Dirilişin ateşi, direnişin hafızası: Newroz (1)
- 09:01 15 Mart 2026
- Dosya
Derya Ceylan
HABER MERKEZİ - Newroz, yüzyıllardır halkların hafızasında dirilişin, direnişin ve yeniden kuruluşun simgesi olarak yaşatılırken; bu tarihsel hafızayı ateşten alana, sözden yaşama taşıyan temel güçlerden biri kadınlar oldu.
Newroz, yüzyıllardır halkların hafızasında yeniden doğuşun, direnişin ve özgür yaşam arayışının simgesi olarak yer alıyor. Karanlığa karşı yakılan ateş, yalnızca yeni bir günün değil; dirilişin, itirazın ve yeniden kuruluşun da işareti oluyor. Bu tarihsel hafızayı bugüne taşıyan, ateşi yalnızca yakmakla kalmayıp anlamını da yaşatan temel güçlerden biri ise kadınlar oluyor.
Newroz dosyamızın ilk bölümünde, ateşin tarihsel anlamından kadınların hafıza kurucu rolüne uzanan sürece Newroz’un kadınlar açısından neden kurucu bir yerde durduğuna yer veriyoruz.
Newroz, Mezopotamya’dan İran coğrafyasına, Kafkasya’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir tarihsel hatta yaşayan en eski bahar kutlamalarından biri olarak kabul ediliyor. Britannica’ya göre Nowruz sözcüğü Farsçada “yeni gün” anlamına geliyor; bayram ilkbahar ekinoksunda kutlanıyor ve genellikle miladi takvimde 21 Mart’a denk geliyor. UNESCO ise bu kutlamanın 300 milyondan fazla insan için ortak bir kültürel miras niteliği taşıdığını, ritüellerin, sofraların, oyunların, müzik ve toplu kutlamaların yaklaşık iki haftalık bir zaman dilimine yayıldığını belirtiyor.
Ama Newroz’un asıl gücü yalnızca takvimsel bir başlangıç olmasından gelmiyor. Bu gün, halkların karanlığa karşı ışığı, baskıya karşı hafızayı, yıkıma karşı yeniden kuruluşu sahiplenme biçimine dönüşüyor. Bu yönüyle Newroz, aynı zamanda dirilişin ve boyun eğmeyen direnişin tarihsel hafızası olarak anlam kazanıyor. Kadınlar da bu tarihsel hatta yalnızca kutlamanın bir parçası olarak değil; yaşamı sürdüren, kültürü koruyan, sözü aktaran ve direnişi kuşaktan kuşağa taşıyan özne olarak öne çıkıyor.
Ateşin insanlık tarihindeki yeri
Newroz’un sembollerinden biri olan ateş, insanlık tarihindeki en köklü kırılmalardan biri olarak değerlendiriliyor. Smithsonian İnsanlığın Kökeni Programı’na göre bilinen en eski ocak izleri en az 790 bin yıl öncesine uzanıyor; bazı araştırmacılar ise pişirme pratiğinin 1,5 milyon yıl öncesine kadar gidebileceğini belirtiyor. Ateşin denetlenmesi, insan yaşamında yalnızca teknik bir gelişme yaratmadı; beslenme biçiminden korunmaya, sosyal ilişkilerden yaşamın örgütlenmesine kadar köklü bir dönüşümün önünü açtı.
Smithsonian verilerine göre ateş, yiyeceklerin daha kolay sindirilmesini sağladı, bazı bitkilerdeki zehirli unsurların etkisini azalttı ve erken insan topluluklarının ocaklar etrafında toplanarak birlikte yemek yemesine, sosyalleşmesine ve ortak yaşam ilişkileri geliştirmesine zemin sundu. Yani ateş yalnızca ısıtan bir unsur değil; birlikte yaşamayı kuran ilk merkezlerden biri haline geldi.
