Devlet medyası: Bir savaş mekanizması 2026-01-25 09:08:09   Melike Aydın    İSTANBUL - İktidara yakın medya organları Kürt halkının sivil ölümlerini görünmez kılarak savaş suçlarını meşrulaştırıyor. Kullanılan dil, Kürt halkını “insanlıktan çıkaran” özel savaş propagandasının parçası haline geliyor.   Rojava’da sivillerin hedef alındığı saldırılar sürerken, Türkiye’de iktidara yakın ve ana akım medya, soykırımı normalleştiriyor. Devlet ajansı ve savaş yanlısı medya organları Kürtlere yönelik katliamları sistematik biçimde görünmez kılarken, Kürt halkını suçlu ve insan dışı sunan bir savaş yöntemi işletiyor. Bu yöntem; yalnızca gerçeği çarpıtan bir yayın pratiği değil, toplumsal vicdanı felç eden, savaşı normalleştiren ve failleri aklayan örgütlü bir özel savaş mekanizması olarak işlev görüyor.   Devlet ajansı katledilenleri insan dışı gösterdi   Faşist rejimlere sahip devletlerin iradeleri soykırım suçlarını meşrulaştırmak için kendi güdümündeki yayın organları üzerinden propagandalarını yaparlar ve bazı kavramları bilinçli olarak kullanır. “Yabani otları ayıklama” “kanser hücresini temizleme” “ulusun bekası” “nihai çözüm” gibi kavramların yanı sıra “temizlik”  kavramı da bunlardan biridir. Bu bilinçli bir propaganda ve psikolojik savaş stratejisidir. Böylece hedef alınan grubu "insan" olmaktan çıkarır ve katledilen insanları "mikrop", "virüs", "haşere" veya "leke" olarak tasvir ederek bu halka yönelik yapılacak katliamı da tıbbi bir zorunluluk gibi sunar. Bir halkı "kir" olarak tanımlarsanız, onları yok etmek bir "katliam" değil, bir "hijyen işlemi" haline gelir. Faşizm toplumu yaşayan varlıklar olarak değil kendi uzvu olarak görür. Bu anlayışa göre ulus bir vücuttur ve bu vücuda uyum sağlamayan veya "farklı" olan her unsur bir "hastalık" veya “parazit” olarak görülür. Katledilen halk kendi uzantısı olarak gördüğü topluma bulaşan hastalığı veya paraziti "temizler" ve kendi uzantısı olan ulusun sağlığı için şart olduğu algısını yaratır. Böylece vicdanlar da ter temiz olur, failler katil olmaktan çıkar ve koruma işini gerçekleştiren alnı ak, başı dik temizlik görevlileri olur.   Sivillerden söz eden yok   Devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansının 23 Ocak tarihli “Suriye'nin Halep kentinde terör örgütü YPG/SDG'den kurtarılan mahallelerde hayat normale dönüyor” başlıklı haberi Nazi Almanya’sının dilini aratmıyor. Haberde şiddet rasyonalize edildi, katledilen insanlar nesneleştirildi ve katliam toplumsal bir görev gibi kutsandı. Ağır insan hakları ihlalleri kitlelerin gözünde meşru kılıfa sokulmaya çalışıldı. Haber, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê Mahallerine yapılan saldırı bir kurtarma operasyonu gibi gösterilirken “arındırma” kelimesi ise yapılan katliamı güzeller nitelikte. Haberde sivillerin katledildiği gerçeğinden hiç bahsedilmiyor. Akit Gazetesi ise bilindiği gibi.   Haberin içeriği şu şekilde :   “*Terör örgütü YPG/SDG'nin işgalinden kurtarılan Suriye'nin Halep kentinin Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallelerinde hayat her geçen gün normale dönüyor :  Yıllarca süren işgalin ardından Suriye ordusu 10 Ocak'ta Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallelerini terör örgütü YPG/SDG'den kurtardı.   *CNN Türk’ün 20 Ocak tarihli “Süleyman Şah Türbesi terörden temizlendi” başlıklı yazısı yine kullanılan savaş dili ile kendinin hangi tarafta olduğunu kanıtlamaktan öte kışkırtan da niteliğe bir içeriğe sahip.    *Yeni Akit’in 11 Ocakta yayınlanan haberi “Halep’ten temizlenen teröristler Türkiye’yi suçladı: Türkiye operasyona hem karadan hem havadan destek verdi” başlığını kullandı.    