Nesrin Abdullah: Savaşı desteklemiyoruz, ancak zulümle karşı karşıyayız
- 18:05 22 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Uluslararası basının sorularını yanıtlayan YPJ Komutanı Nesrin Abdullah, “Barış bizim tek seçeneğimiz ve bugün, zorlanmadıkça savaş yerine barışı seçiyoruz. Savaşı desteklemiyoruz, ancak zulümle karşı karşıyayız ve kendimizi savunmaktan başka seçeneğimiz yok” dedi.
Rojava’ya yönelik Türkiye destekli HTŞ’ye bağlı çetelerin Rojava’ya yönelik saldırılarına ilişkin YPJ Komutanı Nesrin Abdullah online basın toplantısında uluslararası basının sorularını yanıtladı.
*Koalisyon hala, Suriye’nin kuzey ve doğusundaki Rojava’da, özellikle Kobanê’de güçlerini konuşlandırmış mı?
Kobanê'de uluslararası güçler bulunmuyor. Reqa’da değillerdi, çünkü dostlarımız oradaydı. Bizim bulunduğumuz yerde, Kobanê'de sadece biz varız, uluslararası koalisyon yok. ABD'nin Kürt ordusuna ve özyönetime verdiği desteği geri çektiğini hatırlatmak istiyorum. Bize karşı işlenen tüm zulümleri göz önünde bulundurursak, onlar sessiz kalmaya devam ediyorlar. Şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki, ABD'den hiçbir destek almıyoruz. Yetkililerden yapılan birkaç açıklama, buradaki soykırımları engellemeyecek. Pratikte saldırılar devam ediyor, cinayetler işleniyor. Her seferinde birkaç kamuoyu açıklaması veya mesajı yayınlanıyor, bizden teslim olmamızı istiyorlar, bu yüzden hiçbir destek görmüyoruz.
*Bir dizi savaşçı hala Reqa Cezaevi’nde mahsur durumda. Bu nasıl oldu? Koalisyondan onları çıkarmak için herhangi bir teklif geldi mi? Ama koalisyonun aslında pek umursamadığı anlaşılıyor. Ayrıca Kobanê'ye insani yardım koridorundan da bahsettiniz. DAİŞ’in Kobanê'ye saldırdığı dönemde olduğu gibi, şu anda tamamen kuşatılmış durumda olan Kobanê'ye insani yardım koridoru açılmasının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?
İlk olarak, Reqa’da bir dizi savaşçımız var ve bunlardan bazıları, çok sayıda DAİŞ üyesinin tutulduğu hapishaneyi savunuyorlar, ancak onlar da saldırılara maruz kalıyorlar ve onlara karşı şu anda bu paralı askerler ağır silahlar kullanıyorlar, hapishaneyi ele geçirmek için ağır silahlar kullanıyorlar. Hatta orada kalan mahpusların bazılarının ‘bizim dostlarımız’ diyerek açıkça ilan ediyorlar. Onlar muhalefet üyeleri, ancak biz onların hepsinin DAİŞ üyesi olduğunu biliyoruz. Onların dosyaları bizde ve kim olduklarını biliyoruz. Yani, kontrolü ele geçirmek isteyenin DAİŞ olduğunu söyleyebiliriz, bu çok açık bir durum, çünkü onların dostları ve şimdi dostlarını kurtarmak için hapishaneye saldırıyor. DAİŞ’in dostları. Uluslararası koalisyonla temas halindeyiz, ancak doğrudan bir iletişim hattımız yok. Ancak şu ana kadar, oradaki savaşçılarımızı o bölgeden güvenli bir şekilde çıkaracakları konusunda bir anlaşma sağlanamadı. Ama dediğim gibi, biz Kobanê'deyiz. Doğrudan bağlantımız yok. Ve insani yardım koridoru konusuna gelince; buradaki insani durum şu anda çok zor, ama bizim amacımız sadece insani yardım koridoru açmak değil. Kobanê için bir çözümden bahsediyoruz. Şimdi bir koridor açsalar, bize su veya ekmek getirse bile, bu bizim sorunumuzu çözmeyecek, çünkü halkımız, Kobanê halkı, aç olmalarına rağmen güçlü bir iradeye sahip. Suyu yok, hastalar, yemek pişirmek için yakıtları yok, ama kendilerini savunmak için yemin ettiler. Bizim sorunumuz, meselemiz, koridor açmak değil, bir çözüm bulmak ve haklarımızın tanınmasıdır. Bu sadece insani bir koridor meselesi değil, adalet, eşitlik meselesidir.