Tam da bu yüzden ateşin tarihi, yalnızca doğa üzerinde bir denetim hikâyesi olarak değil; toplumsallaşmanın, hafızanın ve ortaklaşmanın tarihi olarak da okunuyor. Geceyi aydınlatan ateş, insan toplulukları için yalnızca güvenlik sağlamadı; anlatının, deneyimin, korkunun, umudun ve ortak belleğin çevresinde toplandığı ilk alanlardan birine dönüştü.
Ateş ritüelden politik hafızaya nasıl dönüştü?
Ateşin tarihsel serüveni, onun yalnızca yaşamsal bir unsur olarak kalmadığını gösteriyor. İlk dönemlerde ısınma, korunma ve beslenme ihtiyacını karşılayan ateş, zamanla ritüellerin, mevsimsel döngülerin ve topluluk yaşamının merkezine yerleşti. Baharın gelişi, toprağın canlanması, yeni bir dönemin başlaması ve kötülüklerden arınma gibi anlamlar birçok kültürde ateş etrafında kuruldu.
Ancak ateşin anlamı bununla da sınırlı kalmadı. Halk anlatılarında, dağ başlarında, sınır boylarında ve toplu kutlamalarda ateş; zamanla haberleşmenin, çağrının, toplanmanın ve direnişin işaretine dönüştü. Böylece ateş, ritüelden politik hafızaya uzanan bir hat üzerinde yeni anlamlar kazandı. Newroz ateşi de tam olarak bu tarihsel dönüşümün en güçlü simgelerinden biri haline geldi.
Ateş ve kadınlar
Ateşin insan topluluklarını bir araya getiren merkezi rolü, kadınların tarihsel emeğini de görünür kılan bir alana işaret ediyor. Yerleşik yaşamla birlikte ocak, yalnızca yemek pişirilen bir yer olmadı; yaşamın ritminin kurulduğu, çocukların büyüdüğü, sözlü kültürün aktarıldığı, yasın ve sevincin paylaşıldığı bir hafıza mekânına dönüştü.
Kadın odaklı okumada tam da burada kritik bir eşik beliriyor: Ateşin korunması, sürdürülmesi, çevresinde yaşamın yeniden üretilmesi ve kuşaklar arası aktarımın sağlanması büyük ölçüde kadın emeğiyle ilişkileniyor. Bu nedenle ateş, kadınların yaşamı örgütleyen rolünden bağımsız ele alınamıyor. Ocağın sönmemesi, yalnızca ev içi sürekliliği değil; toplumsal hafızanın kesintiye uğramamasını da simgeliyor.
Ocak etrafında kurulan yaşam, kadınların tarihsel rolünü görünür kılan en temel alanlardan biri oldu. Çocuklara anlatılan ilk hikâyeler, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü hafıza, ağıtlar, ninniler, mevsimsel ritüeller ve toplumsal deneyimler çoğu kez kadınların taşıdığı bir bellek içinde şekillendi. Bu nedenle ateşin tarihine bakmak, aynı zamanda kadınların görünmeyen emeğinin ve hafıza kurucu rolünün tarihine bakmak anlamına geliyor.
Mezopotamya’da ateşin anlamı
Ateş, Mezopotamya ve çevre kültürlerde yalnızca pratik bir araç olarak değil; yaşam döngüsü, mevsimsel yenilenme ve toplumsal süreklilikle ilişkilendirilen bir unsur olarak anlam kazandı. UNESCO’nun güncel unsur sayfasında Nawrouz/Nauryz/Nowruz; doğa, güneş ve evrenle ilişkilendirilen geleneksel bir bahar festivali olarak tanımlanıyor. Aynı metinde kutlamanın iyi dilek, dayanışma, insanlara ve tüm canlılara saygı gibi değerlerle bağ kurduğu vurgulanıyor.
Bu bağlamda ateş, yalnızca kışı geride bırakmanın değil; karanlık dönemin aşıldığını, toprağın canlandığını ve yaşamın yeniden kurulduğunu görünür kılan simgelerden biri oluyor. Kadınlar da toprağın, üretimin, evin, sözlü kültürün ve toplumsal belleğin taşıyıcısı olarak bu simgesel hatta güçlü biçimde yer alıyor.
