Gülistan’dan Rojîn’e adalet talebi büyüyor

  • 09:06 10 Haziran 2026
  • Güncel
Rozerin Gültekin 
 
DÊRSİM- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatif  üyeleri, “Gülistan Doku’ya ne olduğu sorusu hala orta yerde duruyor. Dêrsim’deki kadınların, öğrencilerin sesi olmak hepimizin görevi. Kadının yaşamına dair sözü kurabilmesi, kaderini tayin hakkı bizim vazgeçmeyeceğimiz mücadele alanlarımızdan birisi” diyerek çalışmalarına çeşitli kentlerde devam edeceklerini söyledi.
 
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Gülistan, Rojwelat, Rojîn; erkek-devlet şiddetiyle kaybedilen kadınlara adalet talep etmek için Dêrsim’deyiz” şiarıyla 6-7 Haziran’da Dêrsim’de bir araya geldi. İnisiyatif üyeleri, gerçekleştirdikleri buluşma ve basın açıklamasında kaybettirilen kadınlar için adalet talebini yükseltirken, özel savaş politikalarına karşı mücadele gerekçelerini anlattı.
 
‘Gülistan Doku’ya ne oldu? Sorusu’
 
“Gülistan Doku’ya ne olduğu sorusu hâlâ orta yerde duruyor” diyen Sebahat Tuncel, Gülistan Doku’nun katledilmesine ilişkin devlet kurumlarının da içerisinde olduğu örgütlü bir kötülüğün kamuoyuna yansıdığını belirtti. Sebahat Tuncel, “6 yıldır Gülistan Doku’nun arkadaşları, ailesi, kadın hareketi ‘Gülistan Doku’ya ne oldu?’ sorusunu soruyordu. Bu mücadele sonucunda bugün ortaya çıkan bir gerçeklik var. Bu gerçeklik; bakanından valisine, emniyetine, üniversitesine, hastanesine kadar herkesin içerisine girdiği bir suç ortaklığı. Dolayısıyla bu ciddi bir problem ve Dêrsim’e yeniden bakmayı, Gülistan Doku’ya ne olduğu sorusunu sorarken sadece bu meselenin Gülistan Doku ile alakalı olmadığı gerçeğini bir kez daha tartışmaya açmış oldu” dedi.
 
Gençler, kadınlar yaşadıklarını anlattı: 38’den bu yana süren politikalar
 
Dêrsim’de gerçekleştirdikleri buluşmanın içeriğine dair konuşan Sebahat Tuncel, “Dêrsim’deki gençleri, Dêrsim Kadın Platformu’nu, Dêrsimlileri dinleyerek ne olduğunu anlamak ve buradan nasıl ortak çözüm geliştirebiliriz diye tartıştık. Mesele sadece Dêrsim meselesi değil; sadece buradaki kadınların, kadın platformunun sorunu değil; sadece Gülistan Doku’nun ailesinin sorunu değil, aslında kadınlar olarak hepimizin sorunu. O zaman biz kadınlar olarak buradan nasıl çıkarız, üzerine bir tartışma yürüttük. Hem üniversite öğrencileri hem kadın platformundaki arkadaşlarımızın aktarımları sürecin doğru anlaşılması açısından önemliydi. Hem bildiğimiz hem bilmediğimiz konular çok açık olarak ifade edildi. Ortaya çıkan durum şu: Aslında Dêrsim’de özel savaş politikasının Kürt kadınları ve gençler şahsında bir pratiğe dönüştüğü. Dolayısıyla buna karşı, aslında barış politikasını geliştirmenin ne kadar önemli olduğu da ortaya çıktı. Kadınlar, 38 Dêrsim Katliamı’ndan sonra Dêrsim’in devlet tarafından özel alan olarak konumlandırıldığını, güvenlik perspektifiyle hareket edildiğini, 38’den bugüne taşınan bir hafıza olduğunu, aslında bu hafızadan bağımsız ele alınmaması gerektiğini de ifade etti. Yani bir tarihsel yüzleşmeye de ihtiyaç var. Dêrsim’de 9 bin öğrenci var ama ifade edilen 10 binden fazla güvenlik görevlisi var. Bunlar resmi olan, üniformalı olanlar. Ama bunun dışında üniformalı olmayan, güvenlik görevlileriyle birlikte çalışan kişilerin olduğunu düşündüğümüzde, aslında burası bir ‘güvenlik’ politikasının uygulandığı bir alana dönüşmüş durumda. Bu ciddi bir problem” diye belirtti.
 
‘Devlet, gençlerin güvenliğini tehdit eden bir özne hâlinde’
 
Uygulanan politikalar ile Kürdistan’ın çeşitli illerinden gelen öğrencilerin Dêrsimlilerle daha güçlü ilişki kurmasının da engellendiğinin altını çizen Sebahat Tuncel, “Baskıya maruz kalan öğrencilerin şikâyet mekanizmalarının engellendiği, hukuk mücadelesi verdiklerinde şikâyetçi olmasına pişman eden bir yaklaşım ya da başka baskılara maruz kaldıkları bir durumla karşı karşıya olma hâli var. Yine akademinin bağımsız ve özgür olmadığı; bir şekilde devlete bağımlı hâle getirildiği, aslında akademi içerisindeki bazı görevlilerin bile bu suç şebekesinin bir parçası olduğu gerçeği ortaya çıktı. Akademinin kendisi, üniversitenin kendisinin özgür bir alan olması gerekirken, devletin tüm kurumlarının bu üniversite alanına sıkıştırılmış olması bile aslında orada gençlerin güvenli ve özgür bir ortamda olmasını engelleyen bir duruma dönüştü. Devlet gençlerin güvenliğini sağlaması gerekirken, gençlerin güvenliğini tehdit eden, yaşam hakkının elinden alınmasına neden olan bir özne hâline gelmiş durumda. Dolayısıyla bütün bunlara karşı mücadele etmek gerekiyor” sözlerini kullandı. 
 
