözlerine ekleyen Huriye Kabayel, “Alevilikte ikrar esastır. İkrar, söz ile eylemin birliğidir. Dili barış deyip eli saldırı tutan, Hak yolunda düşkün sayılır. Bir yerde barış konuşulurken, başka bir yerde Kürt halkının kazanımlarına saldırılması, ikrarın bozulmasıdır. Bu da sürecin ruhuna zarar verir. Kadınlara yönelik saldırılar, bu sürecin en karanlık ve en bilinçli yönlerinden biridir. Rojava’daki kadın özgürlük paradigması, yalnızca askeri bir güç değil; erkek egemen, mezhepçi ve otoriter zihniyetlere karşı toplumsal bir devrimdir. Bu nedenle kadınlar özel olarak hedef alınmaktadır. Bir kadın savaşçının saçının kesilmesi, bedeninin teşhir edilmesi ya da aşağılanması; askeri bir eylem değil, ahlaki ve ideolojik bir saldırıdır. Alevi inancında kadın, Hakk’ın dışındaki bir varlık değil; canın kendisidir. Kadına yönelen şiddet, doğrudan Hakk’a yönelmiş sayılır. Kerbela’da Zeynep’in susturulmak istenmesi neyse, bugün Rojava’da kadınlara yapılan da odur. Ancak Alevi öğretisi bilir ki; Zeynep susturulamadı, kadın da” vurgusu yaptı.
 
‘Rojava insanlığın vicdan sınavıdır’
 
Huriye Kabayel, son olarak uluslararası kamuoyunun, bu saldırılara sessiz kalmaması gerektiğini kaydederek şu ifadelere yer verdi: “Eğer uluslararası kamuoyu bu süreci gerçekten barışçı ve demokratik bir çözüm olarak görüyorsa, Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında sessiz kalamaz. Sessizlik, bu aşamada tarafsızlık değil; fiili ortaklıktır. Dünya kamuoyu, HTŞ gibi yapıların işlediği suçları açıkça tanımalı, Rojava’daki sivil halkı ve özellikle kadınları koruyacak mekanizmaları devreye sokmalı, demokratik toplum modeline yönelik saldırıları meşrulaştıran dili terk etmelidir. Alevi vicdanı bu noktada çok açıktır; mazlumun ahı, er ya da geç zalimin düzenini bozar. Rojava, bugün insanlığın vicdan sınavıdır. Son süreç, ancak Rojava’ya saygı duyulursa, ancak kadın özgürlüğü korunursa, ancak söz ile pratik örtüşürse gerçek bir barışa evirilebilir. Alevi yolu der ki: ‘Hak yolunda ikilik olmaz.’”