10 Ekim tanığı: Barış istemekten asla vazgeçmeyeceğim 2026-10-09 09:01:29   Melike Aydın    İSTANBUL - Ankara Gar Katliamı’nın 11’inci yıl dönümünde tüm sorumluların yargılanmasını isteyen katliam tanığı Çiğdem Yerlikaya, “Buna izin veren devlet görevlilerinin, bunu yaptıranların ceza alması gerekiyordu” diyerek cezasızlığa tepki gösterdi.   10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingine yönelik iki canlı bomba saldırısında 104 kişi katledildi. Katliamın 11’inci yıl dönümü yaklaşırken yargılama sürüyor. Ancak kamu görevlilerinin sorumluluğunun soruşturulmaması ve zamanaşımı gerekçesiyle verilen takipsizlik kararları, ailelerin ve avukatların adalet talebinin merkezinde yer alıyor.Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Temmuz 2024’te tutuklu 10 faile 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verirken, Erman Ekici hakkında “insanlığa karşı suç” suçlamasından beraat kararı verdi. Dosyaları ayrılan 16 firari fail yönünden ise yargılama devam ediyor. Bu faillerden Ömer Deniz Dündar, 2026’da MİT operasyonuyla Suriye’den Türkiye’ye getirilerek tutuklandı. Irak’tan Türkiye’ye getirilen 184 DAİŞ’li arasında firari fail Savaş Yıldız’ın da adının geçmesi üzerine mahkeme, SAvai Yıldız’ın Türkiye’de olup olmadığının MİT ve Emniyet’e sorulmasına karar verdi. Davanın bir sonraki duruşması 3 Aralık’ta görülecek.   Katliamda İstanbul Eğitim Sen üyesi Şirin Kılıçalp saldırı anında, Ata Önder Atabay ise kaldırıldığı hastanede 10 gün sonra hayatını kaybetti. Her ikisini de tanıyan, Şirin Kılıçalp’in kuzeni ve meslektaşı olan öğretmen Çiğdem Yerlikaya da mitingdeydi. Çiğdem Yerlikaya, katliam öncesinde ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.   ‘Şirin ve Ata barış demekti’   Özel eğitim öğretmeni Çiğdem Yerlikaya, barış mitingine kuzeni ve meslektaşı Şirin Kılıçalp ile birlikte katıldı. Türkçe öğretmeni Şirin Kılıçalp’i İstanbul’a atandıktan sonra daha yakından tanıdığını belirten Çiğdem Yerlikaya, 7 yıl aynı evi paylaştıklarını söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Ataması İstanbul’a yapıldığında o da Türkçe öğretmeniydi. Aynı evi 7 yıl paylaştık. Ben Şirin’i o zaman tanımıştım. Daha öncesinde sadece kuzenim olarak biliyordum. Kişiliğini, hayata bakış açısını, dostluğunu, arkadaşlığını, yoldaşlığını aynı evde paylaştım. Dostluğu, arkadaşlığı, içtenliği, samimiyeti çok bambaşka olan bir insandı. Şirin gerçekten barıştı. Şirin gerçekten bir güvercindi. Öğrencilerine, hayata, ailesine ve ilişkilerine yaklaşımıyla dokunduğu her insanda bir etki bırakan bir insandı” dedi.   ‘Üçümüz birbirimize kenetlenmiştik’   Çiğdem Yerlikaya, Şirin Kılıçalp ve Ata Önder Atabay ile 10 Ekim sabahına birlikte çıktıklarını belirtti. Üçünün de Eğitim Sen çatısı altında barış talebiyle Ankara’ya gittiğini söyleyen Çiğdem Yerlikaya, “Bu ülkede savaşın bitmesi, çocukların, insanların ölmemesi için hep birlikte sendikada bir araya geldik ve beraber gece yolculuk yaptık. Şirin aslında çok yorgundu. Hiç gelecek hali de yoktu. Ama ‘Yine de oraya hep beraber gidelim’ dedi. Üçümüz birbirimize kenetlenmiştik ve bütün süreç boyunca hiç birbirimizden ayrılmadık. Ta ki katliamın olduğu dakikaya kadar” diye belirtti.   ‘Orada ne bir polis ne güvenlik görevlisi vardı’   Gar alanına girişte herhangi bir güvenlik önlemiyle karşılaşmadıklarını belirten Çiğdem Yerlikaya, daha önce katıldıkları eylemlerde uygulanan kontrollerin 10 Ekim’de yapılmadığını söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Çok değişik bir duyguydu orada. Bir sessizlik vardı. Tamamen ölüm sessizliğiydi ama biz onu fark etmedik. Alana çok rahatlıkla girdik. Normalde bir sürü kontrolden geçerdik. Denetimler olurdu, üstümüz aranırdı ama hiç kimse yoktu. Ne bir polis vardı ne bir güvenlik görevlisi” sözlerini kullandı.     ‘Bize neden kıymışlardı?’   10 Ekim eyleminin sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı, Türkiye genelinden insanların bir araya geldiği bir eylem olduğunu belirten Çiğdem Yerlikaya, “Barışın suç olmadığını bilerek gitmiştik. Hepimizin talebi barıştı. Orada katledilen ve yaralanan canların, kendi özelimizde de benim, Şirin’in ve Ata’nın asla bir çocuğa, bir hayvana, bir kadına, bir cana kastedecek insanlar olmadığını biliyorum. ‘Bize neden kıymışlardı?’ diye yıllarca kendime sormuşumdur. Yani biz ne yapmıştık? Neden canımızı orada bırakmıştık? Onu yeni yeni idrak ediyorum. Çünkü barış istemek bu ülkede suçmuş. İnsanca yaşamayı, adaleti savunmak suçmuş. Şirin’in de Ata’nın da yaşamı barıştı, kişilikleri barıştı, dokundukları, yapıp ettikleri her şey barıştı” diye ifade etti.   ‘Şirin öldü, Ata nefes alıyor’   Patlamaların ardından yaşadıklarını anlatan Çiğdem Yerlikaya, ilk patlamanın sesiyle garın içine doğru kaçtığını, ikinci patlamanın ardından ise olayın boyutunu fark ettiğini söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Çantam düşmüştü orada. ‘Gidip çantamı alayım; telefonum içinde, Şirin’e ve Ata’ya ulaşayım’ diye düşündüm. Döndüğümde birçok canın yerde cansız yattığını, birçok kişinin de yaralı olduğunu gördüm. Anlam veremedim. Nasıl yani, bu nasıl bir yer? Şirin yerde cansız. Filmlerden izlerdik biz. Ölüm yani, ölü bedenler orada” dedi.   ‘Yaralıların üzerine gaz sıkıldı’   Doktorları çağırdığı esnada polisin yaralıların da bulunduğu kitleye gaz sıktığını belirten Çiğdem Yerlikaya, Ata Önder Atabay’ın ambulansla hastaneye götürülmesinin ardından büyük bir umut yaşadığını ifade etti. Çiğdem Yerlikaya, “Şirin öldü. Ata nefes alıyor. Hâlâ anlam veremiyorum. Biz ne yapmıştık? Devletin polisinin yaralı insanların üzerine gaz sıkmasına hâlâ anlam veremiyorum. Bize daha çok yardım etmesi gerekiyordu. Bizim yanımızda olması gerekiyordu” diye konuştu.   ‘Geride kalmanın suçluluğunu taşıdım’   Ata Önder Atabay’ın 10 gün boyunca yaşam mücadelesi verdiğini ve ardından yaşamını yitirdiğini belirten Çiğdem Yerlikaya, bu süreçte ailelere haber vermenin kendisi açısından ağır bir sorumluluğa dönüştüğünü söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Sanki ben onların bu hale gelmesine neden olmuşum gibi. Geride kalmanın, hayatta kalmanın suçluluğunu yıllarca taşıdım. Şirin öldü ama Ata nefes alıyor, yaşayacak umuduyla 10 gün ben de yaşadım ama maalesef onu da kaybettik” ifadelerini kullandı.     ‘Barış istemekten asla vazgeçmeyeceğim’   Şirin Kılıçalp ve Ata Önder Atabay’ın emekçilere ve çocuklara insani değerler çerçevesinde yaklaştığını ifade eden Çiğdem Yerlikaya, “Barış budur. Bunu istemek çok mu zor? Bunun bedeli bu kadar ağır mı olmalı diye hep düşündüm. Ama onlar özelinde barış istemekten, insanca yaşamaktan asla vazgeçmeyeceğim” diye belirtti.   ‘Barış gelecekse onların hatırına gelmeli’   Şirin Kılıçalp ve Ata Önder Atabay’ın anılarının ve mücadelelerinin yaşatılması gerektiğini vurgulayan Çiğdem Yerlikaya, “Onlar aramızda yoklar; mücadelemizde, anılarımızda hep yaşayacaklar. Çok güzel izler bıraktılar. Umarım bu ülkeye bir gün barış gelirse onların, emeklerinin, ödedikleri bedellerin, canlarının hatırına gelir” şeklinde konuştu.    ‘Sorumlular hesap vermedi’   Gar Katliamı’na ilişkin görülen davalarda ailelerin de sürece dahil olduğunu belirten Çiğdem Yerlikaya, katliamın arkasındaki sorumluların tamamının hesap vermediğini söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Aileleri bambaşka bir dünyadalar artık. 