‘Mücadeleyi ortaklaştırma zemini’
 
Sebahat Tuncel, son olarak şunları dile getirdi: “Bu buluşma, Gülistan Doku’nun katledilmesinin Türkiye’deki savaş politikalarından, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden bağımsız ele alınamayacağını; Kürt kadınlarına karşı aslında ırkçı bir yönelimin de olduğunu ortaya koymak amacı taşıyordu. Kadın katliamlarının politik olduğunu, bunun savaşla bağlantısının bulunduğunu, barış politikalarıyla birlikte kadınların faillerinin ortaya çıkartılması ve ‘bir daha asla’ demek için bu güvenlikçi politikalara son verilmesi talebiyle buradayız. Savaş politikalarına ‘hayır’ demek, barışı birlikte inşa etmek hepimizin sorumluluğu. Bunun için buradayız. Kadınlar olarak dayanışmayı güçlendirmemiz, ortak mücadeleyi geliştirmemiz gerekir. Dêrsim’deki kadınların, öğrencilerin sesi olmak hepimizin görevi; bu sadece Dêrsimlilerin sorunu değil. Çünkü buradaki ses aslında duyurulmuyor. Bu sesi dışarıdan kadınlar olarak nasıl güçlendirebiliriz, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak bu sesi nasıl görünür kılabiliriz üzerinden bir tartışma yürütüyoruz. Bu geliş sadece Dêrsim’e mahsus bir geliş değil; aslında bu geliş yeniden bir buluşma ve mücadeleyi ortaklaştırma zemini olarak ele alınıyor.”
 
Buluşmalar diğer kentlerde de devam edecek
 
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak barış sürecinde kadınların özne olarak yer alması için mücadele ettiklerini belirten Zeynep Nilgün Salmaner, barışın bir adımı olarak kadın katliamı faillerinin açığa çıkarılması olduğunu ifade etti. Zeynep Nilgün Salmaner, “Kadın kırımlarının yeni olmadığını da biliyoruz. 90'lardan beri yürütülen savaş politikası, özel savaş politikası var ve kadınlar değişik şekillerde hayatını kaybediyor, intihar süsü veriliyor. Dêrsim bizim için, Gülistan özelinde son derece simgesel bir yer. Yolculuğumuz aslında Dêrsim’le başladı; daha sonrasında Batman, Wan ve onun dışında da kadınların özellikle kolluklar, üniformalılar tarafından katledildiği yerlerde devam edecek. Yaptığımız konuşmalarda devletin de içinde yer aldığı organize yapıların ne kadar net görünür olduğu da ortaya çıktı. Biz de bunların takipçisi olacağımızı söyledik. Bir kez daha altını çizerek söylüyoruz ki; failleri belli ama sonuçlanmayan davalarda katledilen kadınların adına savunma yapmaya, onları görünür kılmaya devam edeceğiz. Eğer biz barıştan söz ediyorsak, bu yaşananların sonlanması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü barışın olduğu yerde ölümlerin, kadın ölümlerinin çok çok azalacağını biliyoruz. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak geçmişten gelen bir geleneğimiz var. Kürt kadın hareketiyle Türkiye’deki feminist kadınların bir arada mücadele ettiği bir gelenekten söz ediyoruz ve bu mücadelenin de barış olsa dahi, barışın korunması için hep birlikte sürdürüleceğini söylüyoruz” diye vurguladı.
 
Vazgeçmeyeceğimiz mücadele alanlarımız
 
Zeynep Nilgün Salmaner, son olarak şu aktarımda bulundu: “Ortaya çıkan çok hızlı yargılamalar var ama o yargılamalar sadece buzdağının küçük bir ucu. Ortak mücadele veren kadın örgütleri son derece güçlü ve cesur davranıyorlar. Ses çıkarabiliyorlar, ısrarcı oluyorlar. Ulus devletlerde özellikle kadın bedeni üzerinden düşman hukuku uygulanırken topluma da bir mesaj veriliyor. Biz bunu çok yaşadık. Ekin Wan’ın bedeninin teşhir edilmesi, 90’larda katledilen devrimcilerin, mücadele eden yoldaşların bedenlerinden uzuvlarla çekilen fotoğrafların servis edilmesi topluma verilen mesajlardır. Eğer bu coğrafyada, bu topraklarda barış gelecekse bütün bu güvenlik uygulamalarından, insanlık dışı uygulamalardan vazgeçilmesi gerekiyor. Bütün kadınların söylediği bu. Kadının kendine, yaşamına dair söz kurabilmesi, kaderini tayin hakkı bizim vazgeçmeyeceğimiz mücadele alanlarımızdan birisi.”