Suruç, Gar katliamı failleri seçilmiş 150 DAİŞ'li arasında mı?

  • 09:02 26 Ocak 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - Gar Katliamı Dava Avukat Senem Doğanoğlu, Türkiye’de gerçekleştirilen katliam faillerinin HTŞ’nin boşalttığı cezaevlerinde olduğunu hatırlatarak, “IŞİD ve HTŞ tarafından serbest bırakılan ilk ekipte onlar mı vardı? Irak’a gönderilen 150 seçilmiş IŞİD’li kimdi” diye sordu.  
 
HTŞ ve bağlı çeteler Türkiye’nin silahlarıyla Rojava saldırılarını sürdürürken, saldırılar kapsamında 2014-2015 yıllarında çok sayıda katliam ve soykırım geçmişi bulunan DAİŞ'linin tutulduğu cezaevlerini ve kampları boşaltı. Boşaltılan cezaevlerindeki suçluların Irak’a gönderilmesi iddiaları ortaya atılırken, suçluların çoktan HTŞ’ye katıldıkları basına yansıyor. 
 
10 Ekim Gar Katliamı Davası Avukat Senem Doğanoğlu, Rojava’da gerçekleştirilen saldırılar kapsamında HTŞ’nin boşalttığı cezaevleri ve kampların barındırdığı tehditler üzerine konuştu. 
 
‘Bin 500’e yakın IŞİD militanı şu anda Rakka’da’
 
Yıllardır QSD’nin denetiminde olan DAİŞ suçlularının bulunduğu cezaevleri ve kampların HTŞ saldırıları nedeniyle bırakılmasın üç ciddi boyutu olduğunu söyleyen Senem Doğanoğlu, “Birinci boyut açısından tabii çok fazla cezaevi ve iki büyük kamp olduğunu biliyoruz. El Hol  açısından söylersek doğal olarak SDG çok insanın yaralandığını ve öldüğünü söyleyerek orayı korumak için bu süreçte geri çekildi. Erkek IŞİD militanlarının olduğu Roj Kampı’na ilişkin ise bir bilgi yok henüz.  El Hol daha çok kadınların ve çocukların Avrupa’nın o çok sevdiği oryantalist hikayenin yeniden yeniden üretildiği bir mekandı ama biliyoruz oradan çıkanların aynı yaşam biçimini devam ettirdiğini ve oralarda çok büyük bir örgütlenme içinde olduklarını. Ama büyük mesele cezaevleri.  Daha bugün Rakka’yı dronlarla bombalayarak ele geçirmeye çalışan bir HTŞ, IŞİD ortaklığı vardı ve SDG oradan güvenli bir şekilde çıktı, çıktıkları gibi bin 500’e yakın IŞİD militanı şu anda Rakka’da. Rakka zaten IŞİD’in başkentiydi ve kalpleri de hep Şeddade’de attı. Şeddade cezaevi ile başladı zaten bu süreç” sözlerini kullandı.
 
HTŞ cezaevlerini neden boşalttı?
 
HTŞ’nin bu cezaevlerini boşaltmaya odaklandığını söyleyen Senem Doğanoğlu, kimin kaçıp kimin yakalandığının bir önemi olmadığını, çünkü DAİŞ ve HTŞ’nin bir farkı olmadığını belirtti. Senem Doğanoğlu, “İdeolojik ve yöntemsel olarak da hiçbir farkları olmadığını bu 15-16 günlük süreçte deneyimledik. Kendi militanın olmasa neden cezaevini boşaltmaya çalışasın değil mi?  Uluslararası koalisyonla görüşme yaparak devralmaya dair bir anlaşma sürecindeysen bunu yapmazsın.  El Hol açısından da çok benzer bir şey oldu. Çok hızlı serbest kalan ve özellikle ‘kim tarafından yapıldığı bilinmeyen serbest bırakmalar’ şeklinde haberler geçti. Ama zaten SDG çekilmişti, Uluslararası Koalisyon kamp için ‘Suriye yönetimine verdik’ dedi. Ama bir yönetselliği, ordusu olmayan bir çeteden bahsediyoruz. Dolayısıyla devrettikleri yerler IŞİD’in, El Kaide’nin, cihatçılığın, siyasal İslam’ın ve onun ordulaşmasının emperyal güçler tarafından nasıl aparat olarak kullanıldığının temsili haline geldi.  Niye kurdurdular ve şu anda niye serbest bırakıyorlar sorusu için yıllar önceye gidebiliriz ama bugün bile bu bir gösterge” diye konuştu. 
 
