Çatışmasızlıktan barışa giden çözüm: Statü ve hukuki güvence

  • 09:03 6 Ekim 2026
  • Hukuk
Rozerin Gültekin 
 
AMED - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan sürecin ilerlemesi için sorumluluk üstlenmesi beklenirken hukuki statüsünün tanımlanmadığına dikkat çeken ÖHD Amed Şube Eşbaşkanı Zeynep Karayılan, “Muhataplığın hukuki güvencelerinin tanımlanması gerekiyor” dedi.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından 11 Temmuz 2025 tarihinde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat öncülüğünde 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu, silahlarını yakma töreni gerçekleştirdi. Son olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla 10 Ağustos’ta Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kanun uygulanması için silahsızlanmaya ilişkin Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) teyit ve tespit raporu bekleniyor. 
 
Yaklaşık iki yıldır devam eden süreçte yasal adımların geciktirilmesine dair Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Eşbaşkanı Zeynep Karayılan değerlendirmelerde bulundu.
 
Gelinen aşamayı sadece silah bırakma veya güvenlik meselesi olarak değerlendirmenin yaşanan tarihsel gerçekliğe yönelik dar bir bakış olduğunu ifade eden Zeynep Karayılan, “On yıllardır süren bir çatışmanın arkasında aslında çok daha derin siyasal, hukuki ve toplumsal sorunlar bulunmakta. Dolayısıyla bugün önümüzde duran mesele de yalnızca çatışmasızlığın sağlanması değil, bu çatışmayı ortaya çıkaran yapısal sorunların demokratik ve hukuki yollarla çözülmesidir. 27 Şubat 2025’te Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından Sayın Öcalan’ın konumunun hukuken tanımlanmamış olması önemli bir boşluk yaratmakta. Bir taraftan kendisinden sürecin ilerlemesi bakımından sorumluluk üstlenmesi, çağrıcı olması, toplumsal dönüşüme katkı sunması beklenirken diğer taraftan bu rolün hangi hukuki statü içerisinde gerçekleştiği açık bir biçimde ortaya konulmamakta. Bir kişiden tarihsel bir sorunun çözümüne katkı sunmasını, çatışmanın önlenmesine yönelik sorumluluk üstlenmesini bekliyorsanız, aynı kişinin bu rolü yerine getirebilmesi için gerekli hukuki ve fiili koşulların yaratılmasını sağlamanız gerekiyor” dedi. 
 
‘Muhataplığın hukuki güvencelerinin tanımlanması gerekiyor’
 
Muhataplığın yalnızca bir siyasal sıfat olmaması gerektiğine dikkat çeken Zeynep Karayılan, “Bu muhataplığın görüşme hakkı, iletişim kanalları, çalışma koşulları ve sürece katılma biçimleri bakımından da hukuki karşılığının olması gerekiyor. Muhataplığın hukuki güvencelerinin tanımlanması gerekiyor. Sürecin hukuki çerçevesini belirleyen, iletişim ve müzakere kanallarını güvence altına alan, tarafların ve muhatapların rollerini öngörülebilir hale getiren, aslında genel bir hukuki düzenlemeye ihtiyaç var” diyerek başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü olmak üzere sürece dair hukuki adımların atılmamasının süreci kırılgan hale getirdiğine dikkat çekti.
 
Umut hakkı ve fiziki özgürlük farkı
 
Umut hakkı ve fiziki özgürlüğün birbiriyle ilişkili olduğunu ancak farklı kavramlar olduğunu belirten Zeynep Karayılan, “Umut hakkı, bir kişinin hayatının geri kalanında hiçbir koşulda özgürlüğüne kavuşamayacağı biçimde mahkûm edilmemesini, belli bir aşamadan sonra cezanın gözden geçirilebileceği ve tahliyeye yönelik karar verilebilecek bir mekanizmanın olmasını öngören, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları neticesinde tanınmış bir hak. AİHM, Sayın Öcalan hakkında vermiş olduğu kararla aslında Türkiye’yi mahkûm ediyor. Sayın Öcalan’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesinin ve bu cezanın hayatının sonuna kadar devam edecek olmasının işkence yasağını ihlal ettiğine yönelik tespitte bulunuyor. Türkiye’den bu mekanizmanın değiştirilmesini, verilen bu cezanın bir gün gözden geçirilmesine olanak sağlayacak bir mekanizmanın geliştirilmesini istiyor. Yapılması gereken, Türkiye’nin infaz hukukunu bu kararlar neticesinde insan onuru ve aslında hukuk ilkeleri ile uyumlu hale getirmesi. Yapılacak bir yasal düzenleme ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş herkes için uygulanabilecek bir mekanizma oluşturmak. Umut hakkı, özgürlüğe giden hukuki yolun kapatılmaması; fiziki özgürlük ise bu yolun sonucunda kişinin doğrudan özgürlüğüne kavuşmasıdır” sözlerini kullandı.  
 
