Şiddeti önlemek için yapısal dönüşüm şart!

  • 09:05 30 Ocak 2026
  • Hukuk
 
İSTANBUL-  11’nci Yargı Paketi’ne dair değerlendirmelerde bulunan Avukat Yağmur Birdal,“Ceza artışı tek başına çözüm değil. Önleme, koruma, yargılama ve iyileştirme adımlarını içeren bütüncül bir dönüşüm gerekiyor” dedi. 
 
Meclis’te kabul edilen 11. Yargı Paketi’nin ardından cezaevlerinden tahliyeler başlamış, bu süreçte Rojda Yakışıklı’nın katledilmesi kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Kadınlara yönelik şiddet vakalarının artış gösterdiği bu dönemde, 13 Ocak’ta İstanbul Kartal Anadolu Adalet Sarayı’nda görev yapan kadın hakim Aslı Kahraman, savcı Muhammet Çağatay Kılıçaraslan tarafından ateşli silahla yaralandı. Görev yapan bir kadın hâkimin, herkesin gözü önünde bir savcı tarafından ateşli silahla vurulması yargı kurumlarında dahi kadınların güvende olmadığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Avukat Yağmur Birdal değerlendirmelerde bulundu.
 
 ‘Koruma hattında güvensizlik var’
 
 Yağmur Birdal, infaz düzenlemesinden sonra katledilen Rojda Yakışıklı için devletin tahliye, risk değerlendirmesi ve koruma hattındaki güvensizliğin açığa çıktığını aktardı. Yağmur Birdal, “Bir yargı paketi, eğer kamuoyunda daha çok infaz, tahliye, usul hızlandırma başlıklarıyla görünür olup kadına yönelik şiddette önleme, koruma, cezasızlıkla mücadele zincirini güçlendirmiyorsa; güveni artırmaktan çok güvensizliği derinleştirir” dedi.
 
‘Devlet erken müdahale etmeli’
 
Devletin yükümlülüğünün sadece suçları cezalandırmak değil, aynı zamanda şiddeti önlemek için erken müdahalede bulunmak olduğunu vurgulayan Yağmur Birdal, “Kadın cinayetleri, çoğu kez bir anda değil; daha önce işaret veren, tırmanan bir şiddet hattının sonunda gerçekleşir. Bu yüzden her cinayet bize şu soruyu sordurur: Risk daha önce biliniyor muydu? Biliniyorsa gerekli tedbirler zamanında ve etkili biçimde alındı mı? Alınan tedbirler denetlendi mi? İhlallerde hızlı yaptırım işletildi mi? Bu halkalardan biri işlemiyorsa sorun münferit değil, yapısal ve kurumsal bir sorundur. Aynı zamanda erkek şiddetinin istisna değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle beslenen bir süreklilik olduğunu ve devletin bu sürekliliği kıracak bütüncül politikaları zayıflattığı ölçüde kadın cinayetleri riskinin arttığını gösterir” diye konuştu.
 
‘Erkek şiddeti normalleştirildi’
 
Görev başındaki bir kadın hâkimin saldırıya uğramasının adliyelerdeki güvenlik zafiyetini gözler önüne serdiğini belirten Yağmur Birdal, “Kadınlar için güvenli olması gereken kurumlar bile erkek şiddetinden azade değil. Üstelik mesele sadece bireysel bir öfke patlaması değil; gücün, hiyerarşinin ve erkekliğin korunduğu bir düzenin içinde şiddetin nasıl normalleşebildiğini gösteren bir kırılma anı. Kurum içinden gelen tehdidi, statünün sağladığı rahatlığı, silaha erişimi, erken uyarı ve disiplin mekanizmalarının etkinliğini birlikte düşünmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.
 
‘İstanbul Sözleşmesi uygulanmalı’
 
Son olarak Yağmur Birdal, kadın katliamlarının önlenmesinde ceza artımının yetersiz olduğunu ve yapısal bir dönüşüm gerektiğini söyledi. Yağmur Birdal, “Kadın cinayetleri çoğu zaman bir anda gerçekleşmiyor. Öncesinde tehdit, takip, darp, ihlal gibi işaretler veren ve tırmanan bir süreç oluyor. Bu süreçte belirleyici olan, cezanın ağırlığından önce; önleyici tedbirlerin zamanında alınması, koruma kararlarının gerçekten uygulanması ve ihlal halinde hızlı, kararlı müdahalenin devreye girmesidir. Bu yüzden yapısal bir dönüşüm gerekiyor. Şiddet riskini erken aşamada gören ve ciddiye alan bir yaklaşım, koruma mekanizmalarının standart, öngörülebilir ve erişilebilir işlemesi; cezasızlık algısını besleyen uygulamaların ortadan kaldırılması; yargısal pratikte şiddeti hafifleten veya olağanlaştıran reflekslerin terk edilmesi gereklidir. Kadına yönelik şiddet, eşitsizlikten beslenen bir şiddet rejimidir. Bu yüzden gerçek çözüm, cezayı yükseltmekten önce ve onunla birlikte; önleme, koruma, yargılama, iyileştirme hattında bütüncül bir dönüşümdür. Bu bütüncül dönüşümün en somut adımlarından biri, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesidir. Bir diğeri ise 6284 sayılı Kanun’un tartışma konusu yapılmaksızın her aşamada hızlı ve etkin biçimde uygulanmasıdır.”