'Darbe mekanizması Rojava’da devreye sokulmak isteniyor' 2026-01-10 14:11:46   RIHA - Kentte düzenlenen demokrasi ve toplumsal barış çalıştayında, savaşın yalnızca cephede yaşanmadığı vurgulandı. DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel, Abdullah Öcalan’ın Suriye ve Rojava’ya dair uyarılarını hatırlatarak, sürecin darbe mekanizmasının Rojava üzerinden devreye sokulmak istendiğini söyledi.    Riha’da Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, “Kendimizi ve kentimizi yönetmek: Kentte demokrasi ve toplumsal barış” şiarıyla 2 gün sürecek çalıştay başladı. Riha Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştaya, Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha Milletvekili Ferit Şenyaşar ile çok sayıda kişi katıldı.   Çalıştay, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşuyla başladı. Çalıştayın açılış konuşmasını Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel yaptı.    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğini belirten Abdullah Öncel, “PKK’nin silahları imha etmesi tüm dünyada büyük yankı buldu. Bizler de sürece katkı sunmak üzere Urfa Valisi başta olmak üzere kentte bulunan demokratik kitle örgütlerini ziyaret ederek neler yapabileceğimiz üzerine çalışmalara başladık. Barışı hepimizin istediğini gördük. Urfa’da yaptığımız görüşmelerde bunu daha net gördük” dedi.   Şêxmaqsût, Eşrefîye ve Benî Zend mahallelerinde Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen saldırıları kınayan Abdullah Öncel, “Türk ulusal medyasında, Kürtlere yönelik soykırımı meşrulaştıran bir anlayış görüyoruz. Böyle bir kardeşlik olmaz. Dünyanın herhangi bir yerindeki Kürde karşı soykırım yapıldığı zaman Urfa’daki Kürtlerin incineceğini bilmiyor musunuz? Böyle kardeşlik olmaz. Bunu düşünerek politika üretin” diye konuştu.   Açılış konuşmasının ardından ilk oturum, “Demokratik toplumcu çözüm perspektifi ve inşa” konusuyla başladı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Meral Halat’ın moderatörlüğünde başlayan ilk oturuma, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel Zoom üzerinden panelist olarak katıldı.   Çalıştayda ilk olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel, “Türkiye çok tarihî bir dönemden geçiyor. Kürt halkının, Kürdistan’ın tümünde yürüttüğü mücadelede kritik bir dönemden geçiyoruz. Türkiye açısından 45 yıldır kesintisiz süren bir süreçten bahsediyoruz. Kürt sorununun varlığı, cumhuriyetin tarihi boyunca hep isyan, imha, bastırma ve idam olarak görüldü. Cumhuriyetin başında hep göçertme politikasının uygulandığını görüyoruz. Kürdün inkârı üzerine kurulan bir cumhuriyet dönüştü. 1980’lerden bugüne başlayan silahlı mücadele de her yönüyle bastırılmaya çalışıldı. Her çözüm denemesi, ateşkes denemesi süreklileşen darbe mekanizmasıyla boşa çıkarıldı. Ardından baskının dozu artırıldı. Yakın tarihte de aynı durumla karşı karşıya kaldık. 2013-2015’ten sonra yaşananları hatırlıyoruz” dedi.   ‘Çözüm sürecine karşı darbe mekanizması Şêxmaqsûd ve Eşrefîye’   Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı grupların Şêxmaqsût ve Eşrefîye mahallelerine yönelik saldırılarına değinen Tayyip Temel, “Sayın Öcalan, son görüşmede Rojava’ya yönelik önemli mesajlar vermişti. Türkiye’de devam eden bu sürecin darbe mekanizması devreye girecekse, bu sefer Rojava’da devreye gireceği uyarısında bulunmuştu. Oradaki saldırıların, buradaki süreci hedeflediğini bilelim. Bir mahalle düşünün; onlarca silahlı grubun etrafını sardığını düşünün. Bu mahallede Kürtler var. Kürt halkı kendi meclisini kurmuş ve mahalle güvenliğini kendileri alıyor. Bu kapsamda bir anlaşma da imzalanmıştı. Ancak etraf mahalleler taranıyor ama buradaki devletin ordusunun başındaki kişi, ‘İhtiyacınız olursa geliriz’ diyor. Bu ayıp bir şey. Bu, devlet aklının çözüm sürecinde değişim aklına kavuşmadığını gösteriyor. Bazı dış güçler de Kürt sorununun çözülmesini istemiyor. Kürt sorununun çözülmemesi Türkiye’nin lehine değildir. Bu sorun çözülmediği müddetçe Türkiye’nin eli bağlı olmaya mahkûmdur. Sayın Öcalan’ın bu konuya yönelik ciddi uyarıları vardı. Şara’nın, onu besleyen başta Türkiye olmak üzere herkesi nasıl yalnız bırakacağını göreceğiz. Türkiye’nin bu tutumu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik yaklaşımında şüphe yaratıyor. Toplumun güvenini zedeliyor” ifadelerini kullandı.