Medya’nın dili kimi koruyor?

  • 09:08 16 Ağustos 2026
  • Medya Kritik
 
Pelşin Çetinkaya
 
AMED - İktidara yakın medya eril dili sürdürürken, kadın katliamlarını haberleştiren başlık, spot ve görsellerde katliamın toplumsal boyutu yerine gerekçesi ve yöntemi öne çıkarılıyor. 
 
 Her gün bir kadın daha erkek şiddetinin hedefi oluyor. Kimi evinde, kimi sokakta, kimi iş yerinde, kimi de ayrılmak istediği erkek tarafından katlediliyor. Her katliamın ardından benzer cümleler kuruluyor; “Tartışma çıktı”, “Kıskançlık krizi”, “Boşanmayı kabullenmedi”, “Öfkesine yenildi” deniliyor. Böylece kadınların yaşam hakkını ortadan kaldıran sistematik şiddet, bireysel öfke ve anlık tepkiler üzerinden açıklanıyor. Oysaki kadın katliamları bir anda ortaya çıkmıyor. Katliama giden yol çoğu zaman tehdit, takip, taciz, fiziksel ve psikolojik şiddet, ekonomik baskı, dijital şiddet ve kadınların yaşam alanlarının daraltılmasıyla örülüyor. Kadın “Hayır” dediğinde, ayrılmak istediğinde, kendi yaşamına dair karar aldığında ya da erkek egemenliğini reddettiğinde şiddetin dozu artıyor. Bu nedenle kadın katliamlarına yalnızca sonuç üzerinden bakmak yanlış olur.
 
Kadının iradesini tanımayan bir zihniyet
 
Erkek egemen sistem, kadının yaşamı üzerinde söz sahibi olmayı erkeklere tanımlanmış bir hak gibi sunuyor. Kadının kiminle görüşeceğinden nasıl giyineceğine, nerede çalışacağından kiminle evleneceğine kadar uzanan bu tahakküm, kadınların yaşam alanlarını sınırlandırıyor. Kadın kendi kararını verdiğinde ise erkek şiddeti devreye giriyor. Bu nedenle kadın katliamlarının merkezinde yalnızca “Bir erkeğin öfkesi” değil, kadının iradesini tanımayan bir zihniyet bulunuyor.
 
Failin gerekçesi, kadının yaşamından daha önemli!
 
Tüm bunlar yaşanırken medyanın rolü de burada çok önemli bir noktada duruyor. İktidara yakın, muhalif ve bazı yerel ajanslar, bu konuda kullandığı başlık, fotoğraf ve sözcükler aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretebildiğini ortaya koyduğunu görebiliyoruz. Kadın katliamı haberlerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, failin eylemini açıklamak yerine meşrulaştırabilecek gerekçelerin öne çıkarılması. “Sevgilisini kıskandığı için öldürdü”, “Boşanmak istemeyen koca dehşet saçtı”, “Tartışma cinayetle bitti” gibi ifadeler, cinayetin öznesini failden uzaklaştırıyor. Burada sorulması gereken temel soru şu: Bir erkek bir kadını katlettiğinde neden ilk olarak “Neden katledildi?” sorusuna yanıt aranıyor da “Bir erkeğin bir kadının yaşamı üzerinde katletme hakkını kendinde görmesinin nedeni nedir?” sorusu sorulmuyor? İşte tam da bu dil, erkeğin şiddet eylemine bir gerekçe ararken kadının yaşamını ve iradesini sorgulayan bir duruma da dönüşebiliyor.
 
İktidara yakın medya, muhalif basın ve bazı yerel basın, haberlerinde her zaman sürdüğü kültürden vazgeçmeyerek faili ve işlenen suçu değil kadını hedef aldı.
 
Sözünü ettiğimiz medya organlarının paylaştıkları haberlerinde kadın katliamını nasıl ele aldıklarını değerlendirdik.
 