Newroz’un kayıtlı tarihi
Britannica ve Encyclopaedia Iranica, Nowruz’un kökenini antik İran dünyası ve Zerdüştî geleneklerle ilişkilendiriyor. Britannica’ya göre festivalin Zerdüştlüğün geç ikinci binyıl ya da erken birinci binyıl BCE dönemlerinden itibaren var olmuş olması muhtemel; ancak erken Zerdüşt metinlerinde doğrudan adına rastlanmıyor. Encyclopaedia Iranica da Nowruz’un adının Eski Avesta’da yer almadığını, en erken açık adlandırmanın Pahlavi metinlerinde “nog roz” biçiminde görüldüğünü belirtiyor.
Britannica’daki tarihçe bölümüne göre Ahamenişler döneminde Pers başkenti Persepolis’te gerçekleşen bazı törenler kimi araştırmacılarca Newroz’la ilişkilendirilse de bu yorumun tartışmalı olduğu özellikle vurgulanıyor. Bayramın yazılı metinlerde daha açık biçimde görünmesi ise Part İmparatorluğu’nun ilk yüzyıllarına uzanıyor; Sasani döneminde de kutlama sürüyor ve Pahlavi metinlerinde doğrudan festival adıyla anılıyor.
Encyclopaedia Iranica ise Newroz’un tarih boyunca erken baharın gelişi, güneşin güç kazanması ve doğanın yeniden canlanmasıyla ilişkilendirildiğini; bu nedenle yalnızca takvimsel bir değişim değil, kozmik ve toplumsal yenilenme fikri taşıdığını kaydediyor. Bu bilgi, Newroz’un neden yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda hafızayı ve umudu diri tutan bir tarihsel eşik olarak görüldüğünü de açıklıyor.
BM ve UNESCO kayıtlarında Newroz
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2010 tarihli 64/253 sayılı kararla 21 Mart’ı “Uluslararası Nowruz Günü” olarak tanıdı. Karar metninde Newroz’un vernal ekinoks günü kutlandığı, 300 milyondan fazla insan tarafından dünyanın farklı bölgelerinde 3 bin yılı aşkın süredir yaşatıldığı ve doğayla uyumlu yaşam fikrini güçlendirdiği belirtiliyor.
UNESCO da Newroz’u önce 2009’da, ardından 2016’daki genişletilmiş dosyayla Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi’nde yer verdi. UNESCO’ya göre kutlama Afganistan, Azerbaycan, Hindistan, İran, Irak, Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan dahil birçok ülkede farklı adlarla sürdürülüyor; törenler, sofralar, özel yemekler, oyunlar, kamusal kutlamalar ve kuşaklar arası aktarım bu mirasın temel parçalarını oluşturuyor.
UNESCO’nun 2024 tarihli güncel unsur sayfasında ise Moğolistan’daki Kazak topluluklarının kutlamaya dahil edildiği; bayramın doğa, güneş ve evrenle ilişkilendirildiği; dayanışma, birlik ve kuşaklar arası aktarımın bu kültürel mirasın merkezinde yer aldığı belirtiliyor.
Dehak, Kawa ve ateşin politik hafızası
Newroz’un halk belleğindeki en güçlü anlatılarından biri, zalim Dehak’a karşı demirci Kawa’nın başkaldırısıdır. Bu anlatı tarihsel-belgesel bir olay olarak değil, halkların zulme karşı direnme iradesini simgeleyen kurucu bir hafıza olarak yaşar. Ateş burada yalnızca doğal bir unsur olmaktan çıkar; haber veren, çağıran, toplayan ve isyanı görünür kılan politik bir işarete dönüşür. Bu nedenle Newroz ateşi, yalnızca bir kutlama değil; zulme karşı direnişin ve halkların yeniden ayağa kalkışının simgesi haline gelir.
