Orta Doğu’da deneyimler ve tarihsel örnekler (1) 2026-01-30 09:06:35   “19’uncu yüzyılda Avrupa’da gelişen sosyalist fikirler, 20’nci yüzyılda Sovyet Devrimi’nin etkisiyle Orta Doğu’ya nüfuz etti ve sol ve sosyalist yeni örgütlenmeler belirginleşti. Bu partilerin temel amacı, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum inşa etmek; emperyalizme karşı dayanışma içinde mücadele etmekti. Tarım reformu bu mücadelelerde bir araç olarak görüldü, ancak kadın özgürlüğü konusuna gereken teorik ve pratik ilgi gösterilemedi.”   Gelawej Şarbajar    Soranice’den Çeviren: Çeviri Komünü   Reel sosyalizmin Orta Doğu’ya ulaştığı dönemde, bölge derin toplumsal sorunlar ve siyasal çalkantılarla karşı karşıyaydı. 19’uncu yüzyılda Avrupa’da gelişen sosyalist fikirler, 20’nci yüzyılda Sovyet Devrimi’nin etkisiyle Orta Doğu’ya nüfuz etti. Bu süreçte işçi ve emekçilerin önderliğinde çeşitli sosyalist ve sol partiler kuruldu; Irak, Türkiye, İran, Suriye, Cezayir, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Kürdistan’da bu yeni örgütlenmeler belirginleşti. Bu partilerin temel amacı, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum inşa etmek; emperyalizme karşı dayanışma içinde mücadele etmekti. Tarım reformu bu mücadelelerde bir araç olarak görüldü, ancak kadın özgürlüğü konusuna gereken teorik ve pratik ilgi gösterilemedi. Filistin meselesine dair demokratik çözüm arayışları gündeme gelse de çoğunlukla devletlerarası sosyalist ittifaklara odaklanıldı.   Irak   Irak Komünist Partisi, 1934 yılında Arapça “Hizbi Şui İraqî” adıyla kurulmuştur. 1940’lı yıllarda, Hıristiyan bir aileden gelen Bağdatlı Fehed Yoldaş liderliğinde parti ciddi bir gelişim süreci yaşamıştır. Kürt önderler de bu partide önemli roller üstlenmişlerdir: Ezîz Mihemed ve Badin Nurî gibi figürler partinin başkanlığını yürüterek etki alanını genişletmişlerdir. Parti, 1953 yılında Irak Kadınlar Birliği’nin kuruluşuna öncülük etmiş, yönetim görevine ise Arap ve Sünni kimliğe sahip Naziha al-Dulaimi getirilmiştir. 14 Temmuz 1958’de Ebdilkerîm Qasim’ın gerçekleştirdiği devrimle birlikte Naziha al-Dulaimi bakan olarak atanmış ve Irak tarihindeki ilk kadın bakan olmuştur.    1961 yılında parti, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile birlikte Abdulkerîm Qasim iktidarına karşı darbe girişimine katılmış, bu eylem toplumdaki komünist etkiyi zayıflatmıştır. Ancak kadının siyasal mücadeleye katılımında yaratılan olanaklar, bu dönemin olumlu çıktıları arasındadır. Parti üyesi Ayşe Gül, Hewlêr ve Koysancak’ta örgütleme faaliyetleri yürütürken tutuklanmış, direnişçi ve onurlu duruşuyla dikkat çekmiş; 1988 yılında BAAS rejimi tarafından işkenceye uğramış ve idam edilmiştir.   Parti, 1976–1979 yılları arasında Irak hükümetiyle stratejik ittifak anlaşması imzalamış, ancak bu ittifak komünist ideallerin yozlaşmasına ve lider kadroların idam edilmesine neden olmuştur. Bu süreç, halkın partiye olan güvenini ciddi ölçüde sarsmıştır. Zira BAAS Partisi, Irak toplumunda şiddet uygulamalarıyla bilinen, olumsuz algılanan bir siyasal yapıdır. Komünist Parti 2005 yılından itibaren Irak Parlamentosu’nda yer alsa da, toplumsal desteği zayıf kalmıştır ve milliyetçi zihniyeti aşamamıştır. Partiye üye Kürt, Arap ve diğer halklar arasındaki uzaklaşma süreci, ideolojik çözülmeye işaret etmektedir.   