‘Türkiye’deki katliam failleri HTŞ’nin boşalttığı cezaevlerindeydi’
 
2022’de Haseke’de  en büyük soykırım suçlularının tutulduğu Geverem Cezaevi’nde  çıkan isyanı hatırlatan Senem Doğanoğlu, Türkiye’de katliamları yapan DAİŞ’lilerin orada tutulduğu belirtti. Senem Doğanoğlu, “Mesela Savaş Yıldız’ın tutulduğu biliniyordu. Şu anda akıbetini bilmiyoruz. İlyas Aydın’ın yine benzer şekilde. Türkiye’de Adıyaman’da bütün bu katliamların canlı bombalarının örgütlendiği hücreden giden Hüseyin Peri,  Savaş Yıldız; Türkiye’de ilk IŞİD eylemi olarak barış sürecinin ve seçim sürecinin eylemlerinden Mayıs 2015’deki Adana-Mersin bombalamalarını organize eden IŞİD militanı. Onların orada olduğunu biliyoruz. Yine 2019’da IŞİD’in alandaki yenilgisinden sonra Milli İstihbarat Teşkilatı, 10 Ekim Ankara Katliamı dosyasına İlhami Bali’nın sözgelimi yine SDG cezaevinde olduğunu ve muhtemelen Haseke’de olduğunu bildirmiş oldu. Cebrail Kaya, Mustafa Delibaşlar, bunlar hep 10 Ekim Ankara Katliamı’nın sanıkları. Sadece 10 Ekim Ankara Katliamı üzerinden düşünmemek gerekiyor. Türkiye’deki IŞİD örgütlenmesinin,  Suriye, Türkiye geçişkenliği içerisinde o imkân verilen, yıllardır örgütlenmeye imkan tanınan önemli failleri.  Bu isimlerin de yine Roj Kampı’nda olduğunu söylediler” dedi.
 
Irak’a gönderilen 150 seçilmiş IŞİD’li kimdi? 
 
“Şimdi bu isimler nereye gittiler?  IŞİD ve HTŞ tarafından serbest bırakılan ilk ekipte onlar mı vardı? Ya da tam da ikinci boyuta gelirsek Irak’a gönderildiği söylenen 150 IŞİD militanının içindeler mi? Neye göre seçtiler 150 militanı” sorularının altını çizen Senem Doğanoğlu, söylemler arasında DAİŞ’lilerin Ambar’a götürülmesinin de olduğunu ekledi. Senem Doğanoğlu, “Ambar, hatırlarsak Irak’ta IŞİD’in en son temizlenebildiği yerdi ve çok güçlüydü. Yani bu Irak açısından da çok büyük bir tehdit. Neden Irak?  İran’a yönelik müdahalenin bir başlangıcı olarak da işaretlenirken, şu anda yaşadığımız katliam süreci, Irak halkları açısından da çok büyük bir tehdit. IŞİD 2015 yılında Türkiye’de çok büyük katliamlar yaptı ve o dönem Suriye’deki ve Rojava’daki aktif çatışmanın bir iz düşümüydü ve buradaki katliamlar Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriye politikasının bir gölgesiydi. ‘Özel olarak Kürtlerle olan savaşı arttığı için Türkiye’de eylem yapabilirler’ şeklinde MİT ya da İstihbarat Dairesi Başkanlığı tarafından notların geçtiği bir dönemdi. Sözgelimi ‘2 Mayıs 2015’te HDP’nin binalarına yönelik saldırı olabilir çünkü burada IŞİD’le çok keskin bir savaş ve çatışma içerisinde Kürtler ve çok öfkeliler’ şeklinde bir istihbarat notu vardır. Ne oldu? Sadece 6 gün sonra Adana ve Mersin bombalandı. Haziran’da yine HDP mitinginde bir bombalama eylemi yaptılar. Bunların Türkiye siyasi tarihi açısından seçim sürecinde bir tahkimata sebep olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla kullanışlılık açısından IŞİD’in yaptığı katliamlara da bir bakmak gerekiyor” vurgusu yaptı.
 