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin, Kürt-Türk tarihsel birlikteliğini güncelleme süreci olduğunu ifade eden Tayyip Temel, “Fakat bu karşılıklı rızayla olur. Gelinen aşamada Kürt siyasal hareketinin tüm hassasiyetlerine karşı çok pervasız bir dil ve üslup kullanıldı. Varsa bir devlet aklı, öncelikle yüzyıllık ezberler, tabular ve alışagelmiş kavramlar üzerinden bu süreci yürütemez. Bir değişim ve değişikliğin olması lazım” diye belirtti.   2'nci oturum   Çalıştay'ın 2’nci oturumunda, “Toplumsal hafızadan barışa: Sivil toplum, kadın ve adaletin rolü” konusu işlendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) Riha Şube Eşbaşkanı Songül Arpa’nın moderatörlüğünde gerçekleşen oturuma, Barış Akademisyeni Doç. Dr. Yasemin Özgün ve ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak konuşmacı olarak katıldı.   İkinci oturumda ilk olarak söz alan Barış Akademisyeni Doç. Dr. Yasemin Özgün oldu. Riha’ya en son Kobanê direniş sürecinde geldiğini belirten Yasemin Özgün, “Maalesef yine savaşın gölgesinde buluştuk. Umarım bir an önce bu savaş biter” dedi.   ‘Barışın öncülüğünü kadınlar yapıyor’   Kadınların, barış mücadelesinin bir sürdürücüsü olarak mücadeleyi sürdürdüklerini belirten Yasemin Özgün, “Barış sadece silahların bırakılması değil, eşitliğin ve adaletin sağlandığı koşullardır bizim için. Savaş ve savaş sonrasında barış için kadınların sesinin çok fazla çıktığı bir süreç oluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana barış sürecinin güçlü geçtiğini söylemek güçtür. Barış çalışmaları çok ses getiren bir süreç olmamıştır. Her zaman engellemelerle karşılanmıştır. Kürt mücadelesinin görünürlük kazanmasıyla barış talebinin sesi yükselmiştir. Bu topraklarda tabii ki tek sorun olan Kürtler değildi. Ama ciddi anlamda barışın sesi, Kürt siyasal mücadelesinin büyümesiyle yükseldi” dedi.    ‘Bu süreçte erkek şiddeti meşrulaştırılmaya başlanıyor’   Cumhuriyetin başlarında barış meselesinin, ağırlıklı olarak devletin dış politikası ve antiemperyalist söylemlerden dolayı fazla gelişmediğini vurgulayan Yasemin Özgün, “Cumhuriyetin kurucu kadrolarındaki kadın figürler, barışı vatanın kurtuluşu ve özgürlük olarak tanımlıyorlardı. Kadının mücadelesini erkekliğe destek olarak tanımlıyorlardı. Bunun için uzun yıllar boyunca kadın mücadelesi gelişemedi. 90’lı yıllarda Kürt sorunu başat olmaya başladı. Savaşla kadına yönelik şiddet arasında bir bağ kurulmaya başlandı. Çünkü savaş yalnızca cephede veya silahla olmuyor. Bu süreçte erkek şiddeti meşrulaştırılmaya başlanıyor. Militarizm büyüdükçe kadına yönelik şiddet artıyor. 12 Eylül’de de aynı şey yapıldı” ifadelerini kullandı.   ‘Hasta tutsaklar bir rehine gibi ele alınıyor’   Kürt halkının yüzyıllık tarihi içerisinde hapishanelerin ayrı bir yer edindiğini vurgulayan Serhat Çakmak, son olarak şunları söyledi: “İktidarlar, hapishanelerle farklı sesleri bastırmaya çalıştı. Kürtler açısından hapishaneler, direniş için önemli bir yer edindi. 50 yıllık mücadelede çoğu zaman öncü rolünü aldı. Bu rolde büyük bedeller ödendi. Hapishanelerin bu rolü bilindiği için iktidar sürekli mekânsal değişiklikler yapıp tecrit politikalarını devreye koyuyor. Hapishane ve hapishanelerdeki mücadeleden bahsederken yaşanan hak ihlallerine ayrıca değinmek gerekiyor. Hapishaneler açısından sağlık hakkı çok önemli bir yerdir. Hapishanelerde tedavilerin yapılmaması, ağız içi aramalar ve hasta tutsakların serbest bırakılmaması güncel olarak yaşanan en önemli hak ihlallerindendir. Özellikle hasta tutsaklar bir rehine gibi ele alınıyor. Hapishanede kalamaz raporlarına rağmen çok sayıda hasta tutsak tahliye edilmiyor. Bu konuda hâlâ adım atılmaması sürecin bir paradoksu olarak görülmektedir.”   Serhat Çakmak’ın konuşmasının ardından soru-cevap bölümüyle ikinci oturum sonlandı.