Tam da bu nedenle Newroz ateşi, sıradan bir ritüel ateşi olarak okunmaz. O ateş, halkların “karanlık yenilebilir” hafızasını taşır. Bu hafıza, özellikle inkâr, baskı, yasak ve asimilasyon politikaları altında yaşayan topluluklar için daha da güçlü bir anlam kazanır. Kürt halkı açısından Newroz’un böylesine güçlü yaşatılmasının temel nedenlerinden biri de budur.
Ancak Kawa anlatısının kuşaktan kuşağa aktarımında kadınların emeği çoğu zaman görünmez bırakıldı. Oysa efsaneleri, ağıtları, sözlü anlatıları ve toplumsal hafızayı geleceğe taşıyanlar çoğu zaman kadınlar oldu. Bu nedenle Newroz’un okuması, yalnızca Kawa’nın isyanını değil; o isyanın hafızasını bugüne taşıyan görünmeyen kadın emeğini de görünür kılmayı gerektiriyor.
Kadınlar neden Newroz’un kurucu öznesi?
Kadınların Newroz’daki yerini yalnızca alana çıkan bir toplumsal kesim olmanın ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Çünkü kadınlar tarih boyunca yaşamın sürekliliğini kuran, ev içi ve toplumsal üretimi taşıyan, dili ve kültürü kuşaktan kuşağa aktaran temel güçlerden biri oldu. Eğer ateş ortak yaşamın ilk merkezlerinden biriyse, o merkezin sürekliliğini sağlayan emek de büyük ölçüde kadınların görünmeyen ama belirleyici emeğiyle ilişkilidir.
Kadınların kurucu rolü yalnızca tarihsel bir yorum düzeyinde kalmıyor; Newroz’un hazırlanışından yaşatılışına kadar pek çok somut pratikte görünür hale geliyor. Bayram hazırlıkları, kıyafetlerin hazırlanması, çocuklara anlatıların aktarılması, stranların söylenmesi, yasın ve sevincin ortaklaştırılması, evden alana taşınan kolektif ruhun örülmesi çoğu kez kadınların emeğiyle mümkün oluyor. Bu nedenle kadınlar Newroz’da yalnızca katılımcı değil; anlamı kuran ve hafızayı taşıyan özne olarak beliriyor.
Bu nedenle Newroz ateşi ile kadın özgürlük mücadelesi arasındaki bağ yalnızca sembolik değildir. Ateş nasıl karanlığı yarıp görünürlük sağlıyorsa, kadınlar da erkek egemenliğinin dayattığı görünmezliği, suskunluğu ve silinmeyi parçalayarak yeni bir yaşamın kapısını aralıyor. Newroz meydanlarında kadınların yalnızca yer alması değil, öncülük etmesi de bu tarihsel ilişkinin güncel görünümünü oluşturuyor.
Ateşten alana: Kadınların hafıza kurucu rolü
Newroz’un kuşaktan kuşağa taşınmasında kadınların rolü, çoğu zaman resmi tarihin değil; sözlü kültürün, yaşam pratiklerinin ve toplumsal direnişin içinde izleniyor. Hazırlıklar, kıyafetler, ezgiler, çocuklara aktarılan anlatılar, yas ve sevinç biçimleri, toplu buluşmalar ve ev içinden alana uzanan örgütlenme, kadınların bu kültürel-politik süreklilikteki rolünü görünür kılıyor.
Kadınlar Newroz’u yalnızca kutlamıyor; ona anlam da yüklüyor. Ateşi, yaşamı savunmanın işaretine çeviriyorlar. Çünkü Newroz yalnızca geçmişe ait bir hatırlama değil; bugün nasıl yaşanacağına, nasıl direneceğine, nasıl yeniden kurulacağına dair de bir söz söylüyor. Kadınlar bu sözü meydanlarda bedenleriyle, sloganlarıyla, renkleriyle ve hafızalarıyla kuruyor.
Bugün birçok Newroz alanında kadınlar folklorik bir figür olarak değil, doğrudan politik özne olarak öne çıkıyor. Taşıdıkları dövizlerde, attıkları sloganlarda, söyledikleri stranlarda ve kurdukları sözde yalnızca bayram coşkusu değil; erkek egemenliğine, inkâra, şiddete ve savaşa karşı açık bir itiraz da dile geliyor. Bu yönüyle kadınların Newroz’daki varlığı, geçmişin kültürel sürekliliği ile bugünün özgürlük mücadelesi arasında doğrudan bir köprü kuruyor.