‘Türkiye’deki IŞİD denetlenemez hale gelecektir’
 
“Suruç Katliamı, onlarca istihbaratın olmasına rağmen yaşandı. Ve 10 Ekim’e geldiğimizde bütün biriken istihbarattan anladığımız neydi; sadece iki canlı bombanın kendisini ne zaman patlatacağının saati yoktu” diyen Senem Doğanoğlu, “2015’ten itibaren katliamların olduğu bir süreçten geçilirken en önemli aparatın DAİŞ olduğunu dile getirdi. Senem Doğanoğlu, “IŞİD soykırım yapmış olan, soykırımda kullanılmış olan ve soykırımı icra etmiş olan bir örgüt. Bugünkü özellikle kadınlara yönelik eylemleri bir katliamcı davranış biçimi modeli açısından benzersiz. Hem Rojava için hem Irak için şu anda çok güncel ve çok gerçek bir tehdit ama Türkiye açısından aparat olarak kullanılması gerektiği an çok daha büyük tehdit.  Ama unutmayalım, artık Türkiye’deki IŞİD daha da cüretkar davranıp denetlenemez hala gelecektir. Şu anda 2019’dan beri cezaevlerinde tutulan bir IŞİD nüfusundan bahsediyoruz. İdeolojik olarak endoktrinasyondan geçmeye devam ettikleri El Hol Kampı ve Roj Kampı var.  Roj daha bir kara kutu” diye belirtti. 
 
‘Yıllardır Türkiye bir geçiş yolu’
 
IŞİD’in dünyada gerçekleştirdiği tüm saldırılarda Türkiye’nin bir geçiş güzergahı olduğunun belgelerle kanıtlandığına işaret eden Senem Doğanoğlu, “Belçika saldırganları El Bakravi iki kere Türkiye’den giriş çıkış yapmış olan faillerdi ve onların sınırdan geçişini sağlayan Diyarbakır katliamı dosyasının sanığıydı. Almanya’da Êzidî soykırımıyla ilgili görülen davalarda yaklaşık 2-3 yıl Türkiye’de bir kalma halleri var. Şimdi bu insanlar böyle devam ediyorlar hayatlarına. Almanya’ya geçenlerin bazıları soykırımdan yargılanabildi. Ama eşleri, erkekler büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlar burada aramızda. IŞİD cezaevlerinden bile çıkabilmiş ve şu anda Suriye’de iktidarda bir ideolojiye de sahip bir devlet iddiasını gündeme getirmesinin önünde bir engel var mı? Yok. Çok daha güçlenerek çıkmış olduğunu anlamak için bir 10 yıllık IŞİD katliamlarına bakmak herhâlde yeterli olacaktır” sözlerini kullandı. 
 
‘SDG IŞİD yargılamaları için sistem kurulsun dedi yapmadılar’
 
“HTŞ ve IŞİD’i ayıran nedir sorusuna bir cevabım yok” diyen Senem Doğanoğlu, aynı cihatçı ideolojinin İdlib’de kurulan versiyonu olduğunu söyledi. Senem Doğanoğlu şöyle devam etti: “Türkiye’de bir güvenlik sorunu olmadığı sürece istenilen zamanda kendisine operasyon yapılan bir yapı haline geliyor.  Kasım’da koalisyona alınması sonrasında Erdoğan ‘Ben garantör olmak istiyorum’ dedi. Buna yeterlilik açısından en büyük tartışma neydi; El Hol, Roj, cezaevleriydi. SDG haklı olarak ‘biz bunları devretmeyiz’ diyordu. Cezaevini yönetme arzusundan değil, ne büyük bir zorluk içinde olduklarını bir sürü uluslararası rapor ortaya koydu.  Türkiye de uluslararası koalisyona ‘Bakın toprağımda IŞİD barındırmıyorum, gerekirse çok büyük operasyon yapıyorum’ demenin bir performansını yaptı. El Hol Kampı ne olacak sorunu, kurulduğundan bu yana büyük bir sorun. SDG bütün uluslararası topluma yaptığı çağrı yaptı ‘vatandaşlarınızı alın’ dedi,  alınmadı. Kendi toprağında IŞİD’li istemiyor ama şimdi ABD Irak’a götürebiliyor!
 
