İtalyan filozoftan Abdullah Öcalan’a: Özgürlüğünüz olmadan barış olmaz
- 12:13 13 Ağustos 2026
- Dünya
HABER MERKEZİ - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a mektup gönderen İtalyan filozof Donatella Di Cesare, "Türkiye’de açılan barış ihtimali beni umutlandırıyor. Bunca ölümün, bunca acının ve onlarca yıllık çatışmanın ardından, artık başka bir tarihin başlayabileceği ihtimali büyük bir önem taşıyor. Ancak size hissettiğim şeyi büyük bir açıklıkla da söylemek zorundayım: Sizin özgürlüğünüz olmadan gerçek bir barışı tahayyül edemiyorum" dedi.
İtalyan filozof Donatella Di Cesare, Abdullah Öcalan'a mektup gönderdi. Mektup, Abdullah Öcalan’a iletilmek üzere İmralı Heyeti'ne ulaştırıldı.
Donatella Di Cesare’nin Abdullah Öcalan'a gönderdiği mektup şöyle:
"Size uzun zamandır yazmak istiyordum; bunu şimdi yapabilme imkanına sahip olmak beni derinden etkiliyor. Adınız, siyasal ve entelektüel yaşamımın önemli bir bölümüne eşlik etti. İtalya’da benim için olduğu kadar pek çoğumuz için de siz hiçbir zaman uzakta, yabancı bir figür olmadınız. Mücadelenizi, tutsaklığınızı, düşüncenizi ve Kürt halkının mücadelesini hayranlık, kaygı ve dayanışma duygularıyla takip ettik.
Hiçbir hapishane, sözlerinizin sınırları aşmasını engelleyemedi
Kürt halkına kendimi her zaman yakın hissettim. Özgürlük, onur ve tanınma uğrundaki uzun mücadelesi, benim için çağımızın en önemli siyasal meselelerinden biri oldu. Ve sizin adınız da bu tarihten hiçbir zaman ayrı düşünülemez. Yıllar boyunca beni belki de en derinden etkileyen şey, İmralı’daki tutsaklığınızı ve özellikle de maruz kaldığınız uzun tecrit dönemlerini düşünmek oldu. Yirmi yedi yılı aşkın bir tutsaklığı tahayyül etmek dahi son derece güç. Tecrit ise tutsaklıktan daha fazlasıdır: bir insan ile dünya arasındaki ilişkiyi kesintiye uğratma, bir sesi muhataplarından yoksun bırakma, düşünceyi seslendiği topluluktan ayırma girişimidir. Ve buna rağmen sesiniz susturulamadı. Beni her zaman etkileyen de bu oldu. Sizi dünyadan ayırmayı amaçlayan koşullar altında, bir ada hapishanesinden düşünceleriniz dolaşımını sürdürdü; tartışıldı, tercüme edildi, eleştirildi ve benimsendi. Hiçbir hapishane, sözlerinizin sınırları aşmasını engelleyemedi.
Aciliyet kazanan sorular
Bu nedenle size çok basit ve son derece kişisel bir şey söylemek istiyorum: Bunca yıl boyunca benim için olağanüstü öneme sahip bir figür oldunuz. Yalnızca direnişinize değil, siyasal mücadelenin kendisini yeniden düşünme kapasitenize de hayranlık duydum-milliyetçiliği, ulus-devleti ve egemen iktidarı sorgulamanıza; demokratik bir arada yaşamanın başka biçimlerini aramanıza. Bunlar, benim kendi felsefi çalışmalarıma da son derece yakın sorular. Kimlik sınırları içine kapanmayan bir topluluğu nasıl tahayyül edebiliriz? Farklı halklar, birinin diğerine tahakküm kurmadığı ortak bir siyasal mekanda nasıl birlikte yaşayabilir? Demokrasiyi egemenliğin, sınırların ve dışlamanın ötesinde nasıl düşünebiliriz? Bugün bu sorular daha da büyük bir aciliyet kazanıyor.
Başka bir tarih mümkün
Türkiye’de açılan barış ihtimali beni umutlandırıyor. Bunca ölümün, bunca acının ve onlarca yıllık çatışmanın ardından, artık başka bir tarihin başlayabileceği ihtimali büyük bir önem taşıyor. Ancak size hissettiğim şeyi büyük bir açıklıkla da söylemek zorundayım: Sizin özgürlüğünüz olmadan gerçek bir barışı tahayyül edemiyorum.
