Yan yana geleceği inşa ediyorlar: Hukuk önünde eşitlik, fiili eşitliği sağlamıyor (2) 2026-11-05 09:02:51   Nazlıcan Nujin Yıldız    ANKARA - Yeni bir toplumsal düzenin inşası için eşit yurttaşlık anlayışının yeniden ele alınması gerektiğini belirten Barış Akademisyeni ve siyaset bilimci Füsun Üstel, hukuk önünde eşitliğin fiili eşitliği sağlamadığını vurgulayarak, farklı toplumsal kesimlerin hak ve taleplerini güvence altına alan bir yurttaşlık anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte Kürt sorununda demokratik çözüm tartışmaları, Türkiye’de yalnızca siyasi yapının değil, toplumsal ilişkilerin ve ortak yaşamın da yeniden ele alınmasını gündeme taşıyor. Çatışmaların sonra ermesinin ötesinde, kalıcı bir barışın sağlanması, farklı kimliklerin, inançların ve toplumsal kesimlerin eşit haklarla bir arada yaşayabildiği demokratik bir toplumsal düzenin inşasını gerektiriyor. Bu yönüyle yeni bir toplumsal sözleşmenin hangi ilkeler üzerine kurulacağı, yurttaşlık haklarının nasıl tanımlanacağı ve devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl dönüştürüleceği temel tartışma başlıkları olarak öne çıkıyor.   Yazı dizimizin bu bölümünde, Barış Akademisyeni ve siyaset bilimci Füsun Üstel, süreçle birlikte toplumun yeniden inşası, yurttaşlık ve iktidar ilişkilerine dair değerlendirmelerine yer veriyoruz.     ‘Toplumsal sözleşmenin içeriğinin doldurulması gerekiyor’   Türkiye’de yeni bir toplumsal düzenin inşasının tartışıldığı bu dönemde, dönüşmesi gereken siyasal ve toplumsal ilişkileri değerlendiren Füsun Üstel, siyaset felsefesinde sıkça tartışılan toplumsal sözleşmenin gerçek bir sözleşme niteliği kazanabilmesi için içeriğinin doldurulması gerektiğini belirtti. Füsun Üstel, tarafların toplumsal sözleşmeden ne kastettiklerini de açıklığa kavuşturmaları gerektiğini söyledi. Konunun dünya genelinde de tartışıldığını belirten Füsun Üstel, “Bu toplumsal sözleşmeler de belirli bir andaki sözleşmeyi kapsıyorlar. Dolayısıyla uzun vadede nasıl olacağı, yurttaşlık hakları, demokrasi ya da yoksulluk gibi sorunları çözmede, benzer sorunları çözmede ne kadar etkili olacağı çok açık değil. Bu nedenle bir irade ve iyi niyet lazım. Bu konuda farklı tarafların birbiriyle, o sözleşmenin asıl çekirdeğini temsil edecek fikirler etrafında bir karar birliğine varması lazım. Toplumsal sözleşme fikri biraz soyut bulduğum bir şey. O nedenle de toplumsal sözleşme bir fikir olarak iyi ama fiilî olarak nasıl gerçekleştirilecek? O konuda bazen şüphelerim oluyor” dedi.   ‘Artı haklara ihtiyaç var’   Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında yurttaşlığı demokratik katılım temelinde değerlendiren Füsun Üstel, hukuki statü olarak eşit yurttaşlığın fiilî eşitliği sağlamaya yetmediğini söyledi. Füsun Üstel, “Çünkü hukuk önünde eşitlik fiilî eşitliğe neden olmuyor. Toplumsal nedenler var, ekonomik nedenler var, kültürel nedenler var. Yeni bir yurttaşlık tahayyülü üzerine tabii ki konuşmamız gerekiyor ama toplumdaki farklı kesimler açısından, onların beklentilerini, taleplerini karşılayacak bir biçimde eşit yurttaşlığın yanı sıra artı haklara ihtiyaç var. Devletin bireylere, sanki sınıfsal, etik ya da cinsiyet temelli hiçbir kimlikleri ya da konumları yokmuş gibi tarafsız davranma iddiası aslında bir yanılsama. Dolayısıyla da bu eşit yurttaşlığın içi farklı hak talepleriyle tamamlanmalı diye düşünüyorum” diye belirtti.    Farklılaştırılmış yurttaşlık   Füsun Üstel, farklılaştırılmış yurttaşlığa ilişkin sözlerini şöyle sürdürdü: “Konferansta farklılaştırılmış yurttaşlıktan söz ettim. Bu da şu anlama geliyor: Farklı kesimlerin evrensel ideallerle çelişmeyen, çatışmayan değerlerinin, haklarının ve sorumluluklarının eşit yurttaşlık kapsamında tanınması gerekiyor. Mesela bunlardan bir tanesi kültürel haklar. Zaten çok tartıştığımız bir şey. Kültürel haklarla beslenen bir eşit yurttaşlık anlayışı ya da özel temsil hakları dediğimiz, özellikle tarihte mağdur olmuş kesimlere artı haklar tanıyan uygulamalar olabilir. Kota olabilir, oranlı temsil olabilir. Eşit yurttaşlığın içinin bu tür haklarla doldurulması ve yurttaşların, kimlikleriyle demokratik bir sistem ve müzakere ortamında var olan yurttaşlar olarak kabul edilmesi gerekiyor.”   ‘Eşit yurttaşlık, kadınlara tam anlamıyla bir yurttaşlık getirmiyor’   Toplumsal cinsiyetin yurttaşlık tartışmasının temel boyutlarından biri olduğunu vurgulayan Füsun Üstel, “Hem fiilî anlamda hem de hukuki anlamda eşit yurttaşlığın kadınlar için tam anlamıyla bir yurttaşlık getirmediğini biliyoruz. Bunun da çeşitli nedenleri var. Yani yükselen bir toplumsal cinsiyet karşıtı hareket var. Bu, aslında küresel bir ittifak. Toplumlara aile temelli bir anlayış empoze edilmeye çalışılıyor. İkili cinsiyet rejimi empoze edilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla da kadınların ihtiyaçlarını merkeze alacak ve bu ihtiyaçların dikkate alınmasıyla genişletilecek bir yurttaşlık anlayışına ihtiyacımız var” diye belirtti.   Toplum kendi kendini örgütleyebilecek mi?   Toplumsal dönüşüm için devletin ve kurumların değişmesinin yanı sıra toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesini de değerlendiren Füsun Üstel, “Türkiye’de toplum çok örgütlü bir toplum değil, bunu biliyoruz. Örgütlenmemesi için de iktidar son yıllarda elinden geleni yaptı. Dolayısıyla yurttaşları seyreden bir konuma itti. O nedenle zor ama ben önümüzdeki süreçte belli başlı meselelerin yurttaşların genelini ilgilendirmeye başlayacağını görüyorum. Yoksulluk meselesi, emeklilerin meselesi, iş ve aş meselesi nedeniyle böyle bir örgütlenmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Tabii burada da demokratik hakların, yani örgütlenme hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün bütün boyutlarıyla verilmesi lazım. Bunlar olan haklar, bahşedilen haklar değil. Yüzyıllardır verilen mücadeleler sonucunda elde edilmiş haklar. Şu anda bu hakların gasbedilmesi söz konusu. O gasptan vazgeçildiği takdirde böyle bir aşamaya gelinebileceğini düşünüyorum” sözlerini kullandı.    Adalet ilkesi üzerine kurulacak toplumsal sözleşme   Farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada yaşamasını sağlayacak yeni bir toplumsal sözleşmenin hangi ilkeler üzerine kurulması gerektiğini değerlendiren Füsun Üstel, “Öncelikle bir adalet ilkesi lazım. Yani yine evrensel değerler içinde bireyleri farklı toplulukların içine mahkûm etmemek, terk etmemek lazım. Çünkü topluluk da muhafazakâr bir şey. Topluluk üyesi olan bireylere birtakım haklar tanınması lazım ve toplumda öyle bir iklim geliştirilmesi lazım. Bu haklar bahşedilmiş haklar değil. İnsanların doğumla gelen haklarıdır, doğal haklarıdır. Bu şekilde bir iklimin oluşturulması lazım. O iklimin oluşturulması da iradeye kalıyor. Bu irade şu anda var mı, ondan pek emin değilim” ifadelerini kullandı.   Yerel mekanizmaların denetiminin önemi   Füsun Üstel, yeni dönemin inşasında mevcut iktidar biçimlerinin yeniden üretilmesini önlemek için demokratik denetim ve toplumsal katılım modellerinin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Yerel mekanizmaların denetiminin önemine dikkat çeken Füsun Üstel, sözlerini şöyle tamamladı: “Yerel bu konuda çok önemli. Çünkü ulusal düzey çok fazla birleştiren bir düzey değil. Hâlbuki yerelin kendi dinamikleri var, kendi yapısı var ve oradan hareketle yerelin de ihtiyaçlarına, beklentilerine cevap verecek talepler ve iddialar çıkabilir. Yerel mekanizmaların denetimi çok önemli ama devlet içinde de bunun için irade gerekiyor. Ben o iradeyi şu anda göremiyorum. Ama denetleme, izleme, raporlama gibi mekanizmalar kurularak demokratikleşmenin sağlanmasına bir yol açılabilir diye düşünüyorum.”   Yarın: ‘Ekolojik onarım olmadan barış inşa edilemez’