‘Kadınların özne olduğu demokratik bir barış süreci istiyoruz’ 2026-03-03 14:30:19   ANKARA- DEM Parti grubunda konuşan kadınlar, “Komisyon raporunda kadının sesi sözü yer bulmadı.  Kadınların özne olduğu demokratik bir barış süreci istiyoruz” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında gerçekleştirdiği kadın grubunda, Sosyalist Kadın Meclislerinden Simay Ada Kart ve Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nden Gülcan Tarkan de kısa konuşma yaptı.    ‘Bu saldırıların amaçlarını biliyoruz’   Öncelikle söz alan Simay Ada Kart, kadın özgürlük mücadelesine yönelik saldırıların giderek yoğunlaştığını söyleyerek, “Geçtiğimiz günlerde 3 Şubat'ta gerçekleşen bir siyasi kırım operasyonuyla aralarında genel sözcümüz Sanya Kara'nın, MYK üyelerimizin ve yoldaşlarımızın da bulunduğu 30 sosyalist kadın tutsak edildi. Sabahın ilk saatlerinde evlerimize, kurumlarımıza adeta talan edilerek dirildi. Kaktüs Genç Kadın Derneği'nin tahtasına, Kürdistan'da kadınların yatak odalarının aynalarına yazılmasından bildiğimiz gibi ‘Geldik, yoktunuz’ yazıldı. Kadın özgürlük mücadelesi yürüten, direnişçi kadınların fotoğrafları parçalandı. Bizler bu saldırıları çok yakından tanıyoruz. Bu saldırılarla amaçlananın ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Erkek egemenliği tüm bu saldırılarıyla kadın özgürlük mücadelemizi engellemeyi, direnen, mücadele eden kadınların adımlarını sokaklardan kesmeyi hedefliyor. Açıkça görüyoruz. Giderek yakıcı bir biçimde karşımızda duruyor” diye belirtti.    ‘Katillerin mahkeme salonlarında sırtları sıvazlanıyor’   “Cins kırımının, kadın kırımının boyutu her geçen gün daha fazla artıyor” diyen Simay Ada Kart, “Bir günde altı kadının katledildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Şüpheli kadın ölümleri giderek artıyor. İlk defa 2025 yılında şüpheli kadın ölümlerinin sayısının kadın cinayetlerini geçtiği bir tablo ile karşı karşıyayız. Kadınların emeğinin, bedeninin sömürüsü her geçen gün keskinleşiyor. Özel savaş politikaları, erkek devlet şiddeti giderek keskinleşiyor. Fakat dönüp mahkeme salonlarına baktığımızda kadınları katledenler tutuklanmıyor. Adeta mahkeme salonlarında sırtları sıvazlanıyor. Fail erkekler, işkenceciler, katil erkekler sokaklarda ellerini, kollarını sallayarak dolaşıyor. Peki kimler tutsak ediliyor? Bunun cevabını da bizler çok iyi biliyoruz. Direnmekten, mücadele etmekten vazgeçmeyen kadınların sesi zindan duvarlarının arasında susturulmak isteniyor” sözlerini kullandı.   Rojin Kabaiş’e ne oldu?    Devamında ise Simay Ada Kart şunları belirtti: “Bir yılı aşkın süredir ısrarla Rojin Kabaiş'a ne oldu diye soran kadınlar. Erkek devlet şiddetine karşı, özel savaş politikalarına karşı mücadele eden kadınlar. Rojava'nın kadın devrimimizi savunacağız diyen kadınlar. Kadınların örgütleri çetelerin kâbusu olacak diyen kadınlar tutsak ediliyor. Tüm saldırıların karşısında iğneliyoruz. Gözaltılar, baskılar, işkenceler, tutuklamalar bizlere geri adım attıramaz. Çünkü bizler özgürlüğümüz için, yaşamak için mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Sosyalist kadın meclisleri kadın özgürlük mücadelesinde bir adrestir. Kadınlar için bir mücadele meclisidir. Tüm saldırıların karşısında da böyle olmaya devam edecektir. Biz kadınlar direnmeye, mücadele etmeye, kampüslerde, sokaklarda, fabrikalarda, iş yerlerinde, yaşamın her alanında mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Sesimizi, soluğumuzu, gücümüzü 8 Mart alanlarına taşımaya devam edeceğiz.”   ‘Mücadele etmeyi sürdürüyoruz’   Ardından Gülcan Tarkan söz aldı. Bu görüntünün, barışa olan inancı ve umudu pekiştirdiğini söyleyen Gülcan Tarkan, “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak burada sesimizi çoğaltmaya, sözümüzü kurmak üzere geldik. Biz 8 Mart'a giderken ne istiyoruz, ne diyoruz diye konuşmaya geldik. Derinleşen ekonomik kriz, bitmeyen çatışmalar, savaşlar, muhafazakâr politikalar, kadınların emeği ve bedelini üzerindeki baskıyı, LGBT'yi artıranın varlığına dönüp tehdit her geçen gün artırıyor. Yoksulluk kadınlaşıyor, şiddet artıyor, bakım emeği görünmez kılınıyor, temel hak ve özgürlükler sistematik bir biçimde sistematik bir biçimde sınırlandırılmadan artıyor. Dünyada ülkemizi bu tablo karşısında biz ne diyoruz? Barış ve eşitlik taleplerimizi yükselterek, mücadelemizi büyüterek, erkek şiddetinin, zorunlu göçün, ana dilim inkarının, ekonomik ve toplumsal eşitsizliğin, kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerini görünür kılmak için mücadele ediyoruz” sözlerini kullandı.    ‘Komisyon raporunda kadının sesi sözü yer bulmadı’   Komisyon raporuna değinen Gülcan Tarkan şunları ifade etti: “Türkiye'de barış sürecinin her aşamasında kadınların sözünün duyulması, taleplerimizin raporlara yansıması için ısrar ediyoruz. Ancak davet edildiğimiz, sunum yaptığımız komisyon raporlarında bile kadınların sesi, sözü yer bulmadı. İşte tam da bu yüzden buradan bir kez daha söylüyoruz. Kadınların özne olduğu demokratik bir barış süreci istiyoruz. Güvenceli, eşit ve görünür emek istiyoruz. Kadınların eşit, özgür ve onurlu şu haklarının koşulsuz biçimde korunmasını istiyoruz. Barış tekrar ediyoruz ama yalnızca silahların susması değil, kadınların sözünün, mücadelesinin ve dayanışmasının görünür olduğu bir yaşamdır.Emek ise evde, işte, sokakta kadınların sırtına yüklenen, görünmeyen yüklerin karşısında yükselen direniştir. Bu nedenle kadınların yaşam hakkını emeğini ve özgürlüğünü savunmak aslında barışın ta kendisidir. Biz kadınlar şimdiye kadar hiç oturup seyretmedik ve bundan sonra da seyretmeyeceğiz.   Barış beklemez inşa edilir   Bugün barış umudu doğmuşken, silahlar susmuşken, biz bu barış umudunun peşinden gitmek ve bunu sahiplenmek ve büyütmek zorundayız. Barış bizim için bir temenni değil, bir hayatta kalma meselesi. Farklı dillerimiz, kimliklerimiz, renklerimiz, inançlarımız olabilir. Ama barışın dili, dini, cinsi, ırkı yok. Ve biz barışa en çok ihtiyacı olan kadınlarız. Burada bizimle olan, acılarını öfkeye değil barışa dönüştüren, yılmadan usanmadan, vazgeçmeden, artık yeter diyen annelerimize selam olsun. Siz bize şunu öğrettiniz. Barış beklenmez, inşa edilir. Barış kolay gelmez, bedel ödenir. Ve barış en çokta vazgeçmeyenlerin yoludur. İran'da bedenine, yaşamına, iradesine sahip çıktığı için bedel ödeyen kadınlara, Afganistan'da karanlığa karşı eğitim ve yaşam hakkını savunan kadınlara Rojava'da, savaşın ortasında yaşamı örgütleyene, barış savunmaktan vazgeçmeyen kadınlara buradan selam olsun.”