Ekolojik yıkımın psikolojik sonucu: Eko-kaygı
- 09:04 31 Mayıs 2026
- Ekoloji
Nazlıcan Nujin Yıldız
İZMİR - Ekolojik kriz karşısında büyüyen ve pek bilinmeyen bir kaygı türü olan eko-kaygıya dikkat çeken Şilan Oral, bu kaygı türünün bilinmesinin bir farkındalık yaratacağını ifade ederek, “Eko-anksiyetenin tanımıyla karşılaştıktan sonra insanlarda oluşacak kaygıdan memnun olurum” dedi.
İklim değişikliği ve dünyada artan ekolojik yıkımlar, insan psikolojisini sanıldığından daha fazla etkiliyor. Özellikle gençlerde görülen bir kaygı türü olan eko-kaygı, sadece iklim değişikliği ve doğal olaylar sebebiyle değil, aynı zamanda dünyada artan ekolojik yıkımlar sebebiyle de artmaya devam ediyor. Pek bilinmeyen bu kaygı türünü yaşayan Şilan Oral, eko-kaygıya dair konuştu.
‘Haklı bir kaygı olduğunu görmek beni endişelendirdi’
İzlemiş olduğu bir belgeselin kendisini kaygılandırmaya başladığını ifade eden Şilan Oral, bu durumu merak edip uzman bir kişiye danıştığını paylaştı. O süreçte yaşadığı durumun eko-kaygı olduğunun farkında olmadığını söyleyen Şilan Oral, “Bir yandan da daha fazla konuyla ilgilenmeye, araştırmaya başladım. Çünkü kaygı hissediyordum. Bir yandan da çevre hakkı hakkında ne kadar çok şey bilirsem, çözümlerinin de olabileceğini öğrenebilirim diye düşündüm ve daha çok araştırdım. Kendisi de benimle yaşıt olan Greta Thunberg bir mücadele veriyordu. Avrupa'da iklim için bir mücadele veriyordu. Ben mücadele diyorum ama o yıllarda çok iyi hatırlıyorum; beyaz tenli, Avrupalı genç bir kadın olmasından dolayı iklim mücadelesi çok fazla ciddiye alınmamıştı. Sosyal medyada kendisiyle çok fazla dalga geçildiğine şahit olmuştum. Ancak ben kendisinin o zamandan beri çok kıymetli bir insan olduğunu düşünüyorum ve bu konu hakkında verdiği mücadeleyi destekliyorum.
Tüm bunlarla ilgilenirken üniversiteye başladığım ilk yıl Türkiye'de bu alanla ilgilenen insanlar keşfettim. Kimler ne üretiyor, içerik üreticileri ne söylüyor, bu konu hakkında benim gibi araştıran, düşünen insanlar var mı diye bakınırken birkaç isim bulmaya başladım. Bir gönderiye denk geldim. Bir kadın, kendisinin de sahip olduğu bir eko-anksiyeteden bahsetti ve ben bir anda yıllardır içinde bulunduğum kaygı durumunu adlandırmaya başladım. Yakın gelecekte dünyanın çeşitli kaynaklarının tükenmesi ihtimalinin bireyde yarattığı kaygıydı. O günden sonra daha fazla da ilgilenmeye başladım ama daha fazla kaygı duymaya başladım. Çünkü aslında kaygımın ne kadar haklı bir kaygı olduğunu görmek beni daha da endişelendirdi diyebilirim” dedi.
‘Çözüm adı altında bizi sınırlandırmaya kalkabileceklerini düşünüyorum’
Yaşadığı kaygının günlük hayatını çok etkilediğini dile getiren Şilan Oral, en çok kaygı duyduğu durumun su sorunu olduğunu paylaşarak, susuzluğun sebebinin toplum olmadığını ifade etti. Şilan Oral, “Bir kavram uyduruldu. Karbon ayak izi ve su ayak izi diye bir ifade üretildi. Bu aslında bütün suçu bireye yüklemek için uydurulmuş bir kavram. Suçun tamamen bize yıkılmaya çalışılması beni çok rahatsız etmişti açıkçası. Ben her ne kadar bunun sorumlusunun kendim olmadığını bilsem bile, yine de bir tişört aldığım zaman bin litre su harcadığım gerçeğini değiştiremeyeceğimi bildiğim için kendimi suçlu hissediyorum.
Tabii yakın gelecekte ve uzun vadede planlar yapmamı engelleyen bir şey bu eko-kaygı. ‘Ne için çabalıyorum ki?’ hissi yaratıyor veya aksine her şeyi daha hızlı tüketmeye çalışıyorum. İşte ‘şartlar daha da zorlaşmadan bunu yapmalıyım’ diyorum. Çünkü ekolojik kriz kendini iyice belli ettiği zaman, ekolojik krizde çözüm adı altında bizi sınırlandırmaya kalkabileceklerini düşünüyorum. Yani diyorum ki ‘şimdi yapmazsam o zaman hiç yapamayacağım’” şeklinde konuştu.
