‘Kadınlar karar mekanizmalarının asli unsuru olmalı’ 2026-09-12 09:06:31   AMED - Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yürürlüğe giren kök yasanın kadınlar açısından taşıdığı anlamı değerlendiren avukat Çiğdem Ertak, kadınların yalnızca temsiliyet düzeyinde değil, kendi irade, fikir ve deneyimleriyle sürecin asli öznesi olması gerektiğini belirtti.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un yürürlüğe girmesiyle süreç yeni bir aşamaya taşınırken, kadınların bu süreçteki yeri ve karar mekanizmalarına katılımı tartışılmaya devam ediyor. Savaş ve çatışmalı süreçlerden katmanlı bir biçimde etkilenen kadınların, barışın inşasında yalnızca temsiliyet düzeyinde değil, kendi söz, irade, deneyim ve birikimleriyle asli özne olarak yer alması gerektiği tartışmaların temel başlıklarından biri.   Avukat Çiğdem Ertak, kadınların süreçteki rolüne dair değerlendirmelerde bulundu.   Çiğdem Ertak, kadınların süreçlerde yalnızca temsiliyet düzeyinde yer almasının yeterli olmadığını belirterek, “Yaşanan pratiklere baktığımızda; örneğin Meclis’te kurulan komisyonun dinleme ve çalışma pratiklerine, yine bu komisyonun hazırladığı raporun içeriği, tarzı ve yöntemi, kadınların bir anlamda raporda yer almaması anlamına geliyor. Burada tabii ki temsiliyet düzeyinde bir katılım elbette önemli. Bunu bütünüyle yok saymak mümkün değil” dedi.   ‘Süreç eril siyasetin kalıplarıyla yürütülemez’   Savaş ve çatışmalı süreçlerin kadınlar üzerindeki katmanlı sonuçlarına dikkat çeken Çiğdem Ertak, “Barış süreçlerinden söz ediyorsak, özellikle savaş ve çatışmalı süreçlerin kadınlar üzerinde yarattığı sonuçları, kadınlarla ilgili yaşanan ve özel savaş politikaları olarak da adlandırılan bütün uygulamaları dikkate almamız gerekiyor. Bunların doğrudan ya da dolaylı etkilerini kadın yoksulluğunda, kadına yönelik şiddette, erkek-devlet yapısının ürettiği şiddet hallerinde görebiliriz. Bunun yanında doğrudan savaş ve çatışmalı süreçlerin yarattığı şiddet biçimleri de olabilir. Aslında bütün bunları kapsayan bir biçimde, kadınların yaşamını etkileyen ve yaşamlarına nüfuz eden bütün baskı aygıtlarında da bunu görebiliriz. En yoğun haliyle, en katmanlı haliyle, en çeşitli haliyle kadınlar bu süreçlerden etkilenen taraflar” diye belirtti.   ‘Kadınlar olmadan demokratik bir gelecek olmaz’   Çiğdem Ertak, kadınların yalnızca temsiliyet düzeyinde değil, kendi irade, fikir, birikim ve deneyimleriyle süreçlerin asli öznesi olması gerektiğini aktararak, “Aslında sorunun kendisi burada yatıyor. Bu zihniyette, bu sistematikte yatıyor. Dolayısıyla kadınların dahil olmadığı; şiddeti, baskıyı bir bütün olarak tekrar ederek, pekiştirerek yaratan bir akılla demokratik dediğimiz ya da barışçıl dediğimiz bir yarını tahayyül edemeyeceğimizi söylemek mümkün. Bu nedenle bu tür süreçlerde kadınların yalnızca temsiliyet düzeyinde değil, bir bütün olarak kendi fikirleriyle, kendi iradeleriyle, kendi birikimleriyle, deneyimleriyle ve tarzlarıyla bu süreçlerde asli bir unsur, asli bir özne olarak yer almaları çok hayati. Çünkü hukuki olarak da bunu söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda maddi bir gerçekliktir. Karar sahibi olmak, karar alma süreçlerinde yer almak demektir. Yasal düzenlemelerin, yasaların yapım süreçlerinde ya da bu tür süreçlerin yürütülmesiyle ilgili bütün uygulamaların, mekanizmaların ve koordinasyonların içerisinde kadınların yer alması gerekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Mevcut yöntem, barışın önünü tıkar’   Kadınların