Aklanmış bir IŞİD nüfusuyla yaşayacağız
 
‘Bunlar çok daha büyük suçlar işledi ve bunlar sizin vatandaşlarınız.  Buna dair bir uluslararası sistem kurulsun’ çağrısı yaptılar.  Buna da kimse cevap vermedi.  Sadece ‘Cezaevi güvenliğini sağlasın, kampın güvenliğini sağlasın’ ile olmuyor.  Bu, 2019’dan beri tartışılan ve devletlerin artık almaya mecbur hissettikleri an birdenbire o IŞİD’lileri vatandaşlıktan çıkardıkları bir yöntem keşfettikleri bir süreç de yaşadık. Bütün sorumluluğun, yükümlülüğün SDG’de olduğu, uluslararası koalisyonun daha dış çeperi koruduğu bir süreç vardı. Yeniden aynı soruya geliyoruz. Çıkacaklar, serbest bırakılacaklar. Fransa’ya hadi gel vatandaşını al demeyecek. Irak’ın başına bela etme girişimine Irak ‘hayır’ dedi. Ne olacak? Türkiye’ye iade edilince kadınların hepsi beraat edecek çünkü Türkiye’deki yargılama usulü bu şekilde.  İnanılmaz bir beraat etmiş, aklanmış bir nüfusla da beraber yaşayacağız.”
 
Adresleri bilinen 10 Ekim Katliamı failleri de mi kaçtı? 
 
Gar Katliamı dosyasındaki DAİŞ’lilerin Roj Kampı, Heseke ve Gemeren hapishaneselerine dağılmış olduklarını ve defalarca iadelerini istediklerini belirten Senem Doğanoğlu, “6 yıl İlhami Bali, Türkiye’deki bütün dosyaların büyük faillerinden biri olarak görülüyor. Türkiye Cumhuriyeti’yle sınırda bir kavgası oldu ve sonra bütün dosyaların en büyük Türkiye emiri olarak ilan edildi. Ama 12 Ekim Ankara, Suruç, Diyarbakır Katliamı dosyalarının hepsi gösterdi ki bir emirliği yok. Sınırda, diğer bir sürü sınır emiri gibi işlev üstlenmiş, hatta tapeler çıktı. Onun en son İdlib’de Hamarat köyünde olduğu bilgisi vardı ve  İdlib’de o sırada HTŞ vardı. Hakan Fidan kendisi dedi ‘biz HTŞ ile yıllardır istihbarat teatisinde bulunuyoruz’ diye. Türkiye’ye getirilen bir sürü militan İdlib bölgesinden getirildi. Bütün bu ilişki ağlarını ortaya koymaya çalıştık ama kesinlikle kabul etmediler. Colani 8 Aralık’ta Esad’ın düştüğünü ve artık kendisinin Suriye’yi yöneteceğine dair o iddiayı deklare ettikten sonra ilk gidenlerden biri Hakan Fidan’dı. Ertesi gün de duruşmamız vardı. O gün de istedik. Bir gün önce sonuçta çay içildi. Bir ilişki kuruluyor. Reddettiğiniz yıllardır ‘Tevessül etmeyiniz, Suriye’yle yazışmayınız’ dediğiniz mesele dün herkesin gözü önünde bitti. O zaman iade de olur herhâlde. Yerleri biliniyor, devlet söylüyor. Ama en son 23 Aralık’ta kabul edildi. Şimdi neredeler? Kaçanların arasında olup olmadıklarını nasıl bileceğiz? İadesi olmayacak çok büyük ihtimal” dedi.