*Şu anda Kobanê'yi kuşatan milisleri ve bu kuşatmaya herhangi bir hükümet gücü, aşiretin dahil olup olmadığını sormak istiyorum. Yine Kobanê'ye elektrik, su ve interneti kesenlerin kimler olduğunu açıklar mısınız? Ayrıca, Kobanê'yi kuşatmanın stratejik amacı nedir? General Mazlum şu anda Hewler’de Barac ve diğerleriyle görüşüyor. Bunun, QSD’ye ateşkes anlaşmasının şartlarına dayatmak amacıyla yapıldığını düşünüyor musunuz?
İlk sorunuz; bize saldıranlar, sözde Suriye Arap Ordusu, Hamzat, Emşat, Sultan Murat tugayları ve HTŞ’nin yanı sıra DAİŞ ve onları destekleyen bazı Arap kabileleri, çünkü bugün buradalar. Bu bir savaş, bir çatışma ve tabi ki düşmanlarınızı kullanıyorlar. Kimlerin bize karşı olduğunu görüyorsunuz. Onları biliyoruz, tanıyoruz. Sosyal medyaya baksanız bile görürsünüz. Kendilerini saklamıyorlar bile. Sahip oldukları tesisler, silahlar, tüm silahları çok açık bir şekilde Türkiye'den alıyorlar. Türk devleti onlara silah verdi. Bazıları eski rejimden ele geçirdikleri küçük silahlar olabilir, ama gelişmiş olanlar, eski Suriye ordusunun, bu gelişmiş silahları yoktu. Şimdi bu gelişmiş silahlara sahip olduklarını görüyoruz ve hepsi Türkiye'den geldi. Türkiye bu savaşta ikinci kez aktif olarak yer alıyor. AKINCI adlı Türk insansız hava araçları buralarda. Arkadaşlarımızı hedef aldılar. Arkadaşlarımızı katlettiler. Dün, altı yoldaşımızı katlettiler, ben de bu cenazeye katıldım. Türk insansız hava araçları tarafından katledildiler. Bakın bu sabah, Suruç’ta, Türk sınır hattında gözlerimizle bile görebiliyoruz. Türk sınırında, köşede düzinelerce Türk zırhlı silahı ve askeri konuşlandırma vardı. Peki bu ne anlama geliyor? Ayrıca, etrafımızdaki çemberi daraltmak istedikleri bilgisini de aldık ve Türkiye, hava kuvvetlerini ve askerlerini aktif olarak bu sürece dahil ediyor. Türkiye bu sürecin aktif bir parçası ve ben de kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorum: elimizde bilgiler, istihbarat ve kanıtlar var ve çok açık bir şekilde söylüyoruz ki, bu devam ederse binlerce insan katledilecek. Eğer devam ederlerse, bu bir tehdittir.