10 Ekim Ankara Katliamı Derneği ve yakınlarını kaybeden aileler davaları takip ettiler. Buna izin veren devlet görevlilerinin, bunu yaptıranların ceza alması gerekiyordu. O kişilerden bir iki tanesi mahkemede şov yaptılar. Ve o insanlar öldükleriyle kaldılar” diye belirtti.   ‘Aylar öncesinden haberi olanlara ceza verilmedi’   Katliamda çocuklarını kaybeden ailelerin yaşadığı travmanın yıllar geçmesine rağmen sürdüğünü ifade eden Çiğdem Yerlikaya, ailelerle görüşmekte de zorlandığını söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Düşünsenize, çocuğunuz öğretmen olmuş, zor koşullarda okumuş. İstanbul gibi bir şehre gelmiş. Sendika bünyesinde eyleme katılmış. Sendikal bir faaliyet, Türkiye genelinde resmi, aylar öncesinden izin alınmış bir faaliyet. Ve çocuğunuz orada devletin koruması altında olması gerekirken öldürülmüş. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi bir kişiye ceza veriyorsunuz ve bunu yapan zihniyete, buna izin verenlere, aylar öncesinden haberi olanlara, istihbarat alıp bir şey yapmayanlara hiçbir şey yapmıyorsunuz. Birçok aileyi görüyorum, ilk günkü gibi değiller. Çok bambaşka bir dünya” ifadelerini kullandı.   ‘Demokrasi olmadan barış olmaz’   10 Ekim Katliamı’nı yaşamış biri olarak bugün yürütülen barış tartışmalarına ilişkin düşüncelerini paylaşan Çiğdem Yerlikaya, yaşadığı acılara rağmen umudunu koruduğunu söyledi. Çiğdem Yerlikaya, “Ben hayatta hep umudu ve güveni yaşatan bir insanım. Hep bir şeylere güvenmek isterim. Barış her zaman olsun. Bu ülkede öncelikle demokrasinin sağlanması gerekiyor. Demokrasi olmadan barış olmuyor. Bu çok net. Demokrasinin gelmesi, herkesin eşit, özgür, adil bir şekilde insanca yaşayacağı bir ülkenin olması gerekiyor. Çok güzel bir ülke burası. Daha sonra da kalıcı bir barış olması gerekiyor. Barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değil. En kötü barış bile savaştan daha iyidir diye düşünüyorum ve sonuna kadar da desteklerim. Ama bunun tabii ki altyapısının oluşması, demokrasi ile desteklenmesi gerekiyor. Bu barış bugün olur, yarın olmaz. Bugün savunduğunuz değerlere yarın itiraz edebilirsiniz. Ama bunu demokrasi güvencesi içine alırsanız, herkes için demokrasi olursa bu barış da daha kalıcı ve geçerli olur” dedi.   ‘Güvenmiyorum da güvenmek istiyorum’   10 Ekim’in yaşandığı dönemde de barış söylemlerinin bulunduğunu hatırlatan Çiğdem Yerlikaya, aradan geçen 11 yılda Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun koşullarının değiştiğine dikkat çekti. Buna rağmen umudunu kaybetmediğini belirten Çiğdem Yerlikaya, “Ben güvenmek istiyorum sadece. Güvenmiyorum da güvenmek istiyorum. Cezasızlık geleneği her dönemde var. O dönemde de vardı, bu dönemde de var. Devlet de olsa, kişiler de olsa, kim ne suç işliyorsa öncelikle bunun bir bedeli olmalı. Bunun için de iyi bir demokrasi ve adalet sisteminin işlemesi gerekiyor. Türkiye’de yasalar var ama adalet çok uygulanmıyor. Bunun değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Çeşitli dosyalar açılıyor bu ülkede. Biz buna mutlu olmaya başladık. Yeni yeni Gültan Doku dosyasının, Rojin Kabaiş dosyasının açılıp tekrar gündeme gelmesini bir mutluluk olarak görüyoruz. Bunların çok önceden yapılması gerekiyor. Gerek bireysel gerek toplumsal düzeyde işlenen bütün suçların ceza karşılığını bulması gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.   ‘Onları yaşatmaya ihtiyacımız var’   Şirin Kılıçalp ve Ata Önder Atabay’ın anılarının yalnızca geçmişe ait olmadığını, bugün yürütülen mücadele içinde de yaşatılması gerektiğini söyleyen Çiğdem Yerlikaya, “Şirin özelinde ve Ata ile birlikte bizim daha çok var olmaya, kendimizi göstermeye, örgütlenmeye, onları yaşatmaya ihtiyacımız var” dedi.