Biz yine susmayacağız!
- 09:02 30 Ocak 2026
- Kadının Kaleminden
“Katillere bu vahşet yolunu açanlar ve bu katilleri Rojava’da yaşayan halkların üstüne salanların hepsi bu suçun ortaklarıdır, bu kadınların ölümünün failleridirler. Ancak bu IŞİD’li katiller bir gün yönünü siz, ortak olanlara çevirirse, biz yine de sizin yanınızda olacağız. Sizin gibi sessiz kalmayacağız.”
Rihan Kavak Özbek
Televizyonun karşısında oturmuş haberleri izliyorum. Televizyonda bir video gösteriyorlar. IŞİD’li bir katilin gülerek bir kadının saçını başka bir erkeğe hediye edip, bu saçın sahibinin öldürülen bir QSD’li kadın olduğunu söylediğini görüyorum. Sonra televizyon başka bir video gösteriyor. Bir adamın, bir kadının bedenini inşaattan aşağı attığını görüyorum. Başka bir videoda da bir IŞİD’linin bir kadına tecavüz ettikten sonra öldürdüğünü görüyorum. Çok etkileniyorum, hemen televizyonu kapatıyorum. Bu nasıl bir vahşet, insan olan biri bunu yapabilir mi? Şok içindeyim. Gözlerimi kapatıyorum, hala izlediğim videoların etkisindeyim. Üçüncü bir göz olarak yolculuğa çıkıyorum. Kendimi, yıkılmış evlerin mermilerden delik deşik olan duvarları arasında görüyorum. Sökülen zeytin ağaçlarını görüyorum. “Burası neresi acaba?” diyorum, gözüm bir tabelaya takılıyor: Efrîn yazıyor. Efrîn’de olduğumu anlıyorum. Bir eve doğru yürüyorum, kırık kapısından içeri giriyorum. Konuşmalarını dinliyorum, herkes Kürtçe konuşuyor. Hani Kürtçe bilinmeyen bir dildi, hani “x” dildi? İşte herkes Kürtçe konuşuyor, diyorum.
Aile kendi arasında Şengal’de IŞİD’liler tarafından öldürülen, kaçırılan, tecavüze uğrayan ve pazarlarda mal gibi satılan kadınlardan bahsediyor. “Hayır, bu gerçek olamaz” diyorum ama beni duymuyorlar; ne de olsa ben üçüncü bir gözüm. Evin annesi kızını önüne oturtmuş, ağıtlar söyleyerek kızının saçlarını örüyor, ileride kızının başına böyle şeylerin gelmemesi için dua ediyor. Kızı için güzel hayaller kurmaya çalışıyor ama olmuyor. Sonra aklına bildik bir dua geliyor: “Tanrım, biliyorum bana yardım etmeyeceksin bari düşmanıma da yardım etme” diyor. Sonra anne kıza dönüp, “Kızım, eğer bir IŞİD’linin eline düşersen hemen kendini öldür” diyor. Kız annesine bakıyor: “Neden? Anne, ben ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum” diyor. Ama anne, o durumda kızının başına neler geleceğini biliyor. Kendinden vazgeçmiş, tek derdi kızı.
Birden kapı çalınıyor. Komşuları, “IŞİD bizim mahallelere gelmiş” diyor. Aile apar topar, hiçbir eşyasını almadan yola koyuluyor. Halep’teki akrabalarının yanına, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine geliyorlar. Burası da sık sık saldırıya uğruyor ama en azından onları koruyan yerel güçler var. Bu kadın da yerel güçlere katılıyor. Şengal’de, Efrîn’de, Kobanê’de yaşananları başka hiç kimsenin yaşamasını istemiyor. Üçüncü bir göz olarak bu kadının iradesine hayran kalıyorum ama bitmedi, bittiğini zannediyorlardı.
Savaş sadece kendi için değil, tüm kadınlar için
Bir gece, Suriye ordusu adı altında, IŞİD’liler kıyafetlerini bile değiştirme ihtiyacı duymadan bu iki mahalleye saldırıyorlar. Bu kadın da savaşmayı tercih ediyor; eğer mücadele etmezse başına ne geleceğini biliyor. Savaşı sadece kendisi için değil, tüm kadınlar içindi. Meydan okuyordu; kadın tecavüzüne, soykırımına, imha ve talanına. IŞİD’lilere göre bir kadın nasıl savaşabilir, nasıl bir erkeğe karşı çıkabilir? Kadının yeri evidir, erkeğin malı ve ganimetidir. Erkeğe karşı çıktıkları için direnenler haram varlıklardı. Kendi hayatlarının ve bedenlerinin sahibi olamazlardı. Bu kadın, yanındaki kadınlarla birlikte IŞİD’e karşı savaşıyor. Yanındaki kadın arkadaşı öldürülüyor. Bir binanın içindeler; kalbim duracak gibi oluyor ama elimden bir şey gelmiyor, ben sadece izleyebiliyorum.
Ölen kadının bedenini inşaattan aşağı atıyorlar. “Tanrım,” diyorum, “neredesin, nerede müsaade ettin?” Çok etkileniyorum, lanet okuyorum ama ben sadece üçüncü bir gözüm. Birden aşağı bakıyorum; sokakta gençlerin kafasını kesiyorlar, yakaladıkları kadınlara tecavüz edip öldürüyorlar. “Gördüklerim filmlerde bile yapılmaz” diyorum. Çığlık atıyorum, feryat figan ediyorum, beni duyan yok. Şok içinde yoluma devam ediyorum. Şu anda IŞİD’li bir erkeğin ölen bir kadına doğru gittiğini görüyorum. Eğilip kadının yüzüne bakıyorum. “Aaa,” diyorum, “bu Efrîn’den Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine göç eden ailenin kızı.” Ölen kadına doğru yürüyen IŞİD’liye bağırıyorum: “Sakın karışma, sakın elini sürme!” diyorum. “Katil!” diyorum, beni duymuyor. Kadının saçlarını avuçlarının içine alıp saç örgüsünü eline dolayıp kökten kesiyor. Çığlık çığlığa, “Hayır, yapma!” diyorum, olmuyor. Sonra telefonunu açıp videoya çekiyor, elindeki saç örgüsünü yanındaki erkeğe hediye ediyor. “Nasıl kıydınız o güzelim saçlara?” Annesi o saçları örerken ne hayaller kurmuş, ne ağıtlar söylemişti. O kanlı ellerinizle nasıl dokunursunuz o saçlara? İşte biz Kürt kadınları yıllarca bu zihniyetle savaşıyoruz.
Sizin gibi sessiz kalmayacağız
Tüm kadınlara, tüm halklara sesleniyorum: Böyle bir vahşete nasıl sessiz kalıyorsunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bu, adını bile bilmediğim kadın, eğer mücadele etmezse bir gün sıranın kendisine de geleceğini biliyor. Nitekim de geliyor. Bu katillere bu vahşet yolunu açanlar ve bu katilleri Rojava’da yaşayan halkların üstüne salanların hepsi bu suçun ortaklarıdır, bu kadınların ölümünün failleridirler. Bu IŞİD’li katiller bir gün yönünü siz, ortak olanlara çevirirse, biz yine de sizin yanınızda olacağız. Sizin gibi sessiz kalmayacağız. Kadının özgür olmadığı bir dünya, hiç kimsenin özgür olmadığı bir dünyadır. Sessiz kalmak, onaylamak ve ortak olmaktır.
Sonra gözlerimi açıyorum…