‘Çevre hakkı objektif bir şekilde sunulmuyor’
Bu konuya ve ekolojik krize dair dijital medya platformlarında ve televizyonda yer alan haberleri yeterli bulmadığını söyleyen Şilan Oral, çevre hakkının objektif bir şekilde sunulduğunu düşünmediğini dile getirdi. Şilan Oral, “Araştırdığımda her yıl Global İklim Raporu yayınlanıyormuş. Global İklim Raporu o kadar gerçekçi bir rapormuş ki insanlar sisteme müdahale etmesin diye bu raporu artık yapmama kararı almışlar. Yine de doğru habere bir şekilde ulaşmaya çalışıyorum veya ulaşabildiğimde karşılaştığım haberler beni çok daha fazla umutsuzluğa itiyor. Yani öfke duyuyorum ve bir şey yapamayacak bir insan olmanın verdiği üzüntüyü hissediyorum. Umutsuz hissediyorum kendimi ve kaygımda ne kadar haklı olduğumu düşünüyorum. Mesela eko-anksiyetemi bir arkadaşımla paylaştığım zaman bana, ‘Sanırım bende de var’ demişti. Belki de bu konu hakkında bilinçli insanlar olsa, daha çok genç bu anksiyeteyi fark edecek. Çevreyi, doğayı yok etmeye çalıştıklarını anlayacak” diye belirtti.
‘Bakanlığın hiçbir icraatı yok’
Yaşadığı kaygının adını koyamadığı süreçte daha az su tüketmeye çalıştığını kaydeden Şilan Oral, “Şu anda İzmir'de öğrenciyim ve bunları yapabilecek ortamım olmadığı için arka planda kaldı. Sorumluluğun kendimde olmadığını, bireyde olmadığını, halkta olmadığını gayet iyi biliyorum. İzmir'de de su kesintileri oldu. İnsanların evlerindeki sular kesildi. Suyun yetmemesinin sebebi bizim evimizde harcadığımız su değil. Eski adıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olan bakanlığın bugün yeni ismi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu. Ancak bu konu hakkında hiçbir icraatları olduğunu düşünmüyorum, görmedim de. Aksine Avrupa Birliği bir anlaşma ortaya atmıştı. Paris İklim Anlaşması diye. Türkiye'nin de bu anlaşmaya imzacı olmasını hep çok istedim. 2020 yılında, yanlış hatırlamıyorsam, imzacı oldu ve şu anda Türkiye bu anlaşmanın bir üyesi. Ancak Paris Anlaşması'nı da yine alanında uzman biriyle konuştuktan sonra aslında tamamen kapitalizme hizmet ettiğini gördüm. Türkiye'de de hiçbir şekilde somut bir adım göremiyorum. Çünkü üretim endüstrisi aynı şekilde üretimine devam ediyor. Kısıtlama bir yana bırakılsın, daha fazla üretmeleri için teşvik ediliyorlar.
Örnek verecek olursam; Isparta'da meşhur bir içecek fabrikası var. Sadece o fabrika, Isparta'nın içme suyunun yüzde 7'sini kullanıyor. Geçen sene de Isparta'nın barajları neredeyse kuruma noktasına gelmiş. Ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu içecek firmasını daha fazla üretim yapması için teşvik etti” diye ifade etti.
‘Çevremi bilgilendirmeye çalışıyorum’
Şilan Oral, şöyle devam etti: “Bir yerde çevre felaketlerine şahit olduktan sonra, eko-anksiyetenin tanımıyla karşılaştıktan sonra insanlarda oluşacak kaygıdan memnun olurum. Çünkü bu benim kaygımı hafifletir. Bizi bu tarz felaketlerin beklediğini paylaşabilirsem, ne kadar çok insana söyleyebilirsem daha rahatlamış hissediyorum aslında. Böyle bir çözüm yöntemim var. Yani insanlara anlattığım zaman onlar da kaygılanmaya başladıklarını söylediğinde ben diyorum ki olayı doğru anlatabilmişim. Çünkü bana göre bu konuda kaygılanmamak anormal geliyor.
Bazen anlattıktan sonra insanlara soruyorum. Bazıları hiç kaygısı olmadığını söylüyor. Bazılarının motivasyonları da ilginç, ‘Belki o zamana kadar yaşamayacağım’ diyorlar. Ben yaşamayacak olsam bile mutlaka insanlar burada yaşayacak ve yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu fark etmememiz, onun bir parçası olduğumuzu görmememiz bizim yaşamımızı çok zorlaştıracak. O insanların da zorlanmasını istemem. Bu yüzden çevremi olabildiğince bilgilendirmeye çalışıyorum.
Tabii yine dediğim gibi sorumlusu biz değiliz ama etrafımdaki insanlara da söylüyorum. Gereksiz tüketim yapıyoruz, enerjiyi gereksiz yere israf ediyoruz aslında. Buna gerek yok. Bunun için bir çevre felaketine de gerek yok. Günün sonunda dünyayı korumak adına bir adım olmayacak olsa bile insanları aşırı tüketim konusunda bilgilendirmeyi seviyorum ve onların değiştiğini de gözlemliyorum açıkçası. Tabii bu demek değildir ki bu konuda yetkili kişilerden hesap sormayacağız, mücadele etmeyeceğiz. Bu anlama gelmiyor aslında. Yani biz birey olarak üstümüze düşeni yapmalıyız. Ancak yetkililer de üzerine düşeni yapmalı.”