Kadın özgürlük mücadelesi ile Newroz’un kesiştiği yer
Kadın özgürlük mücadelesi ile Newroz arasındaki ortak hat, yeniden doğuş, diriliş ve boyun eğmeme fikrinde düğümleniyor. Newroz’un özü, karanlığın ardından yeni bir günün mümkün olduğunu söylemesidir. Kadın özgürlük mücadelesi de tam olarak bunu yapar: Şiddete, sömürüye, eşitsizliğe, inkâra ve erkek egemen tahakküme rağmen yeni bir yaşamın kurulabileceğini savunur.
Bu yüzden Newroz ateşi kadınlar açısından yalnızca kültürel bir sembol değildir. Aynı zamanda hafızayı diri tutmanın, kaybettirilmek istenene sahip çıkmanın, bastırılan sözü yeniden kurmanın, toplumu dönüştürme iradesini büyütmenin bir ifadesidir. Jin, jiyan, azadî çizgisiyle buluştuğunda Newroz ateşi, doğrudan politik bir çağrıya dönüşür.
Bugün Newroz ateşi kadınlara ne söylüyor?
Bugün savaşın, zorunlu göçün, ekonomik yıkımın, doğa talanının ve kadın katliamlarının derinleştiği bir dönemde Newroz ateşi daha da güçlü bir anlam kazanıyor. Çünkü bu ateş, yalnızca geçmişteki bir zaferin hatırası değil; bugünün karanlığına karşı da bir yön tayini sunuyor. Hafızanın silinmediğini, yaşamın teslim alınamayacağını, direnişin kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini gösteriyor.
Kadınlar açısından bu çağrı çok daha somut. Ateş, bir yandan yaşamı savunmanın; öte yandan hafızayı, kültürü ve özgürlüğü birlikte kurmanın işareti oluyor. Newroz alanları da bu nedenle kadınların sözünü kamusal alana en güçlü biçimde taşıdığı zeminlerden birine dönüşüyor. Kadınlar o alanlarda yalnızca bayramı karşılamıyor; kendi politik sözünü, itirazını, hafızasını ve özgür gelecek iddiasını da görünür kılıyor.
Bu nedenle Newroz ateşi kadınların ellerinde yalnızca bir kutlama simgesi olarak değil; yaşamı yeniden kurma iradesinin, toplumsal dönüşüm iddiasının ve özgür gelecek ısrarının sembolü olarak büyüyor.
Ateşin tarihi aynı zamanda kadınların görünmeyen tarihidir
Ateşin insanlık tarihindeki yeri, erken ocaklardan bugüne kadar izlenebilen somut bir geçmişe sahip. Newroz’un kayıtlı tarihi de antik İran dünyasından Part ve Sasani metinlerine, oradan UNESCO ve Birleşmiş Milletler kayıtlarına kadar uzanan belgeli bir süreklilik taşıyor. Ancak bu tarihsel hattın bir başka yüzü daha var: O ateşin çevresinde yaşamı kuran, kültürü taşıyan, sözü koruyan ve hafızayı bugüne ulaştıran kadınların tarihi.
Bu yüzden Newroz, yalnızca kadınları kutlamanın içine yerleştirmek anlamına gelmiyor. Asıl mesele, kadınların yaşamı kuran, hafızayı taşıyan ve direnişi bugüne ulaştıran kurucu gücünü görünür kılmak oluyor. Newroz ateşi de tam burada, ritüelden politik hafızaya; mevsimsel yenilenmeden toplumsal dirilişe ve direnişe; geçmişten bugünün kadın özgürlük mücadelesine uzanan canlı bir çizgiye dönüşüyor.
Yarın: Kürtlerde Newroz: Kürdistan’ın tarihsel hafızası







