Avrupa Jineolojî Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı 2026-10-18 14:05:54   HABER MERKEZİ - Avrupa Jineoloji Konferansı’nın sonuç bildirgesinde, Jineoloji çalışmalarının yerellerde yaygınlaştırılması, genç kadınların öncülüğünün güçlendirilmesi ve komünal yaşam deneyimlerinin çoğaltılması çağrısı yapıldı.   “Jineolojîyle Komünal Özgür Yaşamın İnşasına” (“Bi Jineolojî ber bi Avakirina Jiyana Komunal û Azad”) şiarıyla Hollanda’nın Haelen kentinde 10 ülkeden yaklaşık 150 delegenin katılımıyla 16 Ekim’de başlayan Avrupa Jineoloji Konferansı, sonuç bildirgesinin okunması ve kapanış konuşmasıyla sona erdi.   Konferansın sonuç bildirgesinde, Avrupa’da on yılı aşkın süredir yürütülen Jineoloji çalışmalarının birikimi değerlendirilerek bu çalışmaların toplumun farklı kesimleriyle buluşturulması, yerellerde somut projelerle güçlendirilmesi ve komünal yaşam deneyimlerinin yaygınlaştırılması gerektiği vurgulandı. Kadınların tarihsel hafızasını, bilgisini ve özgürlük mücadelesini demokratik toplumun inşasıyla buluşturmayı hedefleyen bildirgede, genç kadınların öncülüğünün güçlendirilmesi, farklı kadın mücadeleleri arasında dayanışmanın büyütülmesi ve bilginin örgütlü eylemle bütünleştirilmesi çağrısı yapıldı.   Sonuç bildirgesinin tamamı şöyle:    "15-18 Ekim 2026 tarihlerinde Hollanda’nın Haelen kentinde 150 delegenin katılımıyla Avrupa'da 10 yılı aşkın süredir yürütülen Jineolojî çalışmalarını değerlendirmek ve geleceği inşa edecek tartışmalar yürütmek amacıyla tarihi bir konferans gerçekleştirdik. Konferansla birlikte Jineolojî’nin ışığında kadın varlığını tarihsel ve toplumsal gerçekliğiyle yeniden tanımlama ve özgür yaşamın bilgisini büyütme irademizi yineliyoruz.   Konferansımızı, özgürlük mücadelesi yoluyla evrendeki tüm canlılar için adaletli bir yaşam yaratma uğruna canlarını feda eden tüm şehitlere adadık. Devrimci emekleriyle Jineolojî’yi canlı bir pratiğe dönüştüren Malda Kusa ve Nagihan Akarsel gibi devrim şehitlerini anan konferans, savaşlardan, yıkımdan ve sömürüden başka bir şey getirmeyen zihniyete karşı mücadele etme sözünün yenilenmesiydi. Konferans, bizden önce yürüyen kadınların sıcaklığı ve ışığı altında düşüncelerimizi, duygularımızı, deneyimlerimizi, pratiklerimizi ve hayallerimizi bir araya getirdi. Bizi birleştiren mücadelenin tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlanan konferans, sosyalizm için kararlı, sarsılmaz, devrimci ve komünal mücadelede atılan bir adım daha niteliğindedir.   Farklı coğrafyalardan, dillerden ve kadın hafızalarından süzülerek bir araya geldik. Unutulmak istenen hikâyelerimizi hatırlamak, birbirimizden koparılan yaşamlarımız arasında köprüler kurmak ve özgürlüğün yolunu birlikte örmek için buluştuk. Konferans katılımcıları, Avrupa’da Jineolojî çalışmalarının inşasına büyük emek vermiş kadınların yanı sıra, Kürt kadın kurtuluş ideolojisi ve demokratik modernite paradigmasından ilham alan özgür ve komünal yaşam inşasının farklı alanlarında çalışan kadınlardan oluştu. Genel ve özgün kadın meclislerinde toplumsal çalışma, diplomasi ve stratejik ittifak, basın, gençlik ve dünya kadın demokratik konfederalizmi gibi alanlarda faaliyet yürüten kadınlar konferansta yer aldı.   Kürdistan’ın dört bir yanından gelen kadınlar, coğrafyamızın kültürel, manevi ve dilsel açıdan zengin dokusunu yansıttı. İrlanda’dan Katalonya’ya, İtalya’dan Almanya’ya, İsviçre’den İskoçya’ya, İspanya’dan Fransa’ya kadar farklı kültür ve bölgelerden gelen kadınlar, keşfetmek, büyütmek ya da yeniden canlandırmak için mücadele ettikleri deneyimleri paylaştı.   Konferans öncesi hazırlıklardan birlikte geçirdiğimiz zamanın her ayrıntısına, tartışmaların düzenlenmesinden yemeğe, çok dilli çevirilerden müzik, sanat ve kültür eşliğinde yaşadığımız neşe ve yaratıcılık anlarına kadar, dünyanın öncülüğünü yapmasını istediğimiz değerleri somutlaştırmaya çalıştık. Geleceklerini özgür ve adil kılmak istediğimiz çocukların ve genç kadınların aramızda olmasından büyük mutluluk duyduk. Annelerin ve ninelerin değerli deneyimlerini dinledik. Kadınlar; kendi deneyimlerinden, evlerinden, sömürgeci zindanlardan ve özgürlük mücadelesinden yola çıkarak konuştu.   