‘Hukuki ve demokratik güvencelerle verilmesi gerekiyor’
 
“Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından hukuki ve siyasal muhataplık meselesidir” diyen Zeynep Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki konumunun tanımlanmasının bir kişinin statüsüne ilişkin teknik bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Zeynep Karayılan, “Sayın Öcalan, 27 Şubat’ta yapmış olduğu bu çağrıyla aslında PKK’ye silahlı mücadeleyi bırakma ve aslında örgütsel varlığını feshetme çağrısında bulunmuştu. Bu aşamadan sonra elbette ki hukuk düzeninin de sürecin gereklerini karşılayacak bir şekilde dönüşmesi gerekiyor. Çünkü silahlı çatışmanın sona erdirilmesine ilişkin bir irade ortaya konulmuş ve bu iradeye de cevap verilmişti. Bunun karşılığının yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, hukuki ve demokratik güvencelerle verilmesi gerekiyor. Bu nedenle aslında bundan sonraki aşamada, aslında öncelikle İmralı tecrit koşullarının değiştirilmesi, Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla, ailesiyle, gerekli görüldüğünde toplumsal ve siyasal temsilcilerle bir araya gelmesi, düzenli bir şekilde, engelsiz bir şekilde bir araya gelmesi ve günün sonunda aslında fiziki özgürlüğüne ilişkin hukuki mekanizmaların işletilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Atılan ilk adımının devamının sağlanması gerekiyor’
 
Zeynep Karayılan, son olarak şunları dile getirdi: “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Meclis tarafından kabul edildi ve Resmî Gazete’de yayımlandı. Ancak silahların bırakılmasına yönelik tespit, MGK kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra kanun yürürlüğe girecek. Önümüzde kusursuz, Kürt meselesini bir anda çözecek bir hukuk metni yok. Bizim beklentimiz elbette ki silahların devre dışı bırakılmasına ilişkin bir düzenleme değildi. Sayın Öcalan dahil bütün siyasi tutsakların durumunu ilgilendiren, demokratik siyasetin önündeki engelleri kaldıran, toplumsal bütünleşmeyi ve geçmişle yüzleşmeyi sağlayacak mekanizmaları kapsayan bütünlüklü bir hukuk çerçevesine ihtiyaç vardı. Eksiklikleri eleştirmekle birlikte atılmış olan bu ilk adımın önemini de göz ardı etmemek gerekiyor. Yarım asrı aşan bir çatışmanın tek bir yasayla çözülebileceğini öngörmek zaten gerçekçi değil. Sayın Öcalan’ın deyimiyle, ‘1000 kilometrelik yol bir adımla başlıyorsa bugün o atılan ilk adımın değerini bilmek gerekiyor.’ Aynı zamanda aslında o ilk adımın devamının da sağlanması gerekiyor. Hükümet meseleye güvenlik ve silahsızlanma odaklı yaklaşmakta. Ancak Kürt meselesi yalnızca silahların bırakılması meselesi değildir. Dolayısıyla silahların devre dışı bırakılmasına ilişkin hukuki mekanizmaların oluşturulması önemli olmakla birlikte, Kürt toplumunun siyasal, kültürel ve demokratik taleplerinin hangi mekanizmalarla karşılanacağı konusunda da somut bir hukuk çerçevesinin oluşturulması gerekiyor. Kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, çatışmayı üreten siyasal ve hukuki zeminin dönüştürülmesiyle mümkün.”