1993 yılında parti ikiye bölünmüştür: Irak Komünist Partisi ve Kürdistan Komünist Partisi. Kürt üyeler, komünizm adı altında Kürtlüğün asimile edildiğini ifade etmiş ve aynı yıl Kürdistan Bağımsız İşçi Partisi kurulmuştur. 1980’li yıllardan sonra Kürdistan’da çiftçi ve işçi hareketleri belirginleşmiş, hatta bazı köylerde ağalara karşı balta ile gerçekleştirilen eylemler dahi yaşanmıştır. (Rüstem Cudi, Rojhilata Navîn)   Güney Kürdistan’da Marksist örgütlenmeler   Güney Kürdistan’da birçok Marksist hareket ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, 1970 yılında kurulan Marksist Leninist Gençlik Derneği’dir. Başlangıçta gençlik odaklı olan bu örgüt, sonradan adını Emekçi Enternasyonal Derneği olarak değiştirmiştir. Üyeleri arasında Xalê Şahab, Cafer Enwer ve Leyla Qasim gibi direniş figürleri yer almıştır. Leyla Qasim, Saddam Hüseyin tarafından idam edilmeden önce kendisine yöneltilen “Af dile” teklifine şöyle yanıt vermiştir: “Af dilemiyorum. Eğer bir af dileyeceksem bu işgalcilerden değil, halkımdan af dilemek olur. Ömrüm kısa oldu, halkıma daha fazla hizmet etmek isterdim.”   Derneğin sekreteri olan Ş. Aram ve Dr. Sirwan, kadro eğitimi ve siyasi formasyon açısından olumlu etkiler yaratmışlardır. Ancak örgüt, zamanla ilkelerinden sapmış ve klasik partiler içinde eriyip gitmiştir. Dr. Sirwan daha sonra PKK’ye katılmış, 1996 yılında KDP komplosu sonucunda yaşamını yitirmiştir.   Bu dönemde çeşitli sosyalist örgütlenmeler gelişmiş, kadınlar bu yapılar içinde yer almıştır. Dayê Gulê ve Dayê Emine Qeladizêli gibi kadın figürler sosyalist parti üyeleri arasında anılır. 1974 yılında Qeladizê’de gerçekleşen katliamın ardından, 1982 yılında yıldönümünde bir eylem organize etmişlerdir. Eylemin ardından Emine Ana idam edilmiş, Gulê Ana ise esir alınmıştır. 1989 yılında Gulê Ana’nın yanında yer alan Emne Sureke de idam edilmiştir. Bu kadınlar, yalnızca siyasal direniş değil, aynı zamanda etik hafızanın kurucu özneleri olarak toplumsal bellekte yer etmişlerdir.   Bölgedeki komünist ve sosyalist parti deneyimlerinin çoğu, istenen toplumsal dönüşümü yaratacak kurumsallaşma düzeyine ulaşamamıştır. Dolayısıyla bu yapılar, ideolojik olarak marjinalleşmiş, etkinliklerini yitirmişlerdir. Günümüzde Kürdistan Komünist Partisi, kitlesel anlamda zayıf bir konumdadır ve çizgisi giderek KDP’ye yaklaşmaktadır. Bu eğilim, sosyalizmin devletçi modele karşı sunduğu alternatiflerin teorik ve pratik olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.   İran   1941 yılında İran’da TUDEH adıyla İran Komünist Partisi kurulmuştur. Azeri, Kürt ve Fars kökenli kadın ve erkekler bu parti içinde yer almıştır. 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar oldukça etkili olan bu örgüt, radikal duruşu ve entelektüel kadrosu ile gençlerin ve kadınların devrimci çalışmalara katılımının önünü açmıştır. TUDEH’in kadro ve sempatizanları İran entelijansiyasının önemli temsilcileridir. Ancak Şah Rıza döneminde, özellikle kadın üyelere yönelik işkenceler vahşileşmiş; göğüs kesme gibi cinsiyet odaklı işkence yöntemleriyle karşılaşılmıştır. İran İslam Cumhuriyeti döneminde ise 1988 yılında çok sayıda TUDEH üyesi idam edilmiş; tüm bu baskılara rağmen parti uzun soluklu bir direniş kültürü inşa etmiştir.   Bu dönemde başka bir örgüt olan Çirike Fedai (Fedai Gerillalar) 1973’te kurulmuş, İran siyasal alanında etkili bir örgütlenme modeli olmuştur. 