Avrupa’da on yılı aşkın süredir yürüttüğümüz araştırmalar, eğitimler, kamplar, yayınlar ve kolektif çalışmalar, bu arayışın ortak birikimini oluşturdu. Şimdi bu birikimi derinleştirme, kadınların farklı deneyimlerini buluşturma ve Jineolojî’nin bilgisini toplumsal yeniden inşanın gücüne dönüştürme sorumluluğuyla karşı karşıyayız.   İçinden geçtiğimiz kriz, insanın kendi hakikatinden ve toplumsal bağlarından koparılmasının da krizidir.    Kadının hafızası silindiğinde tarihin belleği eksilir; emeği görünmez kılındığında yaşamın kuruluşu karanlıkta kalır; sözü bastırıldığında toplum kendi hakikatine yabancılaşır. Jineolojî, bu kopuşu kadınların tarihini, bilgisini ve toplumsal varlığını aydınlığa kavuşturarak aşmayı hedefler. Çünkü toplumsal sorunların kök hücresini oluşturan kadın köleliği çözülmeden ve bu köleliği üreten ilişkiler dönüştürülmeden toplumsal özgürlük tamamlanamaz.   Halkların önderi Rêber Apo’nun, kadınlara yönelik baskı ve egemenliğin toplumun sırtına saplanan ilk hançer olduğu, bu hançer çıkarılmadan toplumun hiçbir sorununun çözülemeyeceği ve Jineolojî’nin devrimin yapıcı, pozitif aşamasında ilerlemeyi sağlayan ideolojik bir güç olarak işlev görmesi gerektiği yönündeki değerlendirmesini temel alarak kararlı sonuçlara vardık.   Jineolojî’yi, kadını nesne olmaktan çıkarıp kendi tarihinin ve yaşamının öznesi kılan bir bilim ve özgürleşme yolu olarak ele alıyoruz. Erkek egemen uygarlığın örttüğü tanrıça bilgeliğini ve kadın eksenli yaşam deneyimlerini araştırıyor; geçmişin hafızasını bugünün özgürlük arayışıyla buluşturuyoruz. Amacımız, kadınların kendi sesini, düşüncesini ve bilgisini üretebildiği, cinsiyetçi kalıpları aşarak kendi özgürlük ölçülerini geliştirdiği bir yaşamın önünü açmaktır. Genç, göçmen ve farklı dillerden kadınların bilgisinin ortak düşüncemizi zenginleştirmesini önemsiyoruz.   Konferansımızda yapılan eleştirilerin samimiyeti, delegelerin kendilerini yerel halk meclislerinden kültür ve sanat alanına kadar mücadelenin her alanında Jineolojî çerçevesindeki çalışmaların örgütlenmesinden sorumlu gördüklerini yansıtıyordu.   Eleştirilerin ana noktalarından biri, çalışmaların Avrupa’daki Kürt toplumu ile diğer göçmen ve ötekileştirilmiş topluluklar içinde yeterince karşılık bulamamış olmasıydı. Tüm başarılara rağmen çalışmaların çoğu zaman belirli profilleri temsil eden insanları çektiği, bazı kesimleri ise yabancılaştırabildiği belirtildi.   Elitlerin oluşmasını ve bilginin dar kitlelerin elinde birikmesini önlemek için çalışmaların yalnızca daha erişilebilir ve halkın gerçeklerine dayalı hâle getirilmesi değil, içerik, yaklaşım ve hedeflerinin de toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı. Kürdistan’da ve ötesinde mücadeleyi şekillendiren, demokratik sosyalizme ilişkin komünalizm temelli bir anlayış öneren yeni değerlendirmeler ışığında Jineolojî çalışmalarındaki pozitivizm, Avrupa-merkezcilik, sömürgecilik ve reel sosyalizmin etkilerinin değerlendirilmesinin önemi üzerinde duruldu.   Konferansta yalnızca bilimsel çerçeveler sunmak ve bilgi üretmekle yetinilmemesi, kadınların ve toplumun yaşamını sürdürülebilir ve köklü biçimde dönüştürecek somut projelerin, özellikle yerellerde örgütlenmesi gerektiği konusunda görüş birliğine varıldı. Bu konu, Jineolojî’nin akademileşmesinin geleceği bağlamında da tartışıldı.   Dar komite tarzı yerine, Jineolojî çalışmalarının her alanda çok yönlü ve komünal biçimde yaşamsallaştırılması yönünde kararlar alındı. Her kadının kendisini Jineolojî temelinde yürütülen mücadelenin bir parçası olarak görmesi ve sorumluluk üstlenmesi gerektiği vurgulandı.   Jineolojî’nin yöntemlerini de kapsayan pedagoji konusu değerlendirilerek daha yaratıcı, tabandan gelişen ve politik yöntemlerle çalışılması önerildi. Bilginin örgütlü eylemden ve devrimci mücadeleden ayrı tutulmaması gerektiği sürekli vurgulandı.   