AP’deki Kürt konferansında diyalog ve hukuki adım çağrısı 2026-10-15 12:49:57   HABER MERKEZİ - Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 20’nci Kürt konferansının ikinci gününde, Kürt sorununun çözümü için siyasi irade ve hukuki düzenlemelerin gerekliliği vurgulandı. Konferansa mesaj gönderen Leyla Zana, “Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” dedi.   Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlenen 20’nci Kürt konferansının ikinci günü, açılış konuşmalarıyla başladı. Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Yönetim Kurulu Üyesi Dersim Dağdeviren’in moderatörlüğünü yaptığı ilk oturumda, Kürt sorununun çözümü, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Avrupa kurumlarının sorumlulukları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın rolü ele alındı.   Konferansın organizatörü EUTCC’nin Başkanı, Norveç’teki Bergen Üniversitesi’nden Kariane Westrheim, oturuma canlı bağlantıyla katıldı. Konferansa katılamayan, Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Leyla Zana’nın mesajını da Kariane Westrheim okudu.   ‘Türkiye’nin AB ile ilişkileri Kürt sorunundan ayrı düşünülemez’   Konuşmasına konferansta emeği geçenlere teşekkür ederek başlayan Kariane Westrheim, EUTCC’nin kuruluş sürecini anlattı. Kariane Westrheim, “EUTCC’nin 2004 yılında kurulduğu dönemde Türkiye, Brüksel’in gündeminde önemli bir yere sahipti. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin görüşmeler başlamıştı. Ancak demokrasinin temel meselelerinden biri olan Kürt sorununun çözümü henüz ele alınmamıştı. Bu siyasi meşruiyet eksikliğinin ve gerçeklerden kopuk yaklaşımın ne Türkiye’yi demokratikleştireceğinin ne de Kürt sorununu çözeceğinin bilincindeydik” dedi.   Konferansların başlangıcından bugüne yaşanan siyasi değişimlere ve katılım biçimlerine değinen Kariane Westrheim, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çekti. “Sayın Öcalan’ın adı, barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışılıyor” diyen Kariane Westrheim, şöyle devam etti: “Öcalan’ın 2025 yılında yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı Avrupa Parlamentosu’nda ele alındı. Avrupa Parlamentosu, bu çağrının ardından yaşanan gelişmeleri tarihi bir fırsat olarak nitelendirdi.”   EUTCC’nin kuruluş amacına işaret eden Kariane Westrheim, “EUTCC, basit ama kapsamlı sonuçları olan bir fikir etrafında kuruldu: Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, Kürt sorunundan ayrı düşünülemez. Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve siyasi özgürlükler söz konusu olduğunda Kürt sorununda bir istisna yapılamaz” ifadelerini kullandı.   Siyasi diyalog ve Abdullah Öcalan’ın rolü   Yirmi yılda hükümetlerin ve Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin değiştiğini, çatışmanın da çeşitli aşamalardan geçtiğini belirten Kariane Westrheim, Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarının yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını kaydetti. Bu hakların, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri çerçevesinde kabul ettiği demokratik değerler ve yükümlülüklerle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Kariane Westrheim, “Ancak Kürt sorunu kaçınılmaz olarak daha geniş bir boyut kazandı. Kürt meselesinin kendisi, çatışmanın siyasi yönünün ele alınmasını gerektiriyordu. Bu da siyasi diyaloğu ve Abdullah Öcalan’ın rolünün tartışılmasını zorunlu kılıyordu” diye konuştu.   Kürt sorununu hiçbir zaman yalnızca Türkiye sınırları çerçevesinde ele almadıklarını belirten Kariane Westrheim, EUTCC’nin konferansları ve kurduğu ağlarla Kürdistan’ın dört parçasından farklı sesleri ve bakış açılarını bir araya getirdiğini söyledi.   ‘Siyasi kazanımlar çok kısa bir süre içinde kaybedilebilir’   Rojava’daki duruma da değinen Kariane Westrheim, Kürtlerin kazanımlarının ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bölgedeki toprak kontrolü ve özerk kurumlar ağır baskı altında. Suriye’de Kürtlerin kendi kendilerini yönetme hakkının, haklarının, siyasi temsillerinin ve yerinden yönetim anlayışının geleceği ise belirsizliğini koruyor. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, buradan çıkarılacak ders açıktır: Yıllar içinde inşa edilen siyasi kazanımlar çok kısa bir süre içinde kaybedilebilir. İşte bu nedenle, farklılıklarımızı koruyarak Kürtler arasındaki dayanışmayı sürdürmek önemlidir. Burada söz konusu olan herkesin aynı düşünmesi ya da siyasi farklılıkların ortadan kalkması değildir. Asıl mesele, diyalog ve siyasi iş birliği yoluyla Kürtlerin temel haklarını ve demokratik kazanımlarını savunabilmektir.”   ‘Bir fırsat, henüz barışın kendisi değildir’   “Bugün ortaya çıkan yeni açılım bir fırsat yaratıyor. Ancak bir fırsat, henüz barışın kendisi değildir” diyen Kariane Westrheim, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız. Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir. İşte bu nedenle EUTCC’nin hâlâ önemli bir rolü var. Bugün görevimiz, Avrupa’nın bu süreci desteklemesini sağlamaya katkıda bulunmaktır.”    Kariane Westrheim’in konuşmasının ardından, AP’deki Kürt konferanslarının son 20 yılını konu alan sinevizyon gösterimi yapıldı. Gösterimin ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın konferansa gönderdiği mesaj okundu.   Leyla Zana: Bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğu   Ardından Leyla Zana’nın konferansa gönderdiği mesaj okundu.  Leyla Zana, “Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarihi öneme sahip, nadir rastlanan bir kapı açılmış durumda. Tünelin sonunda geleceğe ilişkin güçlü bir umut ışığı belirdi. Bu ışığı gerçeğe dönüştürmek, bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğudur. Aynı zamanda herkesin ortak çıkarınadır. Bu sorumluluk bütün taraflara aittir” ifadelerine yer verdi.Adil bir çözüm sağlanması halinde sürecin benzeri görülmemiş bir dönüşüm modeline dönüşebileceğini belirten Leyla Zana, “Kürt halkı hiçbir kurumun, örgütün ya da devletin günlük çıkarlarının aracı değildir. Çıkara dayalı ilişkilerin de rehinesi olamaz. Kürt sorununu oluşturan ve bugüne kadar devam etmesine neden olan siyasi ve hukuki meseleler, neden-sonuç ilişkisi içinde, bir bütün olarak ele alınmalıdır” dedi.   ‘Reddetme politikası sona ermeli’   “Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” diyen Leyla Zana, Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çekti. Leyla Zana, “Kürt sorunu kadar kapsamlı bir meselenin çözümünde, 28 yıldır kendi halkıyla dahi görüşme ve istişare etme imkânından mahrum bırakılmış bir aktörün rolü de göz ardı edilemez” diye belirtti.Leyla Zana, “Sayın Öcalan’ın kendi halkıyla iletişim kurabilmesi ve bu sorunlu meselenin daha fazla gecikmeden çözüme kavuşturulması gerekiyor” çağrısında bulundu.   