1968 gençlik hareketlerinin küresel etkisiyle Doğu Kürdistan’da 1969’da Komala isimli sol örgüt kurulmuştur. Örgütün kurucuları Fuad Mistefa Sultanî ve Mihemed Hesen Kerimî’dir; her ikisi de 1968 kuşağı dünya gençlik devriminden etkilenerek bu örgütlenmeyi inşa etmişlerdir.   Komala’nın serhildanlarında yer alan kadın devrimcilerden biri Mesture Şaswariy, diğer adıyla Tavar’dır (Dişi Şahin). 1981 yılında İran İslam devleti tarafından idam edilmiştir. Bu dönemde sosyalist fikirleri benimseyen iki sempatizan Nesrin ve Şehla’nın hikayesinden bahsedebiliriz. Komala sempatizanı olan iki devrimci kız kardeş Nesrîn ve Şehla Kâbi, 1980 yılında idam edilmişlerdir. İdam kararı verildikten sonra son istekleri sorulduğunda Şehla, “Önce beni idam edin kız kardeşimin idamını görmek istemiyorum” dese de İran rejimi son anda bile intikamcı yaklaşımından vazgeçmemiş ve önce Nesrin’i idam etmiştir. Bu tür hikâyeler oldukça fazladır ve bunlar İran rejiminin özneleşen kadın devrimcilere karşı tutumunu göstermektedir. İran’daki sol partiler, birçok açıdan etkili olmuş olsa da devlet baskıları, teorik sınırlılıklar ve zamanla yaşanan dogmatikleşme nedeniyle toplumda kalıcı kurumlaşma yaratmakta başarısız olmuşlardır. (Rüstem Cudi, Rojhilata Navîn)   Filistin   1969 yılında George Habaş öncülüğünde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) kurulmuştur. Marksist-Leninist çizgide ulusal kurtuluş mücadelesi yürüten bu örgüt, sadece siyasi değil aynı zamanda silahlı mücadele ile de kendini var etmiştir. Örgütün temel amacı sosyalist bir Filistin devleti kurmaktır.   Bu yapı içinde birçok kadın etkili olmuştur. Bunlardan biri olan Sena Miheydery, 17 yaşında Lübnanlı bir kadındır. İsrail ordusuna karşı fedai eylem gerçekleştirir. Yazdığı mektubunda “Ben Güney’in geliniyim” diyerek Lübnanlı kimliğini vurgular. Mektubuna şöyle devam eder: “Ben ölmüyorum; aksine halaya durmanız gerekir. Eylemimle Filistin’in özgürlüğü gelişecek ve bu gerçekleşecektir.”   Filistin hareketi içinde yer alan bir diğer kadın devrimci Suha Bin’t Sara, bir İsrail ajanını öldürür. 1978 yılında Delal Maxrîbî gemi kaçırma eylemi gerçekleştirir. Leyla Xalid ise örgütün hâlen hayatta olan üyelerinden biridir. Uçak kaçırma eylemleriyle tanınır. “En büyük hayalim gökyüzüne çıkıp Filistin’i gezmek. Yaşasın Filistin halkının özgürlüğü!” sözleriyle hem öznel hem ulusal tahayyülünü birleştirir. Ancak zamanla bu hareket zayıflamış, Hamas, İslami Cihad gibi siyasal İslamcı partiler daha etkili hâle gelmiştir. Sol örgütlerin etkisi müzakere süreçlerinden sonra büyük ölçüde sembolik düzeye gerilemiştir.   Suriye   Suriye’de 1924 yılında Kürt Xalid Bextaş tarafından Suriye Komünist Partisi kurulmuştur. Ancak bu parti toplumda büyük bir etki yaratamamış, devletin BAAS Partisi ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. BAAS kendini “sosyalist” olarak tanımlasa da bu tanım çoğunlukla devletçi bir yönelimin kamuflajıdır. Komünist Parti’nin devlet yanlısı tutumu, bağımsız sosyalist çizgi geliştirme kapasitesini sınırlamıştır. Kadınların bu yapı içinde fazla yer almaması ve toplumun genel kesimlerinden yeterince karşılık görmemesi, partinin sosyal tabanla bağ kuramamasına neden olmuştur. (Rüstem Cudi, Rojhilata Navîn)   Not: Yazının devamı “Orta Doğu’da deneyimler ve tarihsel örnekler-İkinci Bölüm” başlığıyla haftaya yayınlanacaktır.    Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Demokratik Toplum Sosyalizmi” dosya konulu 35'inci sayısından kısaltılarak alınmıştır.