Tartışmalarda Jineolojî’nin ailenin demokratikleştirilmesinde ve erkeğin dönüştürülmesine yönelik tarihsel mücadelede, sınıf mücadelesinin önemi ışığında kolektif ekonomik alternatiflerin inşasında, sanat ve kültürün özgürleştirilmesinde rol oynaması gerektiği belirtildi.   Genç kadınların bu süreçte gerçek anlamda öncü bir güç hâline gelmesi gerektiği vurgulandı. Genç kadınların sonradan akla gelen bir unsur olarak görülmemesi, sorun ve ihtiyaçlarına yaratıcı biçimde yanıt verilmesi ve sürece etkin şekilde katılmalarının sağlanması gerektiği ifade edildi.   Kapitalist yıkım karşısında yaşamı savunmanın temel mücadele alanlarından biri olan ekolojinin, Avrupa genelinde gençlik ve kadınların öncülük ettiği hareketlerle birlikte teorik düzeyden çıkarılarak somut bir eylem alanına dönüştürülmesi gerektiği belirtildi. Bilgi ve düşüncenin dolaşımını, ortaklaştırılmasını ve demokratikleştirilmesini sağlayacak yayıncılık, basın ve medya çalışmaları alanında somut adımlar atılması da öneriler arasında yer aldı.   Jineolojî’nin yalnızca geçmişi incelemek ve bugünü analiz etmekle sınırlı kalmaması gerektiği vurgulandı. Yeni teknolojiler ve Üçüncü Dünya Savaşı bağlamında şiddetin teşvik edilmesi karşısında, herkesin yakın geleceği okuyabilmesini sağlayacak bir işlev üstlenmesi gerektiği belirtildi. Jineolojî’nin felsefi ve metodolojik yaklaşımlarının halkları ve mücadeleleri bir araya getirme çabasına katkı sunması gerektiği ifade edildi.   Jineolojî’nin yaşamla kurduğu bağ, komünal toplumu inşa etme arayışımızda somutlaşır. Komün; emeğin, bilginin ve sorumluluğun paylaşıldığı, kararların birlikte alındığı ve her kadının kendi iradesiyle ortak yaşama katıldığı bir alandır. Özgürlük ilişkilerimizde filizlenir; eşitlik, emeğin ve sorumlulukların paylaşılmasıyla kök salar; demokrasi, herkesin sözünün yaşamın kuruluşunda karşılık bulmasıyla gelişir.   Bu nedenle komünleri yalnızca örgütlenme biçimleri olarak değil, Jineolojî’nin özgürlük bilgisinin yaşama dönüştüğü alanlar olarak görüyoruz. Kadınların emeğini görünür kılan, iradesini güçlendiren ve erkek egemen ilişkileri dönüştüren komünal pratikleri çoğaltmanın ortak sorumluluğumuz olduğu vurgulandı.   Jineolojî’nin kadınların tarihsel hafızasından, düşünsel birikiminden ve özgürlük mücadelesinden beslenen perspektifinin demokratik toplumun inşasına yön vermesini; kadınların öncülüğünün ve iradesinin toplumsal yaşamın kurucu gücü hâline gelmesini önemsiyoruz. Kadın özgürlüğüyle derinleşen bir barışın toplumsal yaşamda kök salacağına, kadın iradesiyle örülen bir demokrasinin özgür ve komünal bir geleceğin yolunu açacağına inanıyoruz.   Bu konferansla birlikte Jineolojî çalışmalarını derinleştirmeyi, kolektif öğrenmeyi güçlendirmeyi, kuşaklar ve farklı kadın mücadeleleri arasında dayanışmayı büyütmeyi ve komünal yaşam deneyimlerini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Bilginin yaşamdan, düşüncenin emekten, özgürlüğün ortak sorumluluktan kopmadığı bir yol yürümekte kararlıyız.   Deneyimlerimizi birbirimize kapatmadan, eksikliklerimizle yüzleşerek ve her yerelin sesini ortak üretimin parçası hâline getirerek ilerleyeceğiz. Kadınların bilgi ve deneyimlerini buluşturan, ortak üretimi süreklileştiren ve özgürlük mücadelesini gündelik yaşamda güçlendiren çalışmaların gelişmesi için çaba göstereceğiz.   Çünkü hakikat, birlikte açığa çıkarılan yaşamdır. Özgürlük, geleceğe ertelenen bir vaat değil, bugün kurduğumuz ilişkilerde büyüttüğümüz umuttur. Jineolojî ile bilgimizi özgürleştiriyor, komünlerle toplumsal bağlarımızı yeniden örüyor, kadınların iradesini demokratik yaşamın kurucu gücü hâline getiriyoruz. Hafızadan geleceğe, sözden yaşama uzanan yolu birlikte örüyoruz. Toplumsallaşmayı Jineolojî perspektifiyle örüyor, kadın özgürlüğünü demokratik toplumun kökü hâline getiriyor, demokratik ve komünal toplumu komünlerle inşa ediyoruz.”