Şirin Ebadi: Her halk kendi dilini öğrenme ve kullanma hakkına sahip olmalı   Açılış oturumunun üçüncü konuşmacısı, konferansın hamisi ve Nobel ödüllü İranlı insan hakları aktivisti Şirin Ebadi oldu. Konuşmasına, “Öncelikle, bu konferansın düzenlenmesinde emeği geçen Sayın Öcalan’a teşekkürlerimi ve takdirlerimi iletmek istiyorum” sözleriyle başlayan Şirin Ebadi, yalnızca Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu ülkelerinde Kürtlerin haklarının tanınmasını umut ettiğini söyledi. Şirin Ebadi, “Dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum: Siyaset değişken bir bilimdir. Bunun anlamı şudur: Bugün siyasette işe yarayan ve uygun olan bir yöntem, beş yıl sonra artık uygun olmayabilir. Koşullar değişebilir. Dolayısıyla koşullara bağlı olarak yöntemlerin ve kararların da değişmesi gerekir” dedi. Abdullah Öcalan’ın yaşanan değişimleri görebilecek cesareti gösterdiğini belirten Şirin Ebadi, “Sayın Öcalan’ı, bu değişimi görebilecek cesareti gösterdiği için takdir ediyorum. Artık koşulların silahlı mücadeleye izin vermediğini görerek silah yerine kalemle mücadele etmeye karar verdi. Bence bu son derece doğru bir karardır” ifadelerini kullandı.   İran’da yaşayan halkların dil haklarına da değinen Şirin Ebadi, şöyle konuştu: “Bizim ülkemizde Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar gibi farklı halklar yaşıyor. Ne yazık ki İran İslam Cumhuriyeti, bu halkların dillerini resmi olarak tanımıyor. Oysa Kürtler de dâhil olmak üzere bu halklar, Farsçanın yanı sıra kendi dillerini de öğrenebilmeli, okuyup yazabilmelidir. Farsça hepimizin ortak dili olabilir; ancak her halk, yaşadığı ülkede kendi dilini öğrenme ve kullanma hakkına sahip olmalıdır.”   İran’daki idamlar ve baskılara dikkat çekti   İran’daki hak ihlallerini de anlatan Şirin Ebadi, raporlara yansıyandan çok daha fazla kişinin idam edildiğini ve idam edilenlerin büyük kısmının etnik azınlıklardan olduğunu belirtti. Şirin Ebadi, “Bunun nedeni etnik azınlıklara şüpheyle yaklaşılmasıdır. Ben oradayken hatta şöyle bir şaka yapılırdı; Kürdistan’da doğan her bebek, beş altı yıllık hapis cezasıyla doğar diye” sözleriyle Kürtlere yönelik baskılara işaret etti.   Gelecek yılki konferansta Abdullah Öcalan’ı da görmek istediklerini söyleyen Şirin Ebadi, “Devlet, Abdullah Öcalan’ı bırakmakla bir adım atmış olacak ve AB katılım süreci de kısalacaktır” dedi.   Mark Muller: Barış mümkündür   Birleşmiş Milletler’de (BM) kıdemli arabuluculuk danışmanı olarak görev yapan, Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü Mark Muller KC de barış süreçlerindeki deneyimlerini aktardı.Görevine ara verdiği için kamuoyu önünde daha rahat konuşabildiğini belirten Mark Muller, “Son 10 yıldır Birleşmiş Milletler’de kıdemli arabuluculuk danışmanı olarak görev yaptım. Suriye, Yemen, Sudan ve daha birçok yerde barış süreçlerinin kolaylaştırılmasına yardımcı oldum. Görevim gereği, ilgili çatışmalar hakkında kamuoyu önünde konuşma özgürlüğüne sahip değildim. Ancak şu anda görevime ara verdiğim için artık kamuoyu önünde daha rahat konuşabiliyorum. Son 10 yılda barışın nasıl sağlanabildiğini ve bazı durumlarda neden sağlanamadığını yakından gördüm. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim birkaç değerlendirmem var” dedi.   ‘Çözüm yolları mevcut’   Kürt sorununun çözümsüz olmadığını vurgulayan Mark Muller, şöyle devam etti: “İlk olarak şunu söylemek istiyorum: İster Suriye’de ister Türkiye’de yaşansın, Kürt çatışmaları çözümsüz, uzlaşmaya kapalı çatışmalar değildir. Çözüm yolları mevcut. Hem Türkiye hükümeti hem de Kürt tarafı kendi siyasi ve anayasal taleplerini ortaya koydu. Barış sürecinde aşılması gereken ciddi engeller bulunsa da bu taleplerin hiçbiri diğer tarafın talepleriyle bağdaşmaz ya da aşılması imkânsız görünmüyor. Taraflar 2011 yılında, ardından da 2015 yılında bir anlaşmaya çok yaklaştılar. Bir anlaşmanın ana hatları o dönemde de mevcuttu, bugün de mevcut. Mevcut barış sürecinde ve daha önceki girişimlerde yapılması gereken çok iş var. Daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor. Üstelik hem Türkiye’deki siyasi liderler hem de Kürt siyasi liderleri, kendi tabanlarını yanlarına alma ve bu anlaşmanın hayata geçirilmesini sağlama gücüne sahipler.”   