Rojin Kabaiş’i konu alan ‘Kırık Terazi’ belgesel gösterimi yapıldı 2026-03-15 22:49:50 AMED – Rojin Kabaiş’i konu alan “Kırık Terazi” belgesel film gösteriminde yapılan konuşmalarda, mücadele vurgusu öne çıktı.    Amed Büyükşehir Belediyesi Sinema Birimi Sînebîr kapsamında, 27 Eylül 2024 tarihinde kaldığı öğrenci yurdundan ayrıldıktan sonra aynı yılın 15 Ekim’inde Mollakasım kırsal mahallesinde cenazesi bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş’i konu alan “Kırık Terazi” isimli belgesel film gösterimi yapıldı. ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen gösterime, Rojin Kabaiş’in ailesinin yanı sıra siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi ve çok sayıda yurttaş katıldı. Gazeteci ve belgesel yönetmeni Gökhan Çetin’in yönetmenliğini yaptığı film gösterimde, baba Nizamettin Kabaiş ile Rojin’n arkadaşlarının ve hukukçuların verdiği mücadele anlatıyor.    Gösterim öncesi şiir dinletisi yapıldı. Ardından 50 dakikalık belgesel film gösterimi izleyiciyle buluştu. Büyük bir dikkatle izlenen gösterim sonrası, söyleşi gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Avukat Mehmet Emin Aktar’ın gerçekleştirdiği söyleşiye, Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, yerine kayyım atanan Wan Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Uzman Klinik Psikolog Hülya Konak, Gazeteci Ruşen Takva ve avukat Fatma Ülgen konuşmacı olarak yer aldı.      ‘Üniversitenin ihmali var’   Burada ilk olarak konuşan baba Nizamettin Kabaiş, destek verenlerden güç aldıklarını belirtti. Nizamettin Kabaiş, “Bu kız gençti, okula gitti, okuyordu, orada katlettiler. Üzerine günahını alıyorsunuz, acımızı katlıyorsunuz, ‘İntihar etmiş’ diyorsunuz. Ne çıktı? Katledildiği ortaya çıktı. Kızıma zarar verip, oraya bıraktıkları belli. Üniversitenin büyük ihmali var. Rektörün büyük hataları var, kızıma sahip çıkmadı. Ne olursa olsun sorumlu onlar. Rektörün hareketleri ortada. Öğrenciler yürüyüş yapıyor, neden polisi çağırıp, saldırtıyorsun. O gençler bizim geleceğimiz” tepkisinde bulundu.     ‘Süreçte sorunlar yaşadık’   Dosyanın takibini yapan avukatlardan Fatma Ülgen, hukuki sürece dair hatırlatmalarda bulundu. Soruşturma sürecindeki ihmallere değinen Fatma Ülgen, bir mücadele sonucunda bilgi-belgelere ulaştıklarını kaydetti. Fatma Ülgen, “Biz hukukçular kısıtlılık kararı hukuka uygun şekilde uygulandığında buna itiraz etmeyiz. Ama kısıtlılık kararı sadece aile ve dosya avukatlara uygulanıyorsa orada bir şüphe vardır. Süreçte sıklıkla sorunlar yaşadık. Kamuoyu gücünün oluşmasıyla birlikte dosyaya yeni bir savcı atandı. İkinci savcının atanmasıyla birlikte kısıtlılık kararının kısmen esnetildiğini gördük. Eksikliklerden biri de Adli Tıp Kurumu’nun düzenlediği raporlar. İkinci raporda 2 DNA var ama vücudun neresinde yer alıyor, buna dair bir belirleme yok. Boğulma için ne zaman, nerede, ne şekilde olduğuna dair bir belirleme yok” şeklinde konuştu.     Fatma Ülgen, “İki farklı rapor hazırlandı. Neden çelişkili iki rapor hazırlandı? Buna dair de suç duyurusu devam ediyor. Adli Tıp Kurumları’nda bir sürü çelişki vardı, taleplerimizin karşılanmadığı durumlar var hala. DNA’ların kimlere ait olduğu noktasında eşleştirme talebimiz devam ediyor. Devletin yükümlülüğü kadının yaşam hakkını korumaktır. Bunu yerine getirmeyen devlet, şüpheli kadın ölümü olduğunda etkin ve şeffaf soruşturma yürütülmediğini de görüyoruz. Cezasızlık kültürünü koruyan bir durumu da görüyoruz. Yargı pratiğinin failleri korumak üzere olduğunu Rojin dosyasında tekrar gördük. Buna karşı mücadele ediyoruz. Hukuk mücadelesinde ailenin yanında olacağız” diye konuştu.        ‘Gazeteciler hedef alındı’   Sonrasında söz alan Gazeteci Ruşen Takva da Rojin Kabaiş'in kaybolduğu günden bu yana yaşananları hatırlattı. Protestoların ikinci gününde, aynı zamanda öğrencisi olduğu üniversiteye öğrenci olarak dahi alınmadıklarını belirten Ruşen Takva, “Gazetecileri hedefe koyan bir pozisyona girildi. Nitekim öğrenciler gözaltına alındı ve gazetecilerle öğrencilerin ilişkileri soruldu. Yani suç oluşturulmaya çalışıldı talimatı biz veriyormuşuz gibi. Rektörün profili çok önemli. Rektör kaçak oynayan bir pozisyondaydı. Hala buna devam ediyor. Hesaplarımızı ‘milli güvenliği tehdidiyle’ kapattırdı. Rojin’in milli güvenliği tehdit ediyor olması korkunç bir durumdu. Top çevirme mahareti vardı. Normal şartlarda bunun onda birinin olduğu yerde rektörün görevden alınması gerekirken, daha da güçlendirilerek görevine devam ediyor. Senin okulunda bir kız yaşamını kaybediyor, şüpheler varken orada güçlenerek devam ediyorsa; bu hukuki sürecin geldiği aşamayı ortaya koyuyor. Baba Kabaiş’in mücadelesi çok kıymetliydi. Bu mücadele topluma mal oldu. Kadınlar kendini güvende hissetmiyor. Bu dosyanın sürüncemede bırakılıyor olması, iktidarın ürettiği bir politik beyan. Dolayısıyla dosyanın çözülmesi umut olacak. Biz görevimizi, işimizi yapmaya devam edeceğiz. Elinde sonunda bu mücadelenin haklı bir sonuca ulaşacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.   ‘Rojin’in hikayesi adalet arayışının hikayesi’   Hülya Konak ise “Travmalar sadece bireysel değil, toplumsal etkide bırakır. Cevapsız bırakılan sorular açık kaldığı sürece bizlerde güvensizlik, kırılmalar başlayacaktır. Rojin’in hikayesi sadece bir kayıp değil, adalet arayışının hikayesidir. Bizler toplum olarak aslında bir birimizi ne kadar koruyoruz?; bu soruyu kendinize sorabilirsiniz. Adalet bir dosyanın kapanması değil, bir vicdanın huzur bulmasıdır. Bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim ki; iyileşmelerin başladığı yer adalettir. Sağlıklı bir toplum istiyorsak adalet istemeye devam edeceğiz” dedi.     ‘Kadın katliamları politiktir’   Neslihan Şedal, Rojin Kabaiş, Gülistan Doku şahsında katledilen, kaybettirilen kadınları anarak sözlerine başladı. Neslihan Şedal, “Adalet arayışımızı sürdüreceğiz. Kadın katliamları politiktir. Biz bunu Rojin Kabaiş meselesinde de gördük. Bütün mekanizmalarıyla, kurumlarıyla bir oldular, hakikati karanlıkta bırakmak istediler. Ama her yerde aile, gençler, kadınlar hakikatin ortaya çıkması için seslerini bir yaptı. Sesimizi bir yapmasaydık, intihar söylemlerinde başarıya ulaşacaklardı ama başarıya ulaşmadılar. Muhakkak bu katliamı yapanlar bir gün ortaya çıkacak” diye kaydetti.     Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Serra Bucak ise şöyle konuştu: “Rojin meselesi bu halkı bir araya getirmiş, mücadeleyi birleştirmiş bu olay. Keşke yaşanmasaydı, keşke bugün başka şeyler üzerine tartışıyor olsaydık. Bu anlamda çok zorlanıyoruz. Her ne kadar bu konu henüz güncelliğini en azından mücadele edenler açısından güncelde olsa, ne yazık ki yaşadığımız çağda her şey unutturulmayla karşı karşıya. Bu anlamda bu belgesel çok kıymetli. Ailedeki bütün kadınların mücadelesi oldu. alanlarda, yürüyüşlerde Nizamettin abinin mücadelesini izledik. Bu çok kıymetliydi ama o yönünü olayın yaşandığı Wan’a dönerken, Amed’de ailenin tüm kadınlarını yanımızda, burada gördük, onlarla yan yana geldik, bir aile olduk. Ne yazık ki bu ülkede hukukun işletilmediğini defalarca yaşamış her bir insan farklı bir biçimini yaşadı. Biz kadın cinayetleri, istismarlar son bulsun diye kadın mücadelesini büyütüyoruz. Asıl olan kadınların mücadelesidir. Muhakkak faillerin bulunacağına, cezalandırılacağına, toplumun vicdanına su serpileceğine yürekten inanıyorum.”   Belgeselin yönetmeni Gökhan Çetin, “Adalet sadece mahkeme salonlarında mı aranıyor yoksa duygularında bir adaleti var mı? 3 maymun sarmış etrafımızı; görmedim, duymadım, bilmiyorum. Bu cennet kokulu kadim topraklarda kültürel belgeseller çekmeyi isterdik. Fakat bu vicdana sığmayan olaylara nasıl gözlerimizi kapatabiliriz” dedi.   Söyleşi, konuşmaların ardından, “Rojin için adalet” sloganıyla son buldu.