Sizin sözlerinizin ve siyasal girişiminizin böylesine belirleyici bir biçimde mümkün kıldığı bir barış sürecinin, sizin hala hapiste tutulmanızla birlikte ilerlemesinde derin bir çelişki var. Yeni bir demokratik dönem gerçekten başlayabilir mi, eğer bu dönemin mümkün hale gelmesine katkıda bulunan kişi hala özgürlüğünden mahrum bırakılıyorsa?
Özgürlüğünüz barışın parçasıdır
Benim için özgürlüğünüz, barış sağlandıktan sonra ele alınabilecek tali ya da ikincil bir mesele değildir. Özgürlüğünüz, barışın kendisinin bir parçasıdır. Bunca yıl boyunca seslenmeyi sürdürdüğünüz siyasal ve insani topluluktan ayrı ve hapsedilmiş olduğunuz sürece gerçek bir uzlaşma mümkün değildir. Yirmi yedi yılı aşkın tutsaklığınızın ve maruz kaldığınız uzun tecrit dönemlerinin ardından, özgürlüğünüzün muazzam bir siyasal ve simgesel anlam taşıyacağına inanıyorum. Bu, gerçekten başka bir dönemin başladığının işareti olacaktır. İşte bu nedenle bugün benim için barış umudu ile sizin özgürlüğünüze ilişkin umudum birbirinden ayrılamaz. Sizin özgürlüğünüz olmadan barış olmaz.
İtalya’dan sizi uzun yıllardır hayranlık ve dayanışma duygularıyla takip ettiğimi bilmenizi istedim. Ve bugün, bu yeni ve son derece hassas dönemde, size yakınlığımı, saygımı ve umudumu iletme arzusunu her zamankinden daha güçlü hissediyorum. En içten selamlarım ve dayanışma duygularımla."
Donatella Di Cesare kimdir?
Donatella Di Cesare, 29 Nisan 1956’da Roma’da doğan İtalyan filozof, denemeci ve akademisyendir. Roma’daki Sapienza Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı; 1982’de Tübingen Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Daha sonra Heidelberg Üniversitesi’nde Hans-Georg Gadamer’in öğrencisi olarak fenomenoloji ve felsefi hermenötik alanlarında çalıştı. 1985’ten itibaren Sapienza Üniversitesi’nde akademik kariyerini sürdüren Di Cesare, aynı üniversitede Teorik Felsefe Profesörü olarak görev yaptı.
Düşüncesi, kıta felsefesi, hermenötik ve dekonstrüksiyon ekseninde şekillenen Di Cesare; dil, anlam, ötekilik, siyasal topluluk ve çağdaş dünyanın temel çatışmaları üzerine yoğunlaşır. Özellikle felsefenin yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, içinde yaşadığımız siyasal gerçekliği sorgulayan eleştirel bir düşünme pratiği olarak işlev görmesi gerektiğini savunur.
Di Cesare, Hannah Arendt’in siyaset felsefesinden de güçlü biçimde etkilenerek yurttaşlık, çoğulluk, kamusal alan ve birlikte yaşama meselelerini egemenlik ve kimlik siyasetiyle ilişkileri içinde ele alır. Arendt’in çoğul bir dünyada ortak bir siyasal alan kurma fikrini, günümüzün göç, sınır, yabancılık ve dışlanma sorunları bağlamında yeniden düşünür.
Son dönem çalışmalarında felsefeyi doğrudan siyasal alanla buluşturan Di Cesare; şiddet, terör, işkence, egemenlik, sınırlar, göç, yurttaşlık ve yabancılık meselelerine odaklanır. Özellikle Stranieri residenti (İkamet Eden Yabancılar) adlı eserinde göçü yalnızca hukuki veya toplumsal değil, aynı zamanda felsefi ve siyasal bir mesele olarak yeniden düşünür. Devlet egemenliğinin sınırlarını sorgulayarak demokrasi, anarşi ve siyasal topluluk arasındaki ilişkileri tartışır.
Di Cesare’nin felsefesinin merkezinde, ötekiyle karşılaşmayı, farklılıkla birlikte yaşamayı ve siyasal topluluğu kimlik, sınır ve egemenlik kavramlarının ötesinde yeniden düşünmeyi amaçlayan eleştirel bir yaklaşım bulunur. Bu yönüyle akademik felsefeyi kamusal tartışmanın içine taşıyan ve felsefenin ortak siyasal yaşamın temel meseleleriyle yeniden buluşması gerektiğini savunan çağdaş Avrupa düşünürlerinden biridir.