Siyasi irade vurgusu   Türkiye ve Kürt toplumlarında barıştan yana olanların daha fazla olduğuna inandığını dile getiren Mark Muller, “Türkiye Parlamentosu’nda da barış yönünde güçlü bir eğilim bulunduğunu düşünüyorum. Bugün sizlere vermek istediğim ilk mesaj şu: Barış mümkündür. Yalnızca bizim yaşam süremiz içinde değil, bu on yıl içinde de barışa ulaşabiliriz. Bunun gerçekleşmesi için bütün tarafların siyasi irade göstermesi gerekiyor. İkinci mesajım ise şu: Biz insan hakları savunucuları ve arabulucular, son 40 yılda bu çatışmanın askerî bir çözümünün olamayacağını öğrendik. Ancak bütün taraflar birbirlerinin kaygılarını ele alıp yeni bir dönemin kapısını açmadıkça barışçıl bir çözüm de mümkün olmayacaktır. Barış için müzakere yürütmek hiçbir zaman kolay değildir. Bütün tarafların birbirini anlamasını ve uzlaşmaya hazır olmasını gerektirir. Ancak elde edilebilecek bundan daha değerli bir kazanım yoktur” diye konuştu.   ‘Abdullah Öcalan’ın rolü kritik önemdedir’   Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdindeki eski avukatlarından biri olan Mark Muller, Abdullah Öcalan’ın rolüne de dikkat çekti. Mark Muller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir. Türkiye’ye bu meseleye nasıl yaklaşması gerektiğini söylemek benim görevim değil. Ancak Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki eski avukatlarından biri olarak, mahkemenin kendisinin tutukluluk koşullarına ilişkin kararının henüz uygulanmadığına dikkat çekmek benim görevimdir” dedi.   Umut hakkına işaret eden Mark Muller, “Barış mümkündür; tek yapılması gereken, siyasi irade ortaya koymaktır” sözleriyle konuşmasını tamamladı.   Joost Jongerden: Yasal düzenlemeler yapılmalı   Aynı oturumda, Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Joost Jongerden, “Yirmi yıllık diyalog ve tartışma: Avrupa ve Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında EUTCC konferansları” başlıklı sunum yaptı. Joost Jongerden, PKK’nin silah bırakmasının ve silah yakmasının sembolik bir adım olduğunu belirterek, yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Joost Jongerden, “Sürecin sonunda somut sonuçlar doğuracağına dair bir umut var. Ancak yerine getirilmeyen vaatler ve sürekli ertelenen umutlar, ne barışın ne de savaşın tam olarak yaşandığı bir ara durum yarattı. Belki de bu nedenle pek çok insan, yaşananları henüz bir ‘barış süreci’ olarak değil, yalnızca bir ‘süreç’ olarak tanımlıyor. Çünkü bu süreci niteleyen kesin bir sıfat henüz yok. Şimdilik sadece bir süreçten söz ediyoruz. İçinde bulunduğumuz bu belirsizliği anlamak için bugünün ötesine geçmek ve Türkiye’de Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla geçmişte yürütülen girişimlerin uzun tarihine bakmak yararlı olacaktır” ifadelerini kullandı.   Çözüm için kapsamlı demokratikleşme vurgusu   PKK’nin geçmişte attığı adımları, ateşkes ilanlarını ve çözüm arayışlarını hatırlatan Joost Jongerden, bugüne kadarki girişimlerin başarılı olmadığını belirtti. “Bence siyasi çözümün önünde iki engel var” diyen Joost Jongerden, bu engelleri, sorunun “terör” olarak tanımlanması ve Türkiye devletinin tarihsel olarak Kürt hareketine karşı askeri yöntemleri tercih etmesi olarak sıraladı. Önceki süreçlerin bu nedenle başarısız olduğunu ifade eden Joost Jongerden, sürecin başarılı olması için Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşme yaşaması gerektiğini vurguladı.