Su ve elektrik meselesi
Diğer bir konu da su ve elektrik meselesi. Bu istasyonlar devlet güçleri tarafından ele geçirildikten sonra suyu kestiler. Bakın, biz Tebqa'yı kontrol ederken su veya elektriği hiç kesmedik, ancak devlet güçleri ele geçirdikten sonra suyu kestiler. Çünkü biz Tebqa'yı kontrol ederken sadece kendi bölgelerimize değil, komşu bölgelere de elektrik veriyorduk. Gördüğünüz gibi, suyu hemen kestiler ve bunu bize karşı bir silah olarak kullandılar. Kuyu kazamıyoruz. Bu uzun zaman alıyor. Yeraltı suyu bulamıyoruz. Halkımız elektriksiz, hastanelerde bile çok sayıda hasta var ve insanlar günlük yaşamlarında kullanacak kadar su, elektrik ve yakıt yok. Dediğim gibi, kar altındayız ama halkı ısıtacak yakıtımız yok. Akşamları tamamen karanlık oluyor ve bu durum devam ederse gelecekte bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Hastanelerde çok fazla insan var ve hastaneler elektrik kesintileri devam ederse çalışamaz. Isınmaya, ilaçlara, tedaviye ve yiyeceğe ihtiyaçları var. Her şey her geçen dakika daha da azalıyor. Yiyecek konusu ise, şimdiye kadar belki bir sorun olmamıştır, ama önümüzdeki günlerde bir sorun olacak, çünkü günün sonunda, burası küçük bir şehir ve biz bir ambargo altındayız, etrafımız çevrili, bu insani duruma dikkat çekmek istedim.
*Suriye’deki yetkililer Suriye'de. QSD’ye karşı askeri bir zafer elde ederse, Suriye'deki Kürtlerin kaderi ne olacak?
QSD başarısız olursa, tüm Suriye başarısız olur. Eğer yenilirsek, Suriye’nin gerçek halkları yenilmiş olur. Ve şu anda Suriye'nin onurunu savunan QSD’dir. QSD'nin kontrolü altındaki yerler şu anda güvenli yerlerdir. Barış içindedirler. Ayrıca, tek kurbanların Kürtler olmadığını da belirtmek isterim. Alevileri, Dürzileri mağdur ettiler ve sonra, sizin de söylediğiniz gibi, Ermeniler, Süryaniler, diğer Hıristiyanlar ve Araplar da mağdur olacak. Hepsi mağdur olacak. Sonuçta, kaybeden Suriye olacak. Ancak şunu da belirtmek isterim ki, bugün mesele QSD'ye karşı savaştıklarını iddia ediyorlar, doğru değil çünkü QSD halklardan oluşuyor. QSD'ye saldırmadıklarını, insanlara saldırdıklarını açıkça belirtmeleri gerekiyor. Ben, kendim. Ben sütçü bir aileden geliyorum. Yani, Suriye'nin kızıyım. Elbette, bugün zorunluluktan dolayı askeri komutanım, ama ben bu bölgeye aidim. Suriye'ye aidim. Suriye'nin Derek kentinden bir kadınım. Buraya ait olduğum için bana karşı savaşıyorlar. Bu yüzden bunu doğru bir şekilde adlandırmamız gerekiyor. Bu QSD'ye karşı bir savaş değil. QSD'ye saldırıyoruz dediklerinde, soralım QSD kimdir? Biz bu ülkenin insanlarıyız.
10 Mart tarihli anlaşma tamamen bizim iyi niyetimizle yapıldı. Bu iyi niyete sahiptik, bunu gösterdik. Dediğim gibi, biz Suriyeliyiz ve Suriye'de herkes için barışçıl bir yaşam için demokratik bir sistem inşa edilsin istedik. Anlaşmayı imzaladığımızda ana amacımız buydu ve bugün de bu hedefe bağlılığımızı sürdürüyoruz. Herkes haklarına sahip çıkmalıdır. Suriye toplumunun her bileşeni haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkmalıdır. Bugün bile, Mazlum Abdi şu anda müzakere ediyor ve hala masada oturuyor, bu da barışçıl bir çözümde ne kadar ısrarcı olduğumuzu gösteriyor. Asla savaşmayı seçmedik ve bizim adımız savunma güçleri. Biz sadece kendimizi savunuyoruz. Barış bizim tek seçeneğimiz ve bugün, zorlanmadıkça savaş yerine barışı seçiyoruz. Savaşı desteklemiyoruz, ancak zulümle karşı karşıyayız ve kendimizi savunmaktan başka seçeneğimiz yok.
Ayrıntılar geliyor…