TRT Haber’in konuya ilişkin haberinde “İstanbul'da kadın cinayeti: Öğretim görevlisini yakarak öldürdü” başlığını kullandığı görülüyor. Başlıkta kadının nasıl katledildiğine ilişkin yöntemin ayrıntılı biçimde öne çıkarılması, kadın katliamlarının haberleştirilmesinde kullanılan eril ve şiddeti yeniden üreten dili de görünür kılıyor. “Yakarak” ifadesi, katliamın işleniş biçimini öne çıkarırken aynı zamanda şiddetin yönteminin görünür kılınmasına neden oluyor.
 
Diğer yandan SoL Haber ise paylaştığı haberinde “Eski Afgan yargıç: Taliban bir kadını 'yemeği kötü pişirdi' diye yakarak öldürdü” başlığı ve “Afganistan'daki bir kadının "Kötü yemek pişirme" nedeniyle Taliban militanları tarafından canlı canlı yakıldığı bildirildi” şeklinde spotuna yer verdi. Burada ise kadının katledilmesine ilişkin gerekçelerin öne çıkarıldığı görülüyor. Haberde yer verilen bu gerekçeler, katliamın nedenini açıklamaktan öte, kadının katledilmesini  meşrulaştıran ve resmen “Hak edilmiş bir katliam” algısı yaratan bir durum oluşturuyor.
 
Gündeme Bakış ise “Adana'da kadın cinayeti: Uykusunda tabancayla katletti!” başlığıyla yayımlanan haberde ise katliamın hangi araçla işlendiğinin açıkça belirtildiği görülüyor. Başlıkta “Tabanca” ifadesinin kullanılması, katliamın yöntemini ve kullanılan aracı öne çıkarıyor. Ayrıntının haber başlığında verilmesi, kullanılan şiddet aracının görünür hale gelmesine neden oluyor.
 
Öte yandan Sabah Gazetesi de başlığında “Karabük’te kadın cinayeti: Dini nikahlı eşinin boğazını kesti” ifadelerine yer verirken, spotunda ise “Karabük’ün Yenice ilçesinde meydana gelen olayda bir süredir dini nikahlı olarak yaşadığı eşini çocuklarının gözü önünde boğazından bıçaklayarak öldürdü. Olay sonrası intihar girişiminde bulundu” ifadeleri kullanılıyor. Burada “Boğazını kesti” ve “Boğazından bıçaklayarak öldürdü” ifadeleri, katliamı nasıl gerçekleştirildiğini ayrıntılı biçimde öne çıkarıyor. Bu yaklaşım odağı kadının erkek şiddeti sonucu katledilmesinden katliamın hangi yöntemle gerçekleştirildiğine kaydırıyor. Aynı zamanda kullanılan yöntemin açık biçimde tarif edilmesi, şiddetin yöntemini görünür ve tekrarlanabilir hale getirerek faillere suçun işleniş biçimi konusunda yol gösteren bir dilin yeniden üretilmesine neden olabiliyor.
 
Habertürk'te ise “Bina görevlisi, yaşlı kadını öldürdü! Korkunç cinayet” diye başlık atarken burada kadının yaşlı ya da genç oluşuna dair bilgi verilmesi dikkatleri yine asıl olayda yani katliamdan uzaklaştırıp, katledilen kadına dair verilen bilgiye çekilmesine neden olabiliyor.
 
Cumhuriyet ise konuya ilişkin paylaştığı bir haberinde başlık ve spotunda şu ifadelere yer verdi: “Tartıştığı kadını 7 bıçak darbesiyle katletti!”
 
“Aydın'ın Nazilli ilçesinde İsmail E. (25), tartıştığı Mizgin Karademir'i (29) göğsünden 7 bıçak darbesiyle bıçaklayarak öldürdü.” Başlığa bakacak olursak “Tartıştığı” ifadesiyle katledilmesine gerekçe sunulduğu görülüyor. Bu gerekçe de okura failin “kadının suçu olduğu için katletmiş” algısını veriyor. Dolayısıyla fail bu gerekçeyle aklanmış konumuna düşüyor.
 
Ayrıca spotta yer alan hem katledilen araç olan “Bıçak” ve “7 defa” ayrıntılarının birlikte kullanılması, haberin bilgi verme işlevinin ötesine geçerek katliamın ne dozda olduğunu anlatıyor. Dolasıyla bu anlatım biçimi etik kurullara aykırı olmayan bir şekilde önümüzde duruyor.