Savaşı kışkırtan, Kürt halkını rencide eden savaş diliyle yine, Yeni Akit   Faşist propaganda geleneğine göre hakaret, hem bir öfke patlaması hem de bilinçli bir hedef gösterme aracıdır. Yeni Akit ve benzeri yayın organlarının kullandığı sert, yer yer hakaretvari ve kutuplaştırıcı dil "düşük yoğunluklu iç savaş dili" veya "propaganda harbi" taktikleriyle örtüşen işlevlere sahip. Yeni Akit devletin paradigması, strateji ve taktiği doğrultusunda Kürt halkının desteklediği QSD hem “terör örgütü” olarak yansıtılıyor hem de rencide edici bir dil kullanılarak Kürt halkı kışkırtılıyor. 9 Ocak tarihli Akit Gazetesinin başlığı özel savaş stratejisinin önemli bir yansıması. Bu dil farklı bakış açılarına kapasını kapatır ve kitlelere sorgulanamaz doğrular dayatır ve kabul görmesini emreder. Savaş gazeteciliğinin amiral gemisi Yeni Akit barışçıl bir toplumsal sözleşmeyi değil, bir tarafın diğerini tamamen sindirdiği bir tahakküm modelinin temsilcisi olarak haberlerini yapmaya devam etti.   Yeni Akit’in 9 Ocakta yayınlanan “Halep’te teröre kaçış bileti, Suriye ordusu mühlet verdi; Saat 09:00’a kadar şehri terk edin” başlıklı yazısı aşağıdaki gibi;    *7 Aralıkta yayınlanan “SDG’ye aylardır ağzını açmayan DEM, operasyon başlayınca ciyak ciyak oldu: Türkiye’yi suçlayıp ABD’yi müdahaleye çağırdılar başlıklı haber;    * Haberin başlığı ile fotoğrafta kullanılan dil arasında ciddi farklar bulunuyor. Haberde “Suriye'de SDG çöktü, ABD "çekiliyoruz" dedi: 10 yıllık dönem sona eriyor!” başlığı kullanılmış ancak haberin görselinde yazan yazı ise “Suriye’de 10 yıllık işgal bitiyor” denerek Suriye’nin binlerce yıllık sahipleri 10 yıllık işgalci gibi gösteriliyor. Göçe zorlanan binlerce sivil gene değinilmeye layık görülmemiş.    * Yeni Akit’in “Halep’te teröre kaçış bileti! Suriye ordusu mühlet verdi: Saat 09.00’a kadar şehri terk din!” şeklindeki başlığı da yine kışkırtan dili ile öne çıkmış durumda    CNN Türk seküler taklidi bile yapmıyor   CNN Türk’ün 23 Ocakta “Suriye’de olağanüstü hal son buldu, Halep Deyrizor ve Rakka’da iyileşme dönemi” başlıklı manipülatif haberde verilen alt mettin Reqa ve Deyrizor’un seküler bir yönetim altından kurtarılıp cihadist gruplara teslim edilmesinden duyduğu sevinci yansıtmış. Bu sevinci de bir hastalıktan kurtulma ve iyileşme şeklinde yansıtarak aslında savaş sonrası normalleşmeye değil Reqa’nın  DAİŞ çeteleri tarafından yönetildiği döneme selam çakıyor. Bu iyileşme halini sağlayan kim: cihadist HTŞ çeteleri.   ‘Cihadistlerin yalanını doğru gibi veren savaş aparatı Yeni Akit’   İkinci Dünya Savaşında SSCB binlerce Polonyalı subayı infaz etti. Katledilenlerin toplu mezarları bulunduğunda yayın organları aracılığıyla suçu Nazi Almanya’sının üzerine attı. İran - Irak Savaşında Halepçe’de binlerce Kürdün katledildiğinde de benzer bir durum oldu. Dönemin bazı Arap basın organları katliamdan İran’ın sorumlu olduğunu söylemişti, Baas Rejiminin katil diktatörü Saddam Hüseyin’di. Faşizmin manipülasyon aracına dönüşen basın için gerçek, değiştirilebilir bir kurgudur. Çükü kendi işlediği suçu düşmana yıkmak, rejime hem "sınırsız şiddet kullanma yetkisi" verir hem de bu şiddeti uygulayanların vicdanını temiz tutar.    Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê Mahallerinde bir yılı aşkın süren bir abluka zaten devam ediyordu. HTŞ’nin daha ilk günden hatta abluka başladığından o tarihe kadar katlettiği insan sayısı gerçek anlamda bilinmiyor. Haliyle 8 Ocakta Yeni Akit’in yayınladığı “YPG Halep’te sivillere saldırdı”haberi gazeteciliğin temel sorularına -5 N 1 K- bile yanıt olabilecek nitelikte değil. Verdiği bilgi oldukça şüpheli çünkü kaynağı güvenilir değil. HTŞ çete devletine bağlı Halep Sağlık Müdürlüğünün verdiği bilgilere göre 10 kişi hayatını kaybetmiş 88 kişi de yaralı. Saldıran da YPG, yani kendi halkına saldırmış gibi görünen mantıksız bir manzara. Ama benzer kurguya sürekli maruz kalanlar için zamanla mantıklı bir çerçeve bile gerekmiyor ne de olsa.