Nagihan Akarsel’in ardından: Bize yoldaşlığı gösterdi 2026-10-04 09:01:30   Elfazi Toral    İSTANBUL – Nagihan Akarsel’in yoldaşlığını ve kadınların yaşamına dokunuşunu anlatan Öykü Dilara Keskin, “Bize öyle bir dokunuyordu ki yeniden bir var ediliş sunuyordu” dedi.   24 Haziran 1977’de Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Gölyazı köyünde dünyaya gelen Nagihan Akarsel, erken yaşlarda kazandığı kadın bilinci ve hakikat arayışıyla dikkatleri üzerine çekti. Liseyi tamamladıktan sonra toplumsal sorunların kaynağını tüm kadınlara aktarabilme amacıyla Ankara Gazi Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandı. Genç yaşta kadın özgürlük mücadelesine yönelen Nagihan Akarsel, 2001 yılında Ankara’da gözaltına alındı. 14 günün ardından Ulucanlar Cezaevi’ne, daha sonra Amasya Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevinde geçirdiği 5 yıllık tutsaklığın ardından akademik ve entelektüel çalışmalarına hız kesmeden devam ederek Hacettepe Üniversitesi’nde akademik çalışmalar yürüttü. Nagihan Akarsel, 2008 yılında Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) mesleki gazetecilik kariyerine adım attı.   Kadın kütüphanesi hayali…    Gazetecilik kariyerinde ve toplumsal alanda aktif bir rol üstlenen Nagihan Akarsel, 2013 yılında DİHA’dan ayrılarak çalışmalarını Rojava’ya taşıdı. Burada kadın hikâyelerini görünür kılmaya odaklanırken Rojava Üniversitesi Jineoloji Bölümü’nde çalışmalarda bulundu. Şengal’de DAİŞ’e karşı direnen kadınların sesini duyurma hedefini, “Yazılamamış tek bir kadının hikâyesi kalmayacak” anlayışıyla sürdürdü. Ardından Sîlemanîye’ye geçerek Özgür Gündem gazetesine yazılar yazdı ve Jineoloji Araştırma Merkezi kapsamında Ortadoğu’da büyük bir kadın köyü ile kadın kütüphanesi kurma hayali doğrultusunda kapsamlı projeler başlattı. Ancak yürüttüğü bu çalışmalar hedef alındı. 4 Ekim 2022 tarihinde Sîlemanî’de evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildi.   Katliamın ardından dünyanın dört bir yanından kadınlar sokaklara çıkarak Nagihan Akarsel’in mirasını ve mücadelesini devraldıklarını ilan etti. Sîlemanî’de temelleri atılan Kürt Kadınları Kütüphane Arşiv Araştırma ve Hafıza Merkezi, onun doğum günü olan 24 Haziran’da açıldı. Nagihan Akarsel’in hakikat arayışı, ardılları olan kadınların yürüttüğü projeler ve kütüphaneler aracılığıyla yaşatılıyor.   Öykü Dilara Keskin, DİHA döneminden tanıdığı Jineolojî emekçisi Nagihan Akarsel’in hakikat arayışını ve bıraktığı mirası anlattı.   Nagihan Akarsel ile ilk tanışma     Öykü Dilara Keskin, Nagihan Akarsel ile olan tanışıklığının 2011-2012 yıllarına dayandığını belirterek, o dönem DİHA İstanbul bürosunda 18 yaşında genç bir muhabir olarak mesleğe başladığını dile getirdi. Nagihan Akarsel’in ise o süreçte ajansın Ankara bürosunda görev yaptığını aktaran Öykü Dilara Keskin, henüz yüz yüze gelmeden önce dahi kendisinden sıkça bahsedildiğini ifade etti. Öykü Dilara Keskin, “Ne kadar güzel çalıştıklarından, onun naifliğinden, çalışma disiplininden söz edilirdi. Yani bize hep örnek gösterilen bir arkadaştı. 2011’in Aralık ayında KCK operasyonu olmuştu ve bizim bir sürü çalışma arkadaşımız tutuklanmıştı. O dönemde İstanbul’a birçok arkadaş geldi. Nagihan heval de bu arkadaşlardan biriydi. 2012 yılının baharında İstanbul’a geldi. Ben o zaman daha yeni 18 yaşına girmiştim ve Kürt hareketini hiç bilmiyordum. Yani Kürt hareketini biraz sokaktan, eylemlerden biliyordum; gördüğüm bir halk vardı ama gerçekten mücadelenin arka planını yeni yeni DİHA’da öğreniyordum” dedi.   ‘Yeniden bir var ediliş sunuyordu’   Öykü Dilara Keskin, mesleğin henüz çok başındayken Nagihan Akarsel ile olan temasını aktarırken, Nagihan Akarsel’in hem editörlük hem muhabirlik yaparak sergilediği tutumun kendisi için gerçek bir yol gösterici olduğunu belirtti. Öykü Dilara Keskin, “Tam o noktada Nagihan haval ile bir temasımız oldu. Ben o dönem, birkaç aylık muhabir olmama rağmen kendimi mükemmel bir muhabir sanıp on parmak bile çalışmak istemezken Nagihan heval ajansta hem editörlük hem muhabirlik yapıyor, hem de bize güzel bir yoldaşlık ediyordu. Bize öyle bir dokunuyordu ki yeniden bir var ediliş sunuyordu. O dönem birçok kadın arkadaş DİHA’da vardı. Çok arkadaş tutuklanmıştı ama yerlerine destek amaçlı başka arkadaşlar gelmişti. O dönem çok yoğun çalışıyorduk. Hepimiz çok yeniydik, acemiydik, yetişemiyorduk, haber yazamıyorduk. Nagihan heval de bir öneri sundu. ‘Bugün hiçbir kadın arkadaş çalışmayacak. Hepimiz Yıldız Parkı’na gideceğiz’ dedi. Biz de ‘Tamam’ dedik. Yıldız Parkı’na gittik” dedi.     ‘Bize yoldaşlığı gösterdi’   Yıldız Parkı’nda Nagihan Akarsel ile geçirdikleri samimi anları anımsatan Öykü Dilara Keskin, o gün habercilik veya mesleki konular yerine yalnızca hayata, sevgiye ve insani bağlara dair konuştuklarını belirtti. Nagihan Akarsel’in duruşu ve rehberliğiyle kendilerine bir mücadele yoldaşının nasıl olması gerektiğini gösterdiğini ifade eden Öykü Dilara Keskin, “Orada birbirimizin yaşamlarından söz ettik. Neleri seviyoruz, neleri sevmiyoruz… Gerçekten orada Nagihan heval yine şunu yaptı: Bize yoldaşlığı gösterdi. O parkın içinde bize bir yoldaşın nasıl olması gerektiğini, mücadelenin içinde nerede durmamız gerektiğini gösterdi. Orada bir fotoğraf çektirdik. Aklımda Nagihan heval hep o fotoğrafın içinde ve zihnimde o anlar sürekli canlı kalıyor. O fotoğrafı bulamadım ama hâlâ Nagihan heval dediğimde o parktaki gülüşüyle benim için var oluyor” şeklinde konuştu.   ‘Neşeli bir militandı’   Öykü Dilara Keskin, zorlu mücadele alanlarında geri çekilme hissi yaşadığı anlarda Nagihan Akarsel’in hiç eksilmeyen direnişini ve umudunu hatırladığını söyledi. Nagihan Akarsel’in yüksek umudunu ve kararlılığını dile getiren Öykü Dilara Keskin, “Nagihan Akarsel her zaman direnişi ve umudu büyütüyordu. Çok naif bir arkadaştı. Ama o naifliğin, o gülümsemesinin yanında neşeli militanlık dediğimiz bir kavram var. Nagihan heval tam bir neşeli militandı. Militanlığı üst seviyedeydi. Nagihan heval İstanbul’da çok uzun bir süre kalmadı. Militanlığı, umudu çok yüksek olduğu için her yerde Nagihan arkadaşa ihtiyaç duyuluyordu. İstanbul’dan sonra Ankara’ya gitti, Rojava’ya gitti, Kürdistan’ın her yerine gitti arkadaş. Çünkü bir kere bir arkadaşa dokunduğunda o arkadaş Nagihan’ın bir parçasını alıyor. Nagihan Akarsel’in bazen bir gülüşünü alıyoruz, bazen bir cümlesini alıyoruz, bazen umudunu alıyoruz, bazen onun gözlerindeki ışıltıyı hayatta devam ettiriyoruz. Nagihan heval benim için sanırım bir mücadeledir. Bir kadın mücadelesi, yeni yaşam mücadelesi. ‘Yeni bir yaşamı nasıl örmek gerekiyor?’ dersek Nagihan hevalin yazdıklarına dönüp bakmamız gerekiyor” sözlerini kullandı.       ‘Kafamızdaki zindanları gösteren bir arkadaştı’   Öykü Dilara Keskin, Nagihan Akarsel’in şehadet haberini aldığında hissettiği derin acıyı dile getirerek, bu suikastın yalnızca bir kişiye değil; Kürt halkına, kadınlara ve tüm topluma yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı. Nagihan Akarsel ile İstanbul’daki kısa buluşmalarının dahi yaşamının geneline yön veren güçlü bir etki bıraktığını belirten Öykü Dilara Keskin, onun öncü fikirleriyle zihinlerdeki sınırları ve özgürlüğün gerçek anlamını sorgulattığını ifade etti. Öykü Dilara Keskin, “Çünkü Nagihan Akarsel’in düşünceleri, varlığı ve kimliği o kadar öncüydü ki… Ben bir kadın olarak kendimi çok özgür sanıyordum. Aileden özgür olduğumu düşünürken aslında ne kadar çok kuşatma altında olduğumu gösterdi Nagihan Akarsel. Kendi kafamızdaki zindanları gösteren bir arkadaştı. Özgürlüğün ne olduğunu, özgürlük için neler yapmamız gerektiğini gösteren, özellikle kadın alanında bunun mücadelesini veren bir arkadaştı” diye belirtti.   Yeni yaşamın inşacısı ve ışığı   Öykü Dilara Keskin sözlerini şöyle tamamladı: “Herkes onu anlatmak ister. Özellikle kadın arkadaşlar olarak onun yol göstericiliğini, mücadeleciliğini, o neşeli militanlığını her zaman anlatmamız gerekiyor. Nagihan heval Jineoloji alanında da çok iyi çalışmalarda bulundu. Bizim de sanırım şu an, özellikle kadınlar olarak en önemli görevimiz, Nagihan hevalin bize bıraktığı o mücadeleyi ve Jineoloji mirasını büyütmek. Onun mücadelesine bizim cevap olmamız gerekiyor. Çünkü Nagihan heval yeni yaşamın inşacısı ve ışığıydı.”