ve tüm toplumsal kesimlerin dahil edilmediği bir sürecin toplumsal uzlaşıyı ve demokratik bir yaşamı mümkün kılmayacağını vurgulayan Çiğdem Ertak, “Kadınların asli özne olarak var olmadığı, kendi iradeleriyle, deneyimleriyle, tarzlarıyla ve sözleriyle yer almadığı bütün katılım biçimleri, bana kalırsa, toplumsal uzlaşının ve bu süreçlerin daha demokratik, daha barışçıl bir yaşam idealine ulaşmasını mümkün kılmayacak; aksine bunu engelleyecek bir yöntemin işletilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla ulaşılan yaşam biçiminin de çok barışçıl bir yaşam düzeni olmayacağını söylemek mümkün. Hem çözümün hem de barışa ulaşmayı sağlayacak yöntemin kadınların ve tüm toplumsal kesimlerin dahil olduğu bir biçimde yürütülmesi gerekiyor. Özellikle kadınlar açısından baktığımızda, bunun kadınların kendi iradeleriyle, kendi fikirleriyle, kendi deneyimleriyle ve kendi tarzlarıyla sürece dahil olmasıyla mümkün olduğunu düşünüyorum” diye aktardı.   ‘Barış, eşitlik ve özgürlüktür’   Çiğdem Ertak, barışın yalnızca çatışmasızlık olarak ele alınamayacağını dile getirerek, “Barış deyince zaten tahayyül ettiğimiz şey ne? Çok saf haliyle ifade etmek gerekirse: eşitliğin, özgürlüğün, adil olma halinin, yani adaletin hakim olduğu bir yaşam biçiminden, bir yaşam düzeninden bahsediyoruz. Dolayısıyla buna ulaşabilmek için de sorunun kendisi olan pratiklerin sürdürülmesi ve tekrarıyla buna ulaşılmasının mümkün olmadığını söylemek gerekir” dedi.   ‘Kadının olmadığı yasa statükoyu yeniden üretir’   Barış sürecinde yapılacak yasaların tüm toplumsal kesimlerin kendisini bulduğu bir yaşam düzenini esas alması gerektiğini vurgulayan Çiğdem Ertak, “Kadının sözünün, iradesinin, fikrinin ve deneyiminin yansımadığı hukuki metinler, aslında bir anlamda devleti ve statükoyu koruyan, bunu önceleyen bir özellik taşır. Yani baskıcıdır, statükocudur, hiyerarşiktir; insanı öncelemez, devlet gibi yapıları önceleyen bir ruh taşır. Eril siyasetin ya da eril aklın hakim olduğu bir siyaset yapma biçiminin de predatör bir doğası vardır. Daha fırsatçı, sömürüye açık, otokratik tarza meyleden bir ruh taşır. Dolayısıyla bu tür süreçlerde asıl hatırlanması ve önemle üzerinde durulması gereken hususlardan biri budur. Barış sürecinde yapılacak yasalar söz konusu olduğunda da bütün toplumsal kesimlerin kendisini bulduğu bir yaşam düzeninin inşa edilmesi gerekir. Aksi halde bu akıl, bu mantık, bu yaklaşım özü itibarıyla güçsüzün daha fazla ezilebileceği, daha tekçi, daha iktidarcı bir yapı inşa eder. Kendini bu anlamda yeniden üretir” diye belirtti.   ‘Kadınların mücadelesi daha özgürlükçü ve onarıcı’   Çiğdem Ertak, kadınların iktidar alanlarını büyütmek yerine eşit ve özgür bir yaşamı esas aldığını söyleyerek, şöyle devam etti: “Dolayısıyla bugün neden özellikle kadınların bu süreçte aktif rol oynaması ve asli bir özne olarak yer alması gerektiğini söylüyoruz? Bunu belki de en basit haliyle, en saf haliyle örgütlü kadınlara bakarak görebiliriz. Özgür Kadın Hareketi’nin ya da feminist hareketlerin sözlerine, buralarda yer alan kadınların sözlerine, kalemlerine, yıllardır yürüttükleri mücadele biçimine, eylem tarzlarına ve içeriklerine baktığımız zaman ilk etapta, hemen ve kolaylıkla fark edebileceğimiz şey şudur: Daha özgürlükçüdür, daha eşitlikçidir, daha onarıcıdır. Bunu esas alır, bunu önceler. Çünkü aslında en başta belirttiğimiz gibi, savaşın ve çatışmalı ortamların yarattığı en yoğun, en katmanlı, en çeşitli baskı ve şiddetin içerisinden geliyorlar. İktidar yaratmak, iktidarı pekiştirmek ya da yeni iktidar alanları yaratmak gibi bir dertleri, bir amaçları da olmadığı için ben bunu daha aydınlıkçı bulurum. Zaten buraya, bu referanslara bakıldığında bunu hemen fark ederiz.”   ‘Barış için toplum esas alınmalı’   Kadınların aktif birer özne olarak yer aldığı barış süreçlerinin, savaş, çatışma ve şiddetin yarattığı tahribatı gidermeyi öncelediğini belirten Çiğdem Ertak, “Baktığımızda esas olan, hedeflenen şudur: Kadınların da dahil olduğu süreçlerin anlamı, bütün o savaşın, çatışmalı ortamın, erkek ya da devlet şiddetinin yarattığı ihlalleri ve üretilen tahribatı gidermeyi esas almak ve bunu öncelemektir. Bu nedenle çok önemsediğim ve çok inandığım hususlardan biri de budur. Barış süreçlerinde belki deneyimler de bize bunu söylüyor. Barış süreçlerinde kadınların özne olduğu, aktif olduğu, anlamlı olarak katıldığı süreçlerin nasıl bir barışa, nasıl bir yaşama ve neye evrildiğine dair bize bir yol gösterdiğine inanıyorum. Hukuk mevcut haliyle aslında devleti kutsayan, mevcut statükoyu ve yapıyı korumaya odaklı bir ruh taşıyor. Dolayısıyla eğer bir barış iradesinden ya da bir barış sürecinden söz ediyorsak bunun için en başta hukukun bu anlayıştan çıkması gerekiyor. Dolayısıyla bireyi ve toplumsal uzlaşıyı, demokratik bir sistem inşasını önüne koyması gerekiyor. Bunu hedeflemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Hakikat komisyonları oluşturulmalı’   Çiğdem Ertak, evrensel insan hakları normlarının esas alınması ve hakikat komisyonları gibi hukuki mekanizmaların oluşturulmasının toplumsal uzlaşı, demokratik toplum ve barış açısından hayati olduğuna dikkat çekerek, “Mevcut yasaların şu anki nobran hali, nobran ruhu, yapısı ve tarzı dönüşmeli, değişmeli. TMK gibi yasaların da lağvedilmesi, ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun için esas olarak dikkate alınacak hususlardan biri, yine en başta ifade ettiğim gibi, hem toplumsal kesimlerin dahil olduğu, kadınların kendi fikirleriyle, deneyimleriyle, tarzlarıyla ve yöntemleriyle dahil olduğu hem de insanlığın tarihsel olarak edindiği birikimler ve deneyimler neticesinde ulaştığı evrensel insan hakları normlarının öncü kılındığı bir yöntemin, bir tarzın ve anlayışın yeniden kurgulanmasıdır. Bu açıdan, sıkça ifade edildiği gibi ve deneyimlerin de bize gösterdiği üzere, hakikat komisyonları gibi kurulların, komisyonların ve bu tür hukuki zeminlerin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Hatta toplumsal uzlaşı, demokratik bir toplum ve barışa giden yolun başarıyla ilerleyebilmesi için bunları çok hayati buluyorum” sözlerine yer verdi.   ‘Yasalar, uzlaşı ve şiddetin giderilmesi temelinde hazırlanmalı’   Hukukun savaş ve çatışmalı süreçlerin yarattığı şiddet, ihlal ve tahribatı görünür kılan ve giderilmesini sağlayan bir rol üstlenmesi gerektiğini dile getiren Çiğdem Ertak, “Burada hukukun oynayacağı asli ve esas rol, o nobran, eski ve kendisini tekrar eden dilini bırakmasıdır. Dolayısıyla hukukun; toplumsal uzlaşıyı ve toplumsal kesimlerin katılımını esas alan, savaş ve çatışmalı sürecin doğrudan ya da dolaylı olarak yarattığı şiddet halinin, ihlallerin ve tahribatın giderilmesine ya da ortaya konulmasına dönük bir rol üstlenmesi veya bunun için bir zemin sunması gerekiyor. Aynı zamanda bunların tekrar edilmesini, kendisini pekiştirmesini ve yeniden üretmesini engellemeye dönük önlemlerin alınması gerekiyor. Yeni yasaların da bu ruhla, bu öncü fikir ve yaklaşımla hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.