Ayşegül Doğan: Sürecin dili yapıcı olmalı

  • 14:03 16 Nisan 2026
  • Siyaset
ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündeme dair yaptığı açıklamada, "Barış ve demokratik toplum sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz" dedi. 
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair  partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu. 
 
Okullara yönelik saldırılarda yaşamını yitirenlere başsağlığı dileyen Ayşegül Doğan, yıllardır bu konuda uyarılarda bulunduklarını ve yapısal bir şiddetin tek bir nedenden kaynaklanmadığını ifade etti. Bu şiddetin her alana yayıldığını belirten Ayşegül Doğan, “Bugün yaşadıklarımızla birlikte görüyoruz ki yalnızca okullarda yaşanan şiddet değil, her alana yayılmış olan adeta bunu daha önce yeni doğan skandalı olarak ortaya çıkan bebek ölümlerinde de ifade etmiştik. Sapır sapır bir dökülme hali var Türkiye’de. Ahlaki olarak bunu değerlendirmek gerekiyor. Nasıl bu günlere varıldı. Nedenleri üzerinde bir geniş tartışmaya ihtiyaç var ve bu sonuçları ortadan kaldırmak, bundan sonra kısa, orta, uzun vadeli ne tür politikalar geliştirmek gerektiğini de konuşmak gerekiyor. Toplumsal kutuplaşma, şiddetin normalleştirilmesi, ne yazık ki kullanılan siyasal dil ve bunun topluma yansıması, anti demokratik uygulamaların artıyor olması, dolayısıyla hukukun üstünlüğünden yoksun kalmış bir toplumsal gerçekliğin ortaya çıkması, eğitim kurumlarını da sağlık kurumlarını da hayatın her alanını böyle etkiliyor. O sebeple bu yalnızca şundan kaynaklıdır deyip geçiştiremeyiz. Geniş bir toplumsal ve politik iklimin yansıması olarak değerlendirmek gerekiyor” dedi.  
 
Sorumluluk alma çağrısı
 
Özgür ve eşitlikçi bir eğitim anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Esaslı politik değişimlere ihtiyaç var. Yapısal sorunları ortadan kaldırmak için yapısal dokunuşların mutlaka ama mutlaka ortaya çıkması gerekir. Bunun için de öncelikle ne yapmalıyız? Siyasi sorumluluğu kabul etme erdemini göstermeliyiz. Bugün televizyonları izleyenler hakim bir şiddet dilinden başka ne görüyorlar? Ya da sosyal medya platformları. Ancak bunları da tek etken olarak gösteremeyiz. Çoklu etkeni olan ve pek çok parametre üzerinden değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız.  Biz de DEM Parti olarak bu konuya dair bir rapor hazırlığı içindeyiz. Aynı zamanda Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin bir karar çıktı. Bu kıymetli bir karar. Bu araştırma komisyonu umarız bundan sonra bu tür olayların yaşanmasının engelleyebilecek politikaların geliştirilmesinin önünü açabilecek kararlar alır. Şimdi buradan Milli Eğitim Bakanlığı'na da özel olarak seslenmek istiyorum. Protesto hakkı anayasal bir haktır ve böylesi bir zamanda insanlar protesto haklarını kullanmayacaklarsa ne zaman kullanabilecekler?  Eğitim kurumları güvenli alanlar olmak zorunda ve buraların güvenli alanlara dönüştürülmesi için insanlar itirazlarını açık bir biçimde ifade etmek istiyorlar. Biz bu mücadelenin yanında duruyoruz ve bunu sonuna kadar destekliyoruz. Buna kurulan bariyerlerin, barikatların da kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz” diye belirtti. 
 
Gülistan Doku dosyası
 
Gülistan Doku ve Narin Güran davasında yaşanan gelişmelere işaret eden Ayşegül Doğan şunları söyledi: “Ucu kime ve nereye dokunursa dokunsun bu olaylar aydınlatılmalı ve karanlıkta bırakılmamalı artık. 6 yıl da geçse, 10 yıl da geçse, 16 yıl da geçse bu adaleti mücadelesi bugün Gülistan Doku isminde simge hale gelen adalet mücadelesi bizim mücadelemizdir ve biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu olayın mutlaka faillerinin gerekli bir şekilde ortaya çıkartılmasını sağlayacağız. Kim olursa olsun. Asıl sorgulamamız gereken, bakınız, 19 yıl geçti bu sözün üzerinden; Bir bebekten bir katili yaratan ve bu kadar çok katil yaratan sistem işte. Bu karanlık nasıl ortaya çıktı? Bunu 19 yıl önce Hrant Dink'i kaybettiğimizde sevgili Rakel Dink ifade etmişti. Yapısal olan bazı sorunlar için yapısal değişikliklere ihtiyaç var.
 
ESP’ye saldırı 
 
Partimizin bileşenlerinden biri Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne dönük operasyonları her gün neredeyse bir yenisi ekleniyor. Somut herhangi bir delile dayanmayan gizli tanıklarla yürütülen bu soruşturma kapsamında hakkında yakalanma kararı olduğunu biliyordu ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Sezin Uçar. İnsan hakları savunucusu. Türkiye'ye dönüyor. Havalimanı da gözaltına alınıyor. Peki tutuklanma gerekçesinin ne olduğunu biliyor musunuz? Kaçma şüphesi. Hakkındaki soruşturmayı bile bile dönen, kaçma şüphesi olmayan bir avukat bir siyasi partinin Eş Genel Başkan Yardımcısı kaçma şüphesi ile tutuklanıyor. Şimdi hukuku adeta siyasetin bir aracına dönüştürdünüz dediğimizde buna sinirlenenlere özellikle sesleniyoruz buradan. Artık bundan vazgeçin. 
 
PM ve MYK toplantıları
 
Geçtiğimiz hafta 5 gün boyunca kapsamlı bir dizi toplantı yaptık. Türkiye'nin gündemindeki önemli başlıkları tartıştık ve bu toplantılar bir rutinin parçası gibi görünse de rutin bir değerlendirme süreci değildi. Türkiye'nin içinden geçtiği süreç, bölgenin içinden geçtiği dönemin ağırlığı, bu tartışmaları daha derin, daha kapsamlı ve daha bütünlüklü bir şekilde ele almamızı zorunlu kıldı. Bir yandan Ortadoğu'da savaş, öte yandan Türkiye'de Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tabii toplamında baktığımızda bölgesel olarak siyasal gerilimler, demokratik alanın giderek daralıyor olması, ekonomik kriz ve adaletsizlik. Bunların hiçbiri biraz önce de ifade ettiğim gibi birbirinden kopuk başlıklar değil ve bizim de tüm bu toplantı serimizde en çok konuştuğumuz başlıklar arasındaydı. 
 
Barış ertelenmez
 
Yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirilemez. ABD ve İsrail'in yürüttüğü saldırgan politikalar bugün İran'a kadar genişleyen bir güç ve paylaşım savaşının sonuçları doğrudan halkların yaşamını belirleyen bir tablo yaratıyor. Üstelik pek çok farklı kimliği de etkileyen bir tablodan bahsediyoruz. Biz diyoruz ki DEM Parti olarak savaş bu coğrafya için kaçınılmaz bir kader değildir. Aksine kaçınılmaz olan savaş siyaseti değil barış siyaseti. Demokratik mekanizmaların işlemediği, özgürlüklerin kısıtlandığı hiçbir yerde, hiçbir siyasal düzende, hiçbir ülkede refah ya da istikrar olamaz. Şimdi tam da bu nedenle Türkiye'de barış meselesinin de artık ertelenemez bir noktaya geldiğini düşünüyoruz. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü bu ülkenin iliklerine kadar işlemiş vaziyette. Bu da çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkıyor. Çözümsüzlük demokrasiyi kilitliyor. Yaşanan felaketler de tesadüf değil dolayısıyla yanlış politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz. Bu yanlış politik tercihler ortadan kalktığında bu sonuçlar da büyük oranda değişmeye başlayacaktır.  O yüzden biz diyoruz ki, demokrasi olmadan adalet, adalet olmadan refah olmaz. Barış olmadan hiçbir şey kalıcı hale gelmez. 
 
Süreçte hukuki ve siyasal ilerleme
 
Parti Meclisimiz sonuç bildirgesinde en başta Meclis olmak üzere iktidarından muhalefetine tüm siyasal ve toplumsal dinamiklere hem ortak mücadele çağrısı yapıyor hem de yakın dönemde yapılması gerekenlerle ilgili hatırlatmalarda bulunuyor. Bakınız bugün Meclis’in önünde açık bir sorumluluk var. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan raporun üzerinden epey zaman geçti. Ne zaman uygulanacak tartışmaları sürdü. Araya Ramazan ayı girdi. Ramazan ayından sonra Ramazan Bayramı işaret edildi. Ramazan Bayramı geçti, hala gündeme alınmadı. Şimdi bu hazırlanan raporun artık altını doldurmak gerekiyor. Türkiye'nin çıkarı sürecin hukuki ve siyasal bir zeminde ilerlemesinde yatıyor. Barış için, özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için yasal çalışmaların yürütülmesinde yatıyor. 
 
Yasal çerçeve takvimi hala yok 
 
Raporda da belirtildiği gibi doğrudan alıntılıyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreci ile birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Hala bu yasal çerçeveyle ilgili herhangi bir adım atılmadı. Hala bu yasal çerçeveye ilişkin komisyon tarafından ortak uzlaşıyla belirlenmiş konulara dair bir takvimlendirme dahi yapılmadı. Yine rapordan alıntıyla örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır. Şimdi bunları neden hatırlatıyoruz? Eğer siyasi partiler arasında grubu bulunan bir genel anlayış birliği varsa, ki var. Rapor bunu tespit ediyor. Ne yapılacağını söylüyor. Buna rağmen sanki bunlar hiçbir şekilde raporda tespit edilmemiş ya da genel bir anlayış birliğine varılmamış gibi yürütülen tartışmalar bu süreçle ilgili kaygıları arttırıyor, güveniz ediliyor. O yüzden partimiz bu tarihsel eşikte pozisyonunu, tavrını yeniden hatırlatma ihtiyacı hissediyor. Belli ki tekrarda yine fayda var.
 
Medya manipülasyonlarına tepki: Müsaade etmeyiz!
 
Biz barış, demokrasi, emek, özgürlük, eşitlik ve bir arada yaşam için mücadeleyi büyüterek sürdürme kararlılığındayız. DEM Parti'nin varlık amacı demokratik siyaset alanının genişlemesidir. Üstelik temsil ettiğimiz gelenek kurulduğu günden bu yana Kürt sorununun silah ve şiddetten arındırılarak diyalog ve müzakere ile çözülmesi gerektiğini savundu. Öyle DEM Parti köşe yazılarıyla, aba altından gösterilen sopalarla ayar verilecek ya da yön gösterilecek bir parti değildir. DEM Parti bütün siyasi partilerle göz hizasında bir ilişki kuruyor. Farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak kabul ediyor. Farklı fikirlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele ediyor. Siyasal uzlaşıyı önemsiyor. Ve bu farklılıkların Türkiye'nin temel meselelerine ilişkin uzlaşmalarının çok değerli olduğunu düşünüyor. Barış ve demokrasi için kurduğu temaslarda karşılıklı saygıyı esas alıyor. Kimseye tepeden bakmıyoruz. Kimseyi yaftalamıyoruz. Kimseyle de dikey ilişki kurmuyoruz. Bunun bize yapılmasına da müsaade etmeyiz. 
 
İlkeli somut adıma ihtiyaç var 
 
Bakınız yürütmenin başı Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yaptığı konuşmada süreci stratejik olarak değerlendirdi. Biz de bu sürece böyle bir perspektiften baktığımızı en başından beri ifade ediyoruz. Barış ve demokratik toplu sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz. Kimsenin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Türkiye'nin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Bunun yerine kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmeli ve herkes, hepimiz üslubumuza özen göstermeliyiz. Yeni bir dönem, stratejik bir dönem ve bu dönem yeni bir dille karşılanmalı. Eskiyi referans vererek değil, eskiyi hatırlatarak değil, o günlerden dersler çıkararak pozitif bir dile ihtiyacımız var. Silahların kalıcı olarak sustuğu, sözün ve demokratik siyaset alanının genişlediği bir dönemi gerçekten hep birlikte kurmak istiyorsak inisiyatife, cesarete, ciddiyete ve ilkeli somut adıma ihtiyacımız var. Artık temenni icraata, raporları yasaya, yasaları hep birlikte hayata geçirelim. 
 
Odak nettir 
 
Bu arada sürecin ilerlemesini talep etmek. Odak barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesidir. Adım atılmasını talep etmek bu sürecin ilerlemesi yönünde güçlü ve kararlı bir irade beyanıdır. Odak nettir. Tıpkı 27 Şubat çağrısında Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi silahların bırakılması, yasaların hazırlanması demokratikleşme adımlarının atılmasıdır. Ve son bir söz olarak; DEM Parti farklı görüşleri, farklı kimlikleri, farklı dilleri ve farklı inançları içeren bir siyasi parti. Ancak Barış ve Demokrasi mücadelesinde partimiz en küçük biriminden merkezine kadar bir bütündür. Barış ve demokratik toplum sürecinde Partimiz içinde iyiler, kötüler, şahinler, güvercinler, sağduyulular ya da sağduyulu olmayanlar, kararsızlar veya müteredditler yoktur. Biz hiç kimseyi böyle kategorize etmiyoruz. Hiç kimsenin de bizi bu şekilde kategorize etmesini doğru bulmuyoruz. 
 
Kongre gündemimizde değil
 
Bir konuya ilişkin de açıklık getireyim. Kongre gündemi ile ilgili de parti meclisimizin sonuç bildirgesinde de genişçe görebilirsiniz bunu. Kongre gündemine ilişkin ve yeniden yapılanmayı ilişkin herhangi bir tartışma şu anda DEM Partinin gündeminde değil ama önümüzdeki günlerde daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu süreç içerisinde biz de yeniden yapılanacağız ve bununla ilgili bir takvim oluştuğunda sizlerle en